like a murder scene

482 63 13
                                        

Kırmızının beyazı gittikçe daha hızlı kaplamasını izliyordum. Hipnoz olmuş gibiydim. Koyu kırmızı kan bütün benliğimi ele geçirirken konuşmadan sadece izledim. Bir nehir gibi sakince akışını izledim. Canı acıyor muydu bilmiyorum, acıyor gibi görünmüyor aksine bu onu rahatlatıyormuş gibi görünüyordu. Yine de hoş gözüküyordu. Bunu inkar edemezdim.

Orada olduğumu yeni fark etmiş ve ceketini hızla giyerek kolunu gizlemeye çalışmıştı. Halbuki ben her şeyi görmüştüm. Kan gölüne dönen yere kaydı bakışlarım. Bir cinayet sahnesine benziyordu. Kan bileklerinden yere damlarken ben sadece bir izleyiciydim. Bir cinayet sahnesini izleyen izleyiciydim.

Bakışlarını bendense şehrin berbat görüntüsüne dikmişti. Bana bakmasını istedim. Gözlerindeki acıyı görmek istedim. Yine de sesimi çıkarmadım. Yerdeki taze kanın üstüne basarak yanına oturdum. Çekinmeden onu inceledim. Bakışlarım kolundaki lekede kalmıştı. İstemeden elim koluna uzanmıştı. Kolunu nazikçe kendime çekerken şaşkınca ne yaptığımı izliyordu genç.

Ceketin kolunu sıyırdım ve hala kanayan, çok da derin olmayan kesiklere baktım. Hoş gözüküyorlardı. Onları yok etmek istemiyordum. Yine de cebimden bir peçete çıkardım ve ne kadar istemesem de beyaz tendeki kırmızılıkları sildim. Kaç kesik olduğuna baktım bir süre.

Bir kesik.
İki kesik.
Üç kesik.
Dört kesik.
Beş...
Altı...
Yedi...
Sekiz...
Dokuz...
...
Tam olarak on altı tane.

Sonra gencin kafasındaki bandanayı alarak sıkıca koluna sardım. Yeterliliğinden emin olduğumda kolunu bırakmış, peçeteyi ise oturduğum yerden aşağıya atmıştım.

Gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Umursamadım. Giydiğim kazağın kolunu sıyırdım. Açıkta kalan kolum soğuk rüzgardan dolayı üşüse de takmadım. Onun görüş mesafesine getirdiğimde kolumu inceledi.

O kolumu incelerken ben de suratını bir daha incelemiştim. Şekilli burnunu, bir karadelik gibi olan gözlerini...

"Seninle bir oyun oynayalım." dedim kısık bir sesle. Sonra ise konuşmasına fırsat vermeden devam ettim. "Her akşam buraya gelelim. Oturalım, konuşmak zorunda değiliz ama konuşabiliriz de. Her neyse... Birbirimizi mutlu ettiğimizde kolumuza bir çizik atmayı bırakalım."

İri dudaklarını araladı ve benim gibi kısık bir sesle konuştu. "Peki ya birbirimizi üzersek?"

Ufak bir şekilde gülümsedim. "O zaman bir çizik daha ekleriz."

Kafasını tekrar öne eğmişti. Karar vermeye çalışır gibiydi.

Ve sonunda...

Kabul etti.

Bense onu üzeceğime kendi içimde söz verdim.

don't cut °hyungwonhoHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin