HAZRETİ ABDULLAH BİN ZÜLBİCÂDEYN (RADIYELLÂHÜ ANH)

31 9 1
                                    

Abdullah bin Zülbicâdeyn (radıyellâhü anh)

Saadet Asrı’nın mimarı, İki Cihan Güneşi Resûlulah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz , Kur’ân hakikatlerini cihanşümul ( dünya çapında, evrensel, cihanı içine alan, dünya ölçüsünde) bir sesle ilan ederken,
Cahiliye Devri’nin kökleşmiş batıl âdet ve itikatlarını da temizliyordu. İnsanlık tarihi içinde böylesine muaz­zam bir inkılabın eşine rastlanmamıştı.

Âdet ve inançlarına, gelenek ve itikatlarına taassup (fanatiklik, katı yandaşlık) ölçüsünü dahi aşan bir inatçılıkla bağlı olan Cahiliye Devri insanla­rının dem ve damarlarına, yepyeni bir iman aşısını yaparken, o Yüce Peygam­ber (sallallâhu aleyhi ve sellem) hep kendisine emredilen “İstikamet üzere ol.” İlahî hitabına bağlı kalmıştı.

Kendilerini tabiatın dışına çıkarmış, ferdî ve içtimai  hayatı  insani özlerinden ziyade, hayvani hususiyetlerine bina etmiş müşrik ve münkirler, Hazreti Peygam­ber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ’in getirdiği habere karşı isyan ve şiddet içinde bulunduklarında, onu defalarca öldürmeye, yok etmeye, ona işkence ve azap vermeye kalktıklarında, o, Kur’âni düsturların dışına çıkmamıştı.

Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ’in  putperestli­ğe karşı tavrı, bütün batıl inançları olduğu gibi, inkâr ve şirkin sembolik ifadesi olan putları da ortadan kaldırmayı gerektiriyordu. Cahiliye Devri insanları, içlerindeki batıl inançların dışa taşan işareti olarak putları kutsi görüyor ve ibadet ediyorlardı.

Hattâ birçoğunun ismi “Lat’ın kulu,” “Uzzâ’nın kulu” manasına geliyordu. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) (a.s.m.), Cahiliye Devri’nin kötü bir âdeti olarak konulan, küfrü ve şirki ihsas eden bu isimlerin hepsini değiştirdi.

İşte, Cahiliye döneminin inançlarını hatırlattığı ve “putlara kul olmak” manası­nı taşıdığı için Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) 'in ismini değiştirdiği şahıslardan biri de, Abdullah Zülbicâdeyn (radıyellâhü anh) idi . Suffe Medresesi’nin bu muhterem talebesinin ismi İslam’a girmeden önce, “Uzza” isimli putun kulu manasına gelen “Abdüluzza” idi. Müslüman olduğunda Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Hayır, sen Abdüluzza de­ğil, Abdullah’sın.” buyurarak onun ismini değiştirdi.
[1]


Abdullah Zülbicâdeyn (radıyellâhü anh) yetimdi. Amcasının yanında kalıyordu. Amcası ona çeşitli ikramlarda bulunurdu. Bir gün Abdullah (radıyellâhü anh) ’in Müslüman olduğunu öğ­renince çok kızdı. Abdullah (radıyellâhü anh) ’ı yanına çağırdı ve
“Duyduğuma göre, sen Muhammed’e tabi olmuşsun. Eğer bundan vazgeçmezsen, sana verdiğim elbiseler dâhil bütün ikramlarımı, hediyelerimi geri alırım!” dedi. Hazreti Abdullah (radıyellâhü anh) onun bu tehdidine aldırış etmedi. Pervasız bir şekilde,
Evet amca, ben Müslüman’ım!” cevabını verdi.

Bunun üzerine amcası, üzerindeki elbiselere varıncaya kadar ona verdiği her şeyi geri alarak annesine gönderdi. Annesi de kalın bir elbise verdi. Abdullah (radıyellâhü anh) üzerindeki bu el­biseyle Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ’e giderken yolda elbisesi ikiye ayrıldı. O da, elbisenin bir kısmını be­linden alt tarafına, diğer kısmını sırtına aldı. Öylece Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ’ın huzuruna gitti.

Ba­şından geçenleri Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) 'e anlattı. Onun bu fedakârlığı Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ’i çok duygu­landırdı. Ona iltifatta bulundu. Ayrıca, “iki elbise sahibi” manasına gelen “Zülbi­câ­deyn” lakabını verdi. Bundan böyle Hazreti Abdullah (radıyellâhü anh) bu lakabıyla birlikte anılacaktı.



Hazreti Abdullah (radıyellâhü anh) , Müslüman olduktan sonra, devamlı Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraber kal­mayı arzu etti ve ondan bir dakika olsun ayrılmak istemedi.

Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile bera­ber kaldıktan sonra gece gündüz Kur’ân okur, dua ve ibadetle meşgul olurdu. Bazı günler Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ’ın kapısına gider, oturur, tespih ve tekbirle vakit geçirir­di.

Hazreti Ömer (radıyellâhü anh) , Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ’e giderek, bu hareketin riya olup olmadığını sor­duğunda, Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) , “Ey Ömer, bırak onu. O, Allah’a dua eden, yalvaran, kalbi yanıklardandır.” buyurdu.
[2]



Hazreti Abdullah (radıyellâhü anh) , Re­sû­lul­lah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikte Tebük Seferi’ne katıldı. Çok büyük kah­ra­manlıklar gösterdi. Sonunda şehit oldu. Kabir kazma ve defin işiyle Peygam­berimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) , Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer (radıyellâhü anhümâ) meşgul oldu.

Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun naaşını kabre koyduktan sonra, “Ey Allah’ım, ben ondan razıyım, Sen de ondan razı ol.” diye dua etti.

Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun vefatından müteessir olmuştu. Bunu gören sahabiler, “Yâ Re­sû­lal­lah, Abdullah’ın vefatına üzüldünüz!” dediler. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) , “Evet, çünkü o, Allah ve Resûlünü seviyordu.” buyurdu.

Orada hazır bulunan sahabilerden İbni Mes’ud (radıyellâhü anh) der ki: “Ben ondan beş yıl önce Müslüman oldum. Yemin ederim ki, onun yerinde olmayı çok arzu ederdim!”
[3]

ALLAH TEÂL  ondan razı olsun. Ruhu şâd, kabri cennet olsun.

Rabbimiz bizleri şefaatlerine nâil eylesin.
ÂMÎN .





KAYNAK :
[1]Üsdü’l-Gàbe, 3: 123.
[2]Üsdü’l-Gàbe, 3: 122.
[3]Sîre, 4: 171-172.











HAYRINI GÖRÜN İNŞÂEالله
ÂMÎN.

HAYRLA KALIN.

RABBİME EMANET OLUN.

SELÂM VE DUA İLE.

Erkek Sahabeler (Asr-ı saadet'te ki yıldızlar⭐)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin