9| Duel

182 17 9
                                        

Dizlerimin üzerinde doğruldum. Ağlamam uzun süre önce durmuştu ama ben hala kralın bıraktığı yerde duruyordum. Hiçbir şey düşünmeden mutsuzluk, yanlızlık ve hayal kırıklığıyla birlikte oturuyordum. Aslına bakılırsa bir şeyler düşünüyordum. Babamın, yani pardon kralımın beni nasıl böyle bir şeye zorladığını, Prens Nathan'ın haberi olup olmadığını ve abilerimin duyduklarında ne tepki vereceğini. Kendimi sanki ihanete uğramış gibi hissediyordum. Bu ihanet sayılır mıydı? Yüce İsa! Şu anda Harry'nin sarılmalarından birine ihtiyacım var. Annemin saçlarıma öpücükler kondurarak hala küçük bir kız olduğumu ve büyüdüğümde sevdiğim adamla mutlu olacağımı söylemesine ihtiyacım var. Lanet olsun ki babama ihtiyacım var. Odadan çıkmak için yeterli enerjiyi topladığımda güneş batmak üzereydi. Dışarıda çalan enstrümanların sesleri duyulmaya başlamıştı. Turnuvaların ilk günü böylelikle sona ermişti ve şenlikler başlamıştı. Turnuvada bugünkü düelloları kaybeden şovalyeler ve prensler evlerine dönmüşler kazananlar ise kendilerine içki ve kız bulup şenlikte eğleniyorlardı. Şatodan dışarı adım atar atmaz kahkalar ve konuşmaların sesleri daha şiddetli bir hal almıştı.

"Prenses Alexander! Turnuvalarda eğleniyor musunuz leydim?"

"Maalesef bugün orada değildim. Düelloları izleyemedim Nathan. Peki siz eğlendiniz mi?"

"Gözlerim bütün gün sizi aradı leydim. Onun haricinde girdiğim düelloda galip gelen tarafım."

"Tebrik ederim Nathan. Asil bir savaşçı olduğunuzu duymuştum. Umarım yarın da tanık olurum."

"Umarım leydim. Umm... Leydim yanlış anlamazsanız şey... Acaba siz-"

"Evet Nathan biliyorum. Yani sen ve ben artık birlikteyiz. Ne kadar istemesemde ailelerimize yakışır davranmalıyız."

"Evet leydim. Sizi böyle bir şeye zorladıkları için üzgünüm. Ben de babam için bu işin içindeyim."

"Kralımın her sözü benim için emirdir." dedim duygusuzca. Biraz şaşırmış görünsede kendini hemen toparladı. Aslında onu biraz tanısam fena olmazdı. Tahtının varisi olmasının yanında yakışıklıydı da. Onu isteyen başka leydiler varken neden ben olmak zorundaydım?

"Nathan?"

"Efendim leydim."

"Bana Alexander diyebilirsin ya da Catlin. Herneyse neden ikimize birer kadeh şarap almıyorsun? Sakin bir yere gidip konuşabiliriz. Böylelikle evleneceğimiz kişiyi tanımış oluruz."

"Tabi ley- yani şey... Cathlin. Nasıl istersen."

Nathan masadaki sürahilere ilerledi. Benden yeterince uzaklaştığında derince iç çektim. iç çekişim hıçkırığa dönüştü fakat gözümden tek bir damla bile akmadı. Etrafıma bakınma fırsatı yakalamıştım. Zayn ziyafet masalarının yakınında Louis ve Niall'la konuşuyordu. Yüz ifadesinden gayet sinirli ve ciddi olduğu anlaşılıyordu. Ona baktığımı fark etmiş olacak ki ela gözleri gözlerimle buluştu. Gözlerindeki sinir şefkatle karışırken onu izledim. Kesilmiş çenesi normale döndü. Dudaklarını 'biliyorum' demek için hareket ettirdi. Ona acı bir gülümseme armağan ederek gözlerimi kaçırdım. Sinirinin sebebini öğrenmiştim. Tanıdığım kahkaha sesiyle bahçenin karşısına baktım. Harold şövalyelerden ve leydilerden oluşan bir grupla konuşuyordu. Aralarında Catarina'nın olduğunu görmek beni şaşırtmamıştı. Harry kahkasını durdurduğunda konuşmaya devam etti. Mutluydu, benim olmadığım kadar mutluydu. Demek ki evleneceğimi bilmiyordu. Bilseydi istemediğim için çözüm yolu arardı.  Ya da artık sıkılmış ve umursamıyordu. Gözlerimin dolmasına fırsat vermeden Nathan elinde kadehlerle dölndü.

"Cathlin iyi misin?"

"İ-iyiyim. Gidelim mi?"

Beni başıyla onayladı. Eğlencelerden uzak ama bakan herkesin görebileceği, çeşmenin yanına, oturduk. Nathan kadehimi bana uzattı. Gülümseyerek karşılık verdim.

STORM OF SWORDBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin