Ne kadar acı çektiği ya da ne kadar korktuğu umurunda değildi. James, Regulus'un Voldemort'un çağrısına gitmesine izin vermedi. Zaten Tayland'da ıssız bir adadan nereye gidebilirdi ki? Onunla yatağa girdikten sonra uyumak için onun uykuya dalmasını bekledi. Sonra o da gözlerini kapattı.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun sesine uyandı ikisi de. Sağlam bir gök gürültüsü duyulduğunda Regulus yatakta oturur pozisyon aldı "Daha dün hava çok güzeldi. Ne diye birden bire böyle oldu?" James ayağa kalkmış, içeri su girdiği için balkon kapısını kapatmıştı "Ara sıra böyle oluyor ama öğleden sonra düzeliyor. Hava açınca yüzmeye gideriz bugün."
"Olur." diye karşılık verdi Regulus, sonra da saati kontrol etti. Sabahın altı buçuğuydu. "Daha çok erken. En iyisi biraz daha uyuyalım." Tekrar yattılar. Gürültü yüzünden uyumak zordu ama onlar da uykusuz oldukları için pek sorun etmemeye çalıştılar.
Tekrar uyandırıldıklarında, sabahki o kasvetli, insanı boğan havadan eser yoktu. Güneş parlıyordu ve gökyüzü apaçıktı. James çalan kapıyı açmak için aşağı inerken Regulus tekrardan saati kontrol etti. On bir buçuk olmuştu. Uykunun ağırlığını üzerinden atmak için banyoya geçip yüzünü yıkadı. O sırada James de yanına gelmişti "Remus kahvaltı hazırlamış. Bizi bekliyorlar." Regulus "Tamam." dedikten sonra odaya geri dönüp, üzerini değiştirdi.
Kahvaltı için Remus ve Sirius'un evine geldiler. James'in tahmin ettiği üzere, Remus masayı bahçeye kurmuştu. "Günaydın, beyler!" dedi Remus, onların geldiğini görünce. James belli belirsiz el salladıktan sonra "Pati'yle Kılkuyruk neredeler?" diye sordu. Remus gözlerini devirip, yorgunluk ve bıkkınlıkla iç geçirdi "Limonata yapıyordum ve Sirius da bana yardım ediyordu. Sonra birden bire, gözüne limon sıkarsa ne olacağını merak etti."
Regulus güldü ama onun için endişelendi de "Kör olmadı, değil mi?" Remus omuz silkti "Umarım olmamıştır." Sirius masaya geldiğinde Peter hariç herkes ona bakıyordu. O zaten banyoda yüzünü yıkamasına yardım etmişti. İkisi yan yana, James ile Regulus'un karşısına oturdular. Remus da masanın başındaydı. Kahvaltıya sessizce başladılar.
Bir süre sonra sessizlikten sıkılan Sirius, ne diyeceğini bilemezcesine "Bu sabah havayı gördünüz mü?" diye sordu. James "Korkunçtu." diye yanıtladı "Ama neyse ki açıldı da bugün yüzmeye gidebiliriz." Regulus bir James'e bir de Sirius'a baktı. "Siz ne kadar süredir adadasınız? Hiçbiriniz bronzlaşmamışsınız."
Düşünce sessizliği oldu. Ardından Sirius yanıtladı "Bir ayı geçirdik ama adayla ve evlerle uğraşmaktan yatıp güneşlenecek zamanımız olmadı. Bugün en boş günümüz denebilir ve bugün sezonu açıyoruz." Remus güldü "Sezon sonunda sezon açmak." Sirius ona baktı "Burası Tayland. Ocak ayında bile hava yirmi derece falan. Sezonu hiç kapatmamak üzere açabiliriz."
"Aman ne hoş!" dedi Regulus imayla "Ben İskoçya'nın buz gibi havasında derslerle boğuşurken, siz burada deniz-kumsal keyfi yapacaksınız." James dudak büktü "Olsun, sen de bir sonraki sene bize katılacaksın. Sana seni kurtaracağımı söylemiştim, Reggie sevgilim. Bizim burada yaşadığımızı bizden başka kimse bilmiyor. Beş kişilik bir sır.Buraya gelip yerleştikten sonra hiç kimse gelip sana zarar veremez."
Regulus, James'in söylediklerinden ötürü heyecanlanınca dudaklarını dudaklarına bastırdı. James, Regulus'un yüzünü avuçları arasına alarak gözlerine baktı "O aldığım marmelat tadı mıydı?" Sonra onu bir daha öptü. Sirius "Hey beyler!" diye bağırdı "Gidin kendinize oda falan bulun."
Yazın tamamı için bunu söyleyemezdi ama doğum gününden beri geçirdiği süre en güzel yaz tatiliydi. Bunun için okula dönerken kendini buruk hissediyordu. Sanki biri dokunsa ağlayacaktı. James ile 31 Ağustos gecesi Londra'ya gitmiş ve bir geceliğine Çatlak Kazan'da bir oda tutmuşlardı. Ertesi gün de buradan King's Cross'a geçtiler.
"James!" dedi Regulus, peronda anne ve babasını görünce panik yapmış bir şekilde "Annemle babam gelmiş. Sen onlara görünme en iyisi." James kaşlarını çattı. Kızgınlığı Regulus'a değil, Walburga ile Orion'aydı. Onlar yüzünden erkek arkadaşıyla doğru düzgün vedalaşamıyordu bile.
Regulus anneyle babasının karşısına geçti ama daha tek kelime edememişti ki Walburga "Regulus!" diye bağırdı, azarlarcasına "Neredeydin?" Regulus saatini kontrol etti. Trenin kalkmasına sekiz dakika kalmıştı "Biliyorum, geç kaldım ama geldim işte." Orion kaşlarını çatarak "Annen onu sormuyor." diye hırladı "Evde olmadığın süre boyunca hangi cehennemdeydin?"
Regulus güçlükle yutkundu; yine boğuluyormuş gibi hissettiği günlere dönmüştü "Size dedim ya, Antonius Yaxley beni evine davet etti." Orion "Yalan söyleme!" diye çıkıştı, Walburga hırçın bir ses tonuyla devam etti "Margaret ve Otto Yaxley sen gittikten bir gece sonra tutuklanıp, Azkaban'a gönderildi. Antonius da, az önce onu gördüğümüzde, bütün yaz boyunca seninle hiç konuşmadığını söyledi. Tüm bunları geçtim, Bellatrix toplantılara gelmiyorsun diye seni uyarmaya geldi. Şimdi söyle, Regulus. Neredeydin?"
Bu andan sonra ne yapacağını, ne diyeceğini bilmiyordu Regulus. Batmıştı bir kere. Trenin düdüğü duyulmasına rağmen, Walburga ile Orion onun gitmesine izin verecek gibi görünmüyordu. Burnundan güçlü bir nefes alıp cesaretini topladı "Tatilin kalanı boyunca neredeydim biliyor musunuz?" sesinin titremesine engel olamamıştı. Sandığını trene koydu, açık kapıdan annesiyle babasına baktı "Sirius'un adımlarını takip ediyordum." Tren harekete geçtiğinde annesiyle babası yerinden kıpırdamadı. Regulus da başını öne eğerek iç geçirdi "Çünkü o her zaman haklıydı."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Please Don't Love Me It's a Waste | Jegulus
FanfictionRegulus Black X James Potter hikayesidir. Yayınlanma Tarihi: 27 Ağustos 2019 Final Tarihi: 21 Kasım 2019 Wattpad üzerindeki ilk Türkçe Jegulus hikayesidir ❤️
