Saçlarımı sırtıma atıp çekim videosunu izlerken Başkan Ahn videoyu ileriye sarıp ayrıntıları yakalamaya çalışıyordu. Saat muhtemelen dokuz buçuğa falan geliyordu. Bugün erken bitmişti."Tamamdır, bugünlük bu kadar. Çalışmanız için teşekkürler." Herkes derin bir nefes verip birbirlerini alkışlarken, Ashley yanıma geldi.
"Çıkışta bir planın var mı?" Herkes dağılmaya başladığında, üzerimdeki ıslanmış plaj elbisesini çıkarıp elime aldım.
"Hayır, yok."
"İstersen beraber Gangnam'ın aşağısındaki alışveriş merkezine gidelim. Hem kendimize bir şeyler de alırız, ister misin?" Fikir cazip gelirken, kaşlarımı kaldırdım ve yürümeye başladım. O da benimle yürüyordu.
"Neden olmasın, gideriz." Bana göz kırparlar elini omzuma koydu.
"Anlaştık o zaman." Sonra birbirimizden ayrılıp duşa kabinlere girdik ve ben kısa bir duş alıp hemen çıktım. Kıyafetlerimi üzerime geçirdikten sonra hazırlık odasına girdim ve masanın üzerindeki makyajlardan birkaçını kullanarak kendime hafif allık ile ruj sürdüm.
Daha fazla işim kalmayınca odanın çıkışına yöneliyordum ki, duştan yeni çıkmış olan Ashley'i görünce yanına gittim.
"Ah, sen hazır mısın? Merak etme on dakikaya-"
"Sorun yok, alışveriş merkezini biliyorum, orada buluşuruz."
"E araban?" Elimdeki araba anahtarını gösterdiğimde başını salladı. Ashley'e veda edip yukarı çıktım ve açık otoparktaki arabama ilerleyip bindim. Gidip bir kahve içsem fena olmazdı hem kendime bir şeyler de alırdım.
Arabayı çalıştırdıktan sonra otobana girmiştim ki, aklıma Simge'ye haber vermem gerektiği gelince heme tek elimi çantama attım ve gözüm yoldayken telefonumu alıp parmağımı okuttum. Ancak ana ekran açılmak yerine telefon elimde titreyince kaşlarımı çatarak bir kere daha okutmayı denedim. Ve telefon yeniden deneyin uyarısını belirtir gibi titreyince başımı çevirip elimdeki baktım. Arka plan düz siyahtı, oysa benim arka planımda İstanbul'un bir fotoğrafı vardı. Kaşlarım çatılırken, arabayı sağa çektim ve açmaya çalıştım ancak bu sabah Eun Woo ile olan çarpışmam aklıma düşünce ağzımdan kocaman bir of çıktı ve başımı direksiyona gömdüm. Telefonlarımız karışmıştı.
Elimi yüzüme götürüp gergince ovuşturdum. Bugün onu bir kere daha görmek istemiyordum, çok tuhaf konuşuyordu ve belki de asla demek istemediği şeyleri beynim çok yanlış anlıyordu bu yüzden günde bir defa onunla ayn ortamda bulunmak benim için fazlasıyla yeterdi.
Kenara bıraktığım telefona kısaca baktıktan sonra arabayı yeniden çalıştırdım. En yakın kavşaktan dönüş alıp, şansım varsa onu SeaWish'de yakalamalıydım. Yoksa iş uzardı.
Arabayı çektiğim yerden çıkartıp yeniden yolsa girdiğim sırada telefonun çalmasıyla elime aldım, yabancı bir numara arıyordu. Eğer ki arayan kişi önemli biriyse, Eun Woo şu anda büyük bir şey kaçırıyor olabilirdi, sonuçta burada tanınan ve ne meşgul bir insandı bu nedenle açıp başka bir zaman aramaları gerektiğini belirtmemin en uygunu olacağını düşündüm.
Parmağımı ekranda kaydırıp telefonu kulağıma görürdüm.
"Merhaba, Cha Eun Woo'nun numarası?"
"Başkalarının telefonunu açman ne kadar da ayıp."
"Eun Woo!" Onun sesini duymayı beklemediğim için şaşkınlıkla aniden frene yüklenecektim ki, kendimi zor durdurup arabayı yeniden sağa çektim. Başkasının telefonundan kendi numarasını aramıştı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sunrise | Eun Woo FF
FanfictionYağmur yağdığında kiraz çiçeklerinin halini bilir misin? Beni merak ettiğinde, bir bahar günü, yağmur sonrası çık. Ve ben sakuraların yanında olacağım. Ama beni görmek için başını yukarı, pespembe hayallerle süslenmiş dallara kaldırmana gerek yok. ...