Bill elindeki tebeşirle devasa bir şeytan kilisesi gibi yerde yere bir şeyler çiziyordu. Ortada üçgen olacak şekilde iç içe bir kaç büyüklü küçüklü daireler. Ortada tek kişilik bir çember, bir çember sonraki çemberin üstünde bölümler ve bölümlerdeki semboller ve yine arasında bir çember boşluk kalacak şekilde en büyük ve en dıştaki çemberin üstündeki, ortadaki çemberi anımsatan benzer ama farklı semboller. Bu Bill'in o çok iyi ezberlediğimiz çemberinin fazlasıyla derinleştirilmiş haline benziyordu. Çok fazla sembol vardı ve ortadaki üçgendeki semboller yalnızca, mavi üçgen, kırmızı üçgen, sarı üçgen, kayan yıldız ve çam ağaçlarından oluşuyordu. En içteki küçük üçgen ve Birleşik olan çemberi iki küçük üçgen oluşturacak şekikde ikiye böldü.
Herkes nefesini tutmuş çemberlerin dışında olanları izliyordu. Ben de ikizimi elinden tutarak olacakları bekliyordum.
İşini tamamladığında eğildiği yerden kalktı ve ellerini birbirine çarptırarak tozlarını çırptı. Daha sonra bana dönüp gülümsedi ve yanıma geldi. Elleri ile yanaklarımı tutup iyice bakışlarımı kendine sabitledi.
Gülümsüyordu... Ama tek bir hareketimle ağlayacakmış gibi hissediyor ve yerimden kımıldamıyordum, hatta nefesimi bile tutmuştum. Sanki... Mutsuzdu? Kalbimin boğulurmuş gibi uyuşmuşluğundan ve tam boğazımın ortasına oturan yumrudan bunu hissedebiliyordum.
Gülümsemesini küçülttü ve kısılan gözlerini araladı.
Bakışları duruşundan çok daha farklıydı.
Yazar
İki genç birbirlerine vedalaşırcasına bakıyordu.
Anlamsız bir hüzün bulutunun sessizliği, yaş duvar ve sütunlarla çevrili o koca salonun tamamına yayılmıştır. Ya da yalnızca Dipper böyle düşünüyordu. Kahverengi gencin gözleri anlamadığı.... Belki de sadece kendine yediremediği sebeplerden dolayı dolmuştu.
Sarışın bir kaç santim uzun olan boyunun yardımıyla kollarını boynuna sardı ve burnunu saçlarına gömüp kokusunu içine çekti.
Kahverengili de bunu hep yapıyormuşçasına bir reflek ile beline sarılıp başını göğsüne gömdü.
Diğerleri için bu epey trajik ve alışageldik bir görüntü idi.
Dipper
İyileşeli henüz bir kaç gün olmuş Will, bedenini ele geçiren karanlık güçten kurtulduğu için, gayet rahat ve sakin adımlarla yanımıza geldi.
"Dipper sana bir şeyi açıklamamıza izin ver..."
Bill konuşmayı rahatça dinleyebilmem için kollarını benden ayırdı ve Will'in yanına durdu. Belli ki konuşmayı ikisi sürdürecekti.
Will kısa bir öksürükle dikkat çekip derin bir nefes aldı.
"Bir kehanet vardır..."
Zero falls'un Dip- pardon yeni taktığım adıyla Tyron'unun anlattığı efsaneyi anlayacaktı anlaşılan. Bu kadar konuşmaya hazırlanma çabasını boşa çıkarmamak adına sesimi çıkarmadım ve aynı şeyleri ikinci defa dinlemeye koyuldum.
"Kehanete göre bir şeytan ve bir... Burasının üstü karanlanmış ki bu insan olan sen oluyorsun., aşkı, tüm evrende sonsuz kaos ve savaş başlatacak. Savaşı durdurmak için kanlarını karıştırılıp savaş tanrısı a sunulacak. Eğer Tanrı kanın tadına yansıyan aşkınızın şehvet ve uyumunu beğenirse yalnızca bu iki canı alıp kalanlara yüzer yıl ömür daha verecek. Ancak beğenmezse intihar edecek ve savaşın asla sonlanmaması için fermanını imzalayacak. "
ŞİMDİ OKUDUĞUN
-BILLDIPP-
FanfictionBu ilk kitabım. Sevmenizi umuyorum. İçeriği açıklamak gerekirse başlıktan anlamışsınızdır zaten.( ͡° ͜ʖ ͡°)
