Dudağıma lipglossu dağıttıktan sonra makyaj aynasının önünden kalktım ve makyaj çantamı, şarj aletimi, aynamı ve de cüzdanım ile birkaç parça eşyayı minik siyah sırt çantama attım.Bugün salıydı. Cem Bey ile kontrat imzalamak üzere karşıya geçecektim çünkü teklifini kabul etmiştim. Ayrıca dönüşte spor salonuma dondurma tarihi vermem lazımdı çünkü belli bir süre kullanamayacaktım.
Evden çıkıp kapıyı kilitlerken annemin çoktan iş yerinde çalışmaya başladığını düşündüm. Genelde benden önce çıkıyordu.
Ellerimle saçlarımı düzelttim ve asansörü çağırmak yerine hızlı hızlı merdivenleri inmeye başladım. Bir yandan da telefonumun kilit ekranını parmağımı okutup açıyordum. Binadan çıkarken arama listeme girip Simge'yi buldum ve telefonu kulağıma götürüp yürümeye devam ettim.
"Efendim, Nova?"
"Ben çıktım, neredesin?"
"Metrobüse varmak üzereyim aşkım sen nerdesin?"
"Ben de çıktım şimdi, birazdan oradayım," diyerek telefonu kapattım ve hemen çantamın içine yuvarlayıp hızlanmaya başladım.
Metrobüse vardığımda, Simge'yi bulmam zor olmamıştı. Turnikelerin yanında telefonla konuşuyordu. Cilveli gülümsemelerinden anlaşılacağı gibi, muhtemelen hattaki bir onuncu flörtü falandı.
Yanına vardıp beni fark etmesini sağladığımda, direkt olarak konuştuğu kişiye, "Bir saniye şu anda bir işim çıktı da ben seni sonra arayacağım," deyip suratına kapattığında güldüm. Simge ise beni süzerken ince bir ıslık çaldı.
"Yavrum bu ne hal, yakıyorsun." Kenarda kusma taklidi yapıp gülerken ona baktım. Üzerimde bugün omuzları açıkta bırakan slim, transparan beyaz bir uzun kollu tişört ile siyah kot etek vardı. Ayaklarıma ise beyaz spor ayakkabılarımı geçirmiştim çünkü bugün bolca yürüyecektik. O ise yatay şeritli slim bir kısa kollu ile beyaz bir şort giymişti. Gayet sıradan giyinmesine rağmen fazla güzel bir kız olduğu için direkt dikkat çekiyordu çünkü suratı doğuştan "ben rusum!" diye bağıran bir yapıdaydı. Benim tam aksime mavi gözlü ve doğal sarışındı. Ancak tüm yazlarını beach beach gezerek geçirdiğinden dolayı teni esmerdi.
Yine benim aksimdi çünkü ben ölü gibi beyazdım.
"Hadi gidelim," diyerek kısa sohbetimizi sonlandırdım ve turniklerden geçerek metrobüslere binilen alana geçtik.
Bineceğimiz araç kısa süre içinde geldiğinde ikimiz de bindik, o sırada Simge bana flörtlerini ve arkadaşlarından dinlediği yalanları anlatıyordu. Ben ise başımı sallayıp arada bir tepki veriyordum.
Insagram'da yaklaşık yüz elli bin takipçim vardı ama diğer fenomenler gibi bu takipçimi olur olmadık alanlarda saçma sapan tepkiler vererek ya da Tik Tok çekerek değil rahat ve samimi oluşumla kazanmıştım. Bir de görünüşümle, özellikle dış görünüşümle kazanmıştım çünkü doğuştan inkar edemeyeceğim bir mirasa sahiptim. Genetik bir miras. Yine de bu mirası yönetmeyi bilen sayılı insanlardan olduğum için kendimle gurur duyuyordum. Pek çok ortama girip deli gibi eğlensem de her gördüğüm erkeğe kuyruk sallamıyordum.
Yanlızca bilirsiniz, bazen eğlenceli de olabiliyordu.
"Kaç gün kalacaksın Kore'de?"
Simge'nin sorusu ile dudak büktüm ve bir süre düşündüm. Çekim iki hafta sürecekti ama Google Kore'de gezilecek ve görülecek çok yer olduğunu bağırıyordu.
"Emin değilim, çekim iki hafta ama ben tatili uzatmayı planlıyorum."
"Anladım. Hatta belki ajans gezi yapar, değil mi? Ne de olsa senin gibi yurt dışından gelecek başka mankenler de olacak." Simge'nin fikriyle elimi düz saçlarıma attım ve hafifçe karıştırdım. Metrobüsün içi aşırı sıcaktı, havalandırmaların çalışmasına ve giydiğim ince parçalara rağmen yanıyordum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sunrise | Eun Woo FF
FanfictionYağmur yağdığında kiraz çiçeklerinin halini bilir misin? Beni merak ettiğinde, bir bahar günü, yağmur sonrası çık. Ve ben sakuraların yanında olacağım. Ama beni görmek için başını yukarı, pespembe hayallerle süslenmiş dallara kaldırmana gerek yok. ...