Dünyaya geri döndüğümde bedenim nefes nefese idi. Önce saate bakıp hızla ayağa kalktım ve abimin odasına girdim. Odaya girdiğimde eşyaları ve çantası yoktu. Abim çoktan evden ayrılmıştı. Ama ışık dalgası beni dışarı fırlattığında o zaten Astral'de idi. Nasıl oldu da benden önce gelip evden dışarı çıkmıştı? Anlayamamıştım. Elimden bir şey gelmezdi. Annem yanıma gelip;
- Noldu sana böyle. Ter içinde kalmışsın
Derin bir nefes aldıktan sonra,
- Sanırım kabus gördüm.
Sakinleşmem gerekiyordu. Kendime gelmeliydim. Abimin yatağına boş boş baktıktan sonra;
- Giyinmem gerekiyor. Geç kalacağım.
- O kadar gelip seslendim. Hiç tepki vermedin.
Odama geri dönüp kıyafetlerimi değiştirir iken bir yandan da Astral'de olanları hatırlamaya çalıştım. Kimdi o insanlar? Benden ne istiyorlardı. Ellerinde olmama rağmen bana dokunmadılar bile. Beni öldürmek isteselerdi Asuna'yı durdurdukları an yapabilirlerdi. O kadar korkmuştum ki elimden hiçbir şey gelmemişti. Eğer kendimi koruyabilseydim en azından diğerleri kendilerini koruyabilirler idi. Bu portal gücü yalnızca boyut açıp kapatarak yer değiştirmeme yarıyordu. Sanki bir savaşta kullanabileceğim bir güç değildi. Bu konu hakkında abim ile konuşmam lazım. O yapılabilecek bir yol bulabilir.
Hızla lavaboya girip dişlerimi fırçaladım. Kahvaltı yapmadan sessizce evden ayrılıp okula doğru yola koyulmuştum. Gittiğim yol boyunca Astral'de olanları anlamaya çalışmıştım. Neden Astral diye bir yer var? Neden sürekli savaş halinde? Orada bulunan herkes asker mi? Kraliçe nasıl biri? Aklımda tonlarca soru vardı. Nasıl cevaplayacaktım bunları?
Okulumun durağını geçtiğimi farkettiğimde şoförden beni indirmesini istedim. Hızla otobüsten inip okula doğru yürümeye başladım. Aklıma abimin son anda yaptığı ışık dalgaları gelmişti. Gerçekten çok güzeldi. Sanki evrenin tüm yıldızları çok yakın bir şekilde birbirlerine girmiş gibiydi. Yayılan ışık sıcacıktı ve aşırı mutluluk vermişti. Abime arkasından bakarken sırtının sol tarafında ışıktan bir kanat olduğunu gördüm. Kanatlarındaki tüyler bir tavus kuşunun kuyruğunu andırıyor gibiydi. Dev gibiydi. Üzerinde çizgili motifler de vardı. Ama yalnızca tek bir kanadı vardı. Neden tek bir kanadı vardı? Bunu düşünür iken Drew karşımdan esneyerek bana doğru yürüyordu. Ben de ona doğru yaklaşıp;
- Günaydın!
- Günaydın Kula.
- Ne bu halin? Çok yorgun görünüyorsun.
- Sanırım artık Astral'in aptalca bir şey olduğunu düşünüyorum. 3 gündür uğraşıyorum ama hiçbir şey yapamadım. Hiçbir şey.
Drew son sözünde o kadar sert esnedi ki izleyen insanların oraya yığılıp uyumak istemişlerdir. Drew'in bu sözünü o kadar umursamadım ki ona söyleyebileceğim en güzel şeyi söylediğimi düşünüyordum.
- Bence bu kadarı yeterli. Denemeyi acilen bırakmalısın.
***
Okuldan ayrılmadan önce Drew'i uyandırmak bir hayli zor oldu. Andrew ile yakın oturdukları için eve birlikte gitmeye karar verdiler. Okulun kapısından çıkarken genç yetişkin bir erkeğin okulun önünde durduğunu gördüm. Saçları kirpi gibi, uzun, zayıf birisiydi. Elinde bozuk parasıyla oynayıp duruyordu. Okuldaki kızlardan birinin sevgilisi olduğunu düşündüm. Ama beni fark edince biraz tepki verdiğini hissettim. Otobüse bindiğimde adamın da otobüse binmediğimden emin olmak için camdan durağa doğru bakmıştım. Hala oradaydı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Uyuyan Hayatlar
FantasyAstral hakkında bilgi edinmek isteyen Kula, abisi Tim'e Astral hakkında sorular sorar. Çok geçmeden kendisini Astral Dünya'nın ortasında bulur. Artık hayatı her zamankinden daha maceralı ve daha korkunç bir hale bürünür.