GIYBETSİZ HAVA SAHASI

285 32 4
                                    

"Gençler!" dedi Mehmet hoca gür bir sesle. Sesinde garip bir endişe vardı.

"Sizlere çok önemli bir konudan bahsedeceğim."

"Ne oldu hocam, kötü birşey mi var? Sesiniz de titriyor." dedim. Mehmet hocanın anlatacağı şeyi gercekten merak ediyordum.

"Bugün beni derinden etkileyen bir olayla karşı karşıya geldim Ceyhun." dedi. Sınıfa bakıp iç çektikten sonra,

"Çok sevdiğim iki öğrencim disiplinlik oldu. Kavga etmişler. Beni üzen şey kavga etmelerinden öte, kavganın çıkış sebebi idi. Birbirleriyle arkadaştan öte kardeş olan bu iki öğrencim bugün asrın hastalığına yakalanmış bir şekilde çıktılar karşıma. Dostluklarının bitmesine, asrın hastalığı gıybet sebep olmuş. Beni en cok üzen bu oldu."

Sınıftaki sessizliğin devam etmesini fırsat bilip anlatmaya devam etti Mehmet hoca.

"Garipseyeceksiniz belki... Gıybet etmek sizlere normal bile gelebilir hatta... Ama soruyorum size gençler, ölmüş kardeşinin etini yemek hanginize normal geliyor? Arkanızdan konuşulması hanginizi mutlu ediyor? Soruyorum size... " dedi.

Masasının üzerinde ki sudan bir yudum aldı. Daha sonra oturduğu yerden kalkıp, elleriyle ceplerini aradı. Ceketinin sol iç cebinden bir tahta kalemi çıkarıp tahtaya yaklaştı. Tahtanın önüne gelince sınıfa bakıp,

"Dikkat çeksin öyle değil mi?" deyip tahtaya büyük harflerle,

"GIYBETSİZ HAVA SAHASI!" yazdı. Masanın üzerinde ki sudan bir yudum daha alıp anlatmaya başladı.

"İnsanoğlu her an, her saniye, her salise izleniyor. Hem büyük bir Zat (c.c) tarafından ayrı, hem de onun görevli olarak kıldığı memurları tarafından ayrı ayrı.
Ahir zamanın en en ama en ciddi büyük hastalığından biri “GIYBET”tir. Günlük hayattta sık sık yaptığımız, yapmadan duramadığımız bir hastalık. Hastalık diyorum çünkü insan yapmaya başladı mı duramıyor, dursa bile bu sefer de dinlemeden duramıyor. Tedavisi zor ama imkânsız değil.
İnsanın başkasına karşı içinde barındırdığı kini, nefreti, hırsı, çekememezliği, kıskançlığı; onu dinleyecek, dediklerinin üstüne daha çok söyleyip yorum yapacak bir başka kişiye anlatıp arkadan konuşması olayına gıybet deniyor diğer adıyla dedikodu... Medyanın bize sunduğu adıyla ise magazin yada fiskos...

Dil, en belalı ama aynı zamanda en tatlı olma özelliğine sahip bir organımızdır.
Dil, bir kişinin güzel söz ve tatlı dillilikle imanının kurtulmasına vesile olabilirken, bir kişinin ölü etini yemişçesine adi bir şekilde konuşarak yerin en dibine indirebilir de. Ne gerek var bir dil ile bu dünya menfaati için ahireti yakmaya? Ne gerek var o olayı başkasına anlatmaya?
Bu dünyada konuştuğun ve konuşacakların sınırlıdır. Öbür dünyada yaşayacağın güzel-kötü ne varsa hepsi sonsuz. Değer mi başkası yüzünden sonsuzu kaybetmeye? Burada Allah’ın verdiği azap, sıkıntı, dert sınırlı. Ama orada ne bayılabiliyoruz ne ölebiliyoruz. Durmadan devamlı şekilde devam eden bir azap var. 
Enes (r.a)’dan Resulullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: 
Miraca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnakları bulunan bir kavime uğradım. Tırnakları ile yüzlerini ve göğüslerini tırnaklıyorlardı. Ben:
-Ey Cebrail (a.s) bunlar kimlerdir, dedim. Cebrail (a.s):
– Bunlar gıybet ederek insanların etlerini yiyen ve onların vakar ve haysiyetine dokunanlardır, buyurdu.
Azap şekline bakar mısınız? Bakırdan tırnaklar ile kendi kendilerine işkence etmek… Kendinizi 15 dk boyunca cimdikleyebilir misiniz ya da tokat atabilir misiniz? Yapsanız bile en hafif şekliyle yaparsınız. Çünkü insanın canı kıymetlidir. Burada böyle davrandınız öbür dünyada ne yapacaksınız? Resul Aleyhisselam şöyle buyurmuştur: 
“Gıybet kabul edilmiş duaları, kulun hasenatını tıpkı ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakıp ortadan kaldırır.”
Bu hadisi her duyduğumda Said Nursi’nin bir sözü var, sanki hadisi tefsir edercesine diyor ki: “Nasıl ateş odunu yer bitirir, gıybet dahi amal-i salihayı yer bitirir.” 
Ne kadar haccın, umren varsa, ne kadar nafile namazların varsa, ne kadar ihlas ile yaptığın ibadetlerin varsa hepsi bir gıybet ile bir kişi yüzünden gidiyor. İşin kötü yanı sevaplarınız gıybetini yaptığınız kişiye, onun günahları da size yazılıyor. Sizce akıl kârı bir olay mı? Düşünen bir varlık, düşünebilen bir beyin bu olayı kabul eder mi? 
Tüm yaptığımız ihlas yüklü sevapları arttırarak yaşayacağımız zamanlar varken bir sinirle, öfkeyle, kin ve nefret yüzünden hepsini kaybetmeye değer mi? 
Vicdanınıza bir sorun. Bakalım ne diyecek?
En en ama en nokta atışı bir hadisi de paylaşarak bitireceğim. Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki: 
“Gıybet etmekten uzaklaşınız, sakınınız. Çünkü gıybet ZİNADAN daha şiddetlidir. Çünkü zina eden kişi tövbe ederse Allah kendisini bağışlar. Ama gıybet edilen kişi bağışlayıncaya kadar gıybet eden kişi bağışlanmaz.”
Tüyler diken diken oldu mu? Hadisi tefekkür eder misin? ZİNA büyük günahlar içerisinde yer alan bir günah çeşidi. Bu günaha samimi şekilde tövbe edersen ve Allah da rahmet ederse tövben kabul edilir. Peki ya GIYBET?
Gıybetin de tövbesi tabii olur yani “Yapmayacağım.” dersin ve sonradan da yapmazsan bu şekilde hayatına devam edersin ama ya önceden gıybetini yaptığın kişilere ne olacak? Konuşsan tüm arkadaşlık bitecek belki, anlatsan ailenin arası bozulacak, açık açık böyle böyle dedim desen yanında kimse kalmayacak. Hiçbirinden helallik alamadan öldün ahirete göç ettin, hesap günü geldi. Bu kişiler tek tek helallik almak için karşındalar. Dediklerini aynen harfi harfine izliyorlar, dinliyorlar senden beklenmeyecek şeyler duyuyorlar o sırada Allah ile bağlantın yok direkt onlarla bire bir hesaplaşıyorsun, sonsuz bir hayatın onların elinde. 
Ne acı öyle değil mi?

Ne acı ki; sonsuz bir rahmetin eliyle kurtulmak yerine, kendin gibi bir faniden medet umuyorsun.

Oysa ki dilini tutan kurtulacak!

Düşün onca haram ilişkiler, konuşmaların samimi tövbe ile silindi fakat gıybet ettiklerin seni bekliyor. O kişiler “Helal ettim.” demedikçe kurtulamayacaksın. Ya bir de helal etmezse hakkını… O zaman ne olacak?

Dilini tutan kurtulacak!

Tam Resulullah’a kavuşacakken bir dil yarası bize engel olmasına izin vermeyelim!" dedi. Sınıfa uzun uzun bakıp yerine oturdu. Tüm sınıf başını yere eğmiş sessizce oturuyordu.

Bu dine mensup olan herkes neden Hümeyra gibi konuşuyordu? Neden anlattıkları tıpkı Hümeyra'nın cümleleri gibi tam kalbime işliyordu?

Yoksa kalbime ince bir nakış gibi işlenen Hümeyra'nın cümleleri değil de, bu din miydi?

Evet, bu din cok güzeldi. Hoşgörünün, sevginin, saygının diniydi bu din...

"Hocam!"

"Efendim Ceyhun?"

"Bu din hep böyle midir? Her zaman böyle hoşgörü, sevgi ve saygıyı mı savunur?"

"İçinde güzelliğe, iyiliğe dair bir amel bulunmayan birşey din olabilir mi Ceyhun?" dedi.

Haklıydı... Din aynı zaman da iyiliği, güzelliği, doğruluğu, hoşgörüyü savunmalıydı...

Tenefüs zilinin çalmasıyla Hümeyra sırasından kalkarak Mehmet hocanın yanına doğru ilerledi. Bende Hümeyranın ne söyleyeceğini merak ettiğim için Mehmet hocanın masasının hemen önünde ki sırada oturan Tolga'nın yanına oturdum. Bu yaptığımın çok yanlış olduğunu biliyordum, fakat Hümeyra'nın hayatına dair herşeyi öğrenmek istiyordum. 

Hümeyra kısık bir sesle,

"Hocam ben internet üzerinde kendime ait bir blogdan İslami konularla ilgili yazılar paylaşıyorum. Mümkünse eğer yazdıklarımı bloğumda paylaşmadan önce size okuyabilir miyim? Yorumlarınız ve fikirleriniz benim için çok önemli." dedi.

Mehmet hoca Hümeyra'nın bu ricasını reddetmeyip,

"Tabi ki Hümeyra, bu beni de çok mutlu eder." dedi.

Hümeyranın konuşmaları kadar, yazdıklarınında beni etkileyecegine emindim. Şimdiden ne yazdıgını merak etmeye başlamıştım. Çünkü İslami konularda olduğu kadar felsefi konularda da bilgisi oldukça fazlaydı. Hümeyra'yı tanımadan önce siyah giyinen herkese yobaz, cahil gözüyle bakıyordum. Hatta başlarına bağladıkları örtü sebebiyle beyinlerine oksijen gitmediğini, sağlıklı düşünemedikleri için de görünmeyen bir varlığa inandıklarını düşünüyordum. Ama Hümeyra'yı tanıdıkça bu düşüncelerim tamamen yok oldu. Çünkü Hümeyra cahil ve yobaz olamayacak kadar bilgili, her konuda kendini geliştirmiş bir kızdı. Taktığı başörtü, giyindiği kıyafet onu yobaz yapmıyordu. Asıl yobazca olan benim düşüncelerimdi. Bunu anlıyordum.

ATEİST İMAMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin