11

417 38 14
                                        

Lord Huron - The Night We Met

***

Papatya çayının kokusu burnuma doluyor, kulaklarımdan şöminenin çıtırtısı geçiyordu. Yanağıma değen kaşındırıcı kumaşı hissetmeme rağmen içerisinin sıcaklığı uyanmamı engelliyordu. Pencereleri titreten rüzgar korkutucu bir ses çıkarıyordu ama odada yalnız olmadığımı bildiğimden uyumaya devam ediyordum. Üzerimdeki şeyin uzun kollarını bileklerinden uzatmış, ellerimi içine gizlemiştim. Başucumdan gelen kıpırdanma seslerini duyduğumda açılmaya başlayan zihnim olmam gereken yerde olmadığımı kavramıştı. Koca yatağımda değil de oldukça dar bir yerde yattığım kesindi ve üzerimde ince gömleklerimden birinin yerine kalın bir şey vardı. Hissettiğim rahatsızlık hissiyle gözlerimi açıp birkaç kez kırptıktan sonra fark ettiğim şeyle hızla ayağa kalktım.

''Büyükanne?!'' Şöminenin yanındaki tekli koltukta oturan kadın şaşkınlıkla bana bakıp ayağa kalktığında neler olduğunu anlayamadan koşarak ona sarıldım. ''Yavrum, kabus mu gördün?'' Endişeli sesiyle başımı okşamaya başladığında kafamı gömdüğüm omzumdan kaldıramadım. Kabus mu görüyordum gerçekten? Omzunun üzerinden olduğum odaya baktığımda büyükannemin göz yoracak şekilde kırmızılarla donattığı salonun ortasında olduğumu fark ettim. Henüz yeni yaptığı belli olan papatya çayının kokusu odayı doldurmuştu.

Başımı omzundan kaldırmamı sağlayıp buruşuk elleriyle yanaklarımı ve alnımı kontrol ettiğinde yeniden kızıl saçlarını görebildiğim için şaşkınlıkla dolu bir ses çıkardım. ''Nasıl geldim buraya?'' Üzerimde o gece büyükannemin beni arayıp gelmemi istediği zamanki pijamalarım vardı. ''Otur bakalım şuraya, bu ne korku böyle Minseok?'' Elimden tutup beni biraz önce kalktığım koltuğa oturttuğunda ne zaman aktıklarını anlamadığım gözyaşlarımı eliyle sildi. ''Ağlama güzel çocuğum, endişelendiriyorsun beni.'' Bir süre beni izledikten sonra tatlı tatlı gülerek ellerimi tuttu. ''Korkma tutmayacağım seni çok fazla. Her şey ait olduğu yerde güzel sonuçta değil mi?'' kafam iyice karıştığında halime bir kez daha güldü çocukken yaptığı gibi ellerimi öptü.

''Bir daha böyle bir şansımız olmayacak Minseok. Vedalaşmamız gerekiyor.'' Her şeyi biliyor gibi görünüyordu ama ben buraya nasıl geldiğimi hala anlamamıştım. ''Neler olduğunu biliyor musun?'' Başını salladı, saçlarının arasındaki zümrüt toka kırmızılığın arasında parlıyordu. ''Senin ne kadar güçlü biri olduğunu biliyorum meleğim. Kendini bu kadar çaresiz hissetme.'' Rüyada olduğumu düşünmeye başladığımda anın tadını çıkarmak ve büyükannemle birkaç dakika daha geçirmek için dediklerini sessizce dinlemeye başladım. ''Umutsuzluğa kapılmana neden olan şeyleri sadece sen defedebilirsin değil mi?'' Burnumu çekerek başımı salladım.

''Nasıl yapacağımı bilmiyorum büyükanne.'' Gözlerimi ateşe çevirip histerik bir şekilde güldüm. ''Hiç daha önce kral olmamıştım.'' Benimle birlikte güldükten sonra çenemden tutup ona bakmamı sağladı. ''Cevapların burada olduklarını hissediyorsun ama.'' Avuç içini göğsüme bastırıp gözlerimin içine baktığında çaresizce başımı salladım. ''Ölümü nasıl durduracağımı bilmiyorum.'' Gözlerinden akıp giden korkunç ifade olmayan umutlarımın da yıkılmasını sağladığında rüyamda bile böyle olduğu için kendimi yok etmek istedim. Belki böylece peşimdeki sorunların hepsinden kurtulabilirdim ama zaten ölümsüzlüğünden benim nefes almam için gözünü kırpmadan vazgeçen birini daha fazla karanlıklara sürükleyemezdim.

''Hayır!'' Beni ellerimden iyice kendine çekti. ''Tabii ki bulacaksın bir yolunu.'' Ellerini saçlarımın arasına daldırıp nazikçe okşadı. ''Boşuna herkesten farklı olduğunu düşünmüyordum ben Minseok. Eğer bir savaşçı en büyük hazinesini kaybederse ona savaşçı dememize gerek kalır mı?'' Hayır anlamında başımı salladım. ''O zaman onu kaybetmemek için elinden geleni yap oğlum. Tıpkı bir savaşçı gibi?''

ineffable Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin