MUHAFIZ ♖

7.6K 136 15
                                    

Ağlaya ağlaya koşarken bir yandan ''Lütfen,'' diye bağırıyordum.

''Lütfen, artık bırak peşimi!''

Bu karanlık sokaklarda kaç defa döndüğümü bilmiyordum, tıpkı nerede olduğumu bilmediğim gibi. Sırtımdan ter damlaları akarken, bu karanlığın beni yutmaması için direniyordum. Hissettiğim tek şey gittikçe vücudumun her yerini esir alan sancılı bir acıydı. Acı o kadar kuvvetliydi ki, gittikçe hissiyatını azaltıyordu. Acı vardı. Ama o kadar çok vardı ki uyuşuyordu gittikçe. Yine bir sokağın sonuna geldiğimde korkuyla arkama baktım. Adam, aldığı darbelerden dolayı sersem bir şekilde koşuyordu.

Önüme dönüp kaçmak için aydınlık bir yol aradı gözüm. Ama yoktu. Sağ tarafım doygun bir karanlığın esareti altında kıvranıyordu. Gözümden düşen iri bir damla gözyaşıyla sol tarafa baktım. Ağlamaktan ve korkunun verdiği endişeyle suratıma yapışan tel tel saçlarımı kulağımın arkasında topladığım da damarlarım da ki kanın akış hızını hissedebiliyordum. Sertçe yutkunduğum da, gittikçe nefes giremeyen göğüs kafesim hareketlerimi sınırlarını azaltıyordu.

Belki de pes etmeliydim. Akışına bırakmalı, beni öldürmesine izin vermeliydim. Belki de yaratan, annemin yanına gitmem için bir fırsat sunuyordu bana. 

Bu düşünce, alnımın tam ortasına, tetiği çekilmiş bir silahmış gibi yerleşmişti. Bedenimi titreten düşünce gardını almış beni vururken, ne zamandan beri umutsuz olduğum sorusu beynim de yanıp sönüyordu. Kaşlarım sebepsiz yere çatıldığında, ileri de duyduğum ses beni tüm düşüncelerimden bir anda uzaklaştırdı. Görüş açıma uzun boylu, telefon da sinirle konuşan bir adam girdiğin de dudaklarım hem biraz şaşkınlıkla, hemde bir umut bulmanın sevinciyle aralanmıştı. Yaratıcı, bana o adamı fırsat olarak vermemişti. Karşım da ki bu insanı, kurtuluşum için göndermişti. İçimdeki tüm kötü düşünceler tek tek zincirlenirken, gözüm de bir mutluluk göz yaşı döküldü. Hayatımda ilk defa, ilk defa birini gördüğüm için bu kadar mutlu olduğumu hissettim.

Yardım istemek için tam bağıracak iken mantığım vücudumu bir anda frenledi. Sürekli bir sevinçle yeşeren umutlarım bir başka düşüncenin onu ezmesiyle son buluyordu. Katil silahlıydı. Ona karşı gelemezdi ilerideki yabancı.

Tekrar arkama bakıp gittikçe hızlanan şerefsize baktım. Sokağın sonunda olduğum için ortada bulunan ışık direği burayı aydınlatamıyordu. Beni kaybetmesi, onu sinirlendirmiş, hırslandırmıştı ve bu benim açımdan hiç iç açıcı bir durum da değildi. Hareket ettikçe yükselen kan kokusu ile suratımı  buruştururken umut dolan gözlerimi bakışları bende olan kurtarıcıya çevirdim. Elindeki telefonu yavaşça indirirken, çatılmış kaşları ve inceleyen gözleri umursamadım. Umursadığım tek şey, arkamdan soluklarını duyduğum zanlıdan kurtulmaktı. Adama doğru koşmaya başladığım da içimden yalvardım.

''Eğer gerçekten beni görüyorsan Allah'ım, bu çocuk benim kurtuluşum olsun, lütfen. Bu acıya bir son ver, lütfen.''

Ben yaklaştıkça bir iki adım gerileyen yabancının boynuna sıkıca sardım ellerimi. Yaptığım harekete tepkisiz kalırken dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Gözlerim hissettiklerine daha fazla dayanamayarak çökerken, dudaklarıma kapanan dudaklar hareketsizdi. İfadesizce dururken, ne kadar uzak durduğumuz gözle görülür bir şekilde ortadaydı. Ellerimin altındaki, boyunu daha çok kendime çektim. Üst dudağını dudaklarım arasına alırken, ağzımdan kaçan hıçkırığa engel olamamıştım. Bu, titreyen bedenimin karanlık kuyuda ki son çırpınışlarıydı ve adamın böylece beklemesi üzerimde hıçkıra hıçkıra ağlama isteği uyandırıyordu. Ne yapacağını bilmez, başı boş bir şekilde hiç bilmediğim şehrin sokakların da kaybolmuş gibi hissediyordum.

Dayanmalıydım. 

Belimde hissettiğim uzun parmaklar, sertçe bel oyuğumu kavradığın da dudaklarım da hareketlenme hissetmiştim. Tenimde gezinen, başka bir tenin hiçbir güvencesi olmaması, beni daha çok korkutuyordu. İki taraftan gelen saldırıyı kaldıracak güçte değildim. Kısacası doludan kaçarken, yağmura tutunmak istemiyordum.

Yabancı adamın, dudaklarım üzerinde ki yöneticiliği artarken, kendimi ona bıraktım. Sert darbelere karşı verebileceğim fazla bir cevap yoktu. Bilmediğimden değil, yapamayacağımdan   dolayıydı. Koca eller, belimi bir ip gibi kavrarken acımı hissetmemeye çalıştım. Kurtulmak istiyorsam eğer, bu acıyı en diplerine kadar hissetmeliydim. Kapalı gözlerimden, yaşlar süzülürken, hissettiğim acıdan dolayı boğuk bir inleme çıktı ağzımdan.

Yabancının dudaklarım, üzerinde ki dudakları ustalıkla hareket ederken, sağ ayağımı kalçasına doğru kaldırdım. Karnımda ki ellerini başka yere çekmeliydim. Ellerini belimden aşağı, kalçama doğru indirirken, her tarafım titriyordu. Karnımdan akan o koyu sıvıyı ve verdiği saplantılı acıyı hissedebiliyordum. Çağlayan aşağı doğru akan suyu hissedebiliyordum.

 Adamın, kalçamda ki elleri sıkılaşırken, ne olduğunu anlamadan hızla beni kucağına alıp, ters dönerek arkamda ki duvara çarptı sırtımı. Kafamı acıyla arkaya attığım da, sımsıkı sıktığım gözlerimden tüm acının yok olup gitmesini diledim. Adamın dudakları boynuma inerken, içinde olduğum bu iğrenç durum karşısında yan taraftan gelen soluk sesleri ile buz kesilmiştim. Gelmişti. O adam gelmişti. Beynimin tüm çanları aynı anda çalarak, bir şey yapmam için alarm verirken, boynumu sertçe emen adamın çenesinden tutup yukarı kaldırdım. Dudaklarımı tekrardan dudaklarına bastırıp, gittikçe derinleşen ama hiçbir şey hissettirmeyen bu temasın bir an önce bitmesini diledim.

Ellerimi iki yandan suratım görülmeyecek şekilde, adamın sakallı yüzünde gezdirirken hareketlerim yavaşlamıştı. Başım dönüyor, içinde bulunduğum bu zaman dilimi daha da geçilmez bir hal alıyordu. Kafamın içinde çalışan plaklar, eskisi gibi yeni değildi. Akıp giden zaman, zincire vurduğum düşüncelerimi paslandırıyordu. Kalbimin ritmi yavaşlamış, hırçın dalgalar gibi her yere vuran kan, artık durgunlaşmış gibiydi. Ellerim üzerinde ki hükmüm yavaş yavaş azalırken, birbirine yapışmış gözlerimi araladım belli olmayacak şekilde. 

Kısık gözlerim, az ileri deki şahin bakışlara yakalandığın da, tepkisiz kaldım. Elinde, kan damlayan bıçakla buraya doğru gelmeye başladığın da gözleri avını yakalamış bir avcı gibiydi. Elinde ki bıçağı arkasına doğru saklarken, olduğu yerde durdu. İstediğini bulamamış bir vaziyetle saçlarını çekiştirdiğin de, arkasında dönüp koşmaya başladı.

Şaşkınlığın vurduğu yıkıcı topla aydınlanan gözlerimden, bir umut gözyaşı döküldü. Titreyen dudaklarımı adamın dudaklarından ayırdığım da, dudaklarımdan çıkan nefesler hızla inip kalkan göğsüme eşlik ediyordu. İçinde bulunduğum ortam bana nefes almayı unutturmuştu. Adamın sıcak nefesi dudaklarıma çarparken, boynuna inen ellerimi teninden çekip aşağı indim. 

Ne diyeceğimi bilmez iken, beynim düşünmeyi durmuş gibiydi. Odaklandığım ve aklımdan çıkmayan tek şey elinde bıçağıyla koşarak uzaklaşan o adamdı. Uygun kelimeler, kaçıp gitmişti sanki başka bir diyara. Onları bulup bir araya getiremiyordum. Adamın ifadesiz gözleri, beni utandırırken acınası halim artık eskisi gibi yakmıyordu canımı. 

''B-Ben özür dilerim.'' 

Zavallı kelimeler, ağlamaklı sesim de bir fısıltıya dönüşüp rüzgarın etkisiyle uçup giderken, aynı anda ağır ruhumu da bedenimden çeker gibiydi narin rüzgar.   Gittikçe çöken göz kapaklarım, beni dünyadan soyutlarken, gözlerimin önünde sanki birinin elinde sıkılan kalbim bana yaşadığımı hatırlatıyordu. Bilincimde ki aydınlık, ışık hızıyla solarken artık direnmeyi bırakıp kendimi acının kollarına teslim ettim.


MUHAFIZ (Askıya Alındı)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin