Selamlar, bir süredir buralarda değildim ve artık bölüm atmanın zamanı geldiğini düşündüm. Bölüm fazla uzun olmasa da atmak istedim. Yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. Saygı çerçevesi içinde tüm eleştirilere açığım. 🎈
Puslu bir geceydi. Buğulanan camın köşesindeki çatlaktan içeriye üflenen soğuk hava, ortamın ısısını bir nebze olsa da düşürmeye yetiyordu. Telefonuma gelen sayısız cevapsız arama, mesaj ve e-postaları bir köşeye ittim. İlgilenmem gereken birçok şey vardı. En başında yer alansa doldurmaya çalıştığım bir defterdi.
Kelimelerin satırlarda yuvarlandığı, korkunun titrediği, acıların kahkaha attığı bu defterde öfke bütün satırlara kucak açmıştı. Gerçeklerin konuştuğu bu satırlar geçmişin sonunu getirmek için kullanılan bir araçtı.Masanın üzerindeki sivri uçlu kalemi soğuktan çatlamış parmaklarımın arasına yerleştirdim.
"İşte başlıyoruz."
İki kelimenin içime işlediği titremeyle gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Oyunun baş piyonlarından biri bendim ve kuklaların ipleri parmaklarım arasında sallanıyordu.
"Rose! Sen hâlâ uyumadın mı?"
Aralık kapıdan gelen tiz sese karşılık aniden defteri kapatıp dağınık çekmeceye sokuşturdum.
"Odama bu şekilde girmemen gerektiğini kaç kere söylemem gerekiyor?"
Gözlerimi ağır bir şekilde devirirken sandalyeyi geriye iterek ayağa kalktım. Soğuk zemine değen ayaklarım kısa bir süreliğine uyuşmuştu. Açık pencereden içeriye nüfuz eden rüzgar odanın ısısını gitgide düşürüyordu.
Odanın çıplağı bir dağınıklıktan ibaretti. Zemine yansıyan loş ışık da kötü görüntünün oluşmasını engelliyordu. Soruma henüz alamadığım cevap karşısında solgun yüzüme bir gülümseme kondurdum.
"Ah tatlım, hangi diyarlara daldın? Sanırım cevabını düşünmek için zihnini zorluyorsun. Zorlamana gerek yok, iki adım solundaki kapıdan çıkıp beni rahat bırakabilirsin."
Elleri kalın bukleli saçlarındaki yerini alırken gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Odanın içini bir çığlık sesi doldurdu. Bir haykırış ve ardından yitik düşen bir bedenin feryadı duvarları delip geçti.
"Ben bunu hak edecek ne yaptım? Dayanamıyorum Rose anlıyor musun? Ben güçlü değilim, olamıyorum!"
İnsanlar ve saklandıkları gölgeleri; zihinlerinin oynadığı saçma oyunların beraberinde doğurduğu boş duygulardan ibaretti. Her bir yakarış ölüme atılan adımları hızlandırıyordu.
"Tanrım iyi misin? Sana diyorum, Gloria! "
Başını iki yana sallarken soğuktan çatlamış elleriyle yüzünü kapatıyordu. Dağılmış saçları, akmış makyajı, ayağındaki topuklular ve dağılmış kıyafetiyle berbat bir görüntüyü ortaya seriyordu.
Bir parça kırıklık dağılmış ruhuna batırıyordu. Karşımda öylece dururken kollarıma atıldı. Boynuma doladığı kollarıyla birlikte tenime akıttığı gözyaşları titrememe yol açıyordu.
"Her şey bitti Rose. O beni sevmiyor ama ben sürekli savaşıyorum. Ben çok yoruldum. Ruhum dağıldı, zihnim bir karmaşanın içinde; bedenim yorgun, ölmek istiyorum. Ölümü arzuluyorum."
Boğuk boğuk çıkan cümlelerine karşılık sımsıkı sarıldım. Kolları gevşedi, boynumdan aşağıya sarktı. Başına minik bir öpücük kondurdum. Geçmişe dair beslenilen umutlar, geleceğe dair kurulan hayalleri bir köşeye atıyor ve üzerini çiziyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kızıl Senfoni #Wattys2018
Mystery / ThrillerWATTYS 2018 UZUN LİSTE HİKAYESİ* "Cezalı bir oyun ve kurallarını sen belirledin. İnsanların hayatları senin ellerinde. Oyuna bir kere başladıysan... bırakamazsın. " Kapak Tasarımı: rei-nia Başlangıç 29.07.2017 Wattpad'de Kızıl Senfoni isimli ilk v...