"Öğrencim mi olacaksın yoksa düzenli hastam mı?" Wen Qing uyanmak üzere olan gence doğru söylendi. "Acıtacak." Wei Wuxian kısık gözlerle başında dikilmekte olan kadını izliyordu. "Ne acıta- AH!" Bileğinde hissettiği keskin sızı ile ufak bir çığlık attı. "O KOCA İĞNEYİ BANA MI SOKTUN SEN AZ ÖNCE?"
"Daha büyüğü ile karşılaşmak istemiyorsan, öğretmenine saygılı ol." Baş Yaver üç orta boy kâsenin yerleştirilmiş olduğu bir masayla birlikte içeri girdi. Kırmızılı gencin uzanmakta olduğu sedirin yakınına masayı koyarken yüzünde hiçbir ifade yoktu.
"Ye."
"Hayır." Wuxian omuzlarını silkerek Baş Yaver'i reddetti.
"Ye." Lan Wangji ses tonunda herhangi bir değişim olmadan tekrarladı.
"Hayır?" Sesi, karşısındaki heybetli adamın ısrarı nedeni ile tereddütlüydü. Zorla yedirecek değildi ya?
Lan Wangji bir süre duraksamış, sinirli gözlerle etrafı kolaçan etmişti. Ne yapacağından emin olamıyor gibiydi. Aklına gelen ilk şeyi yapmaya karar verdi. Büyük eller saf gümüşten dövülmüş kabzayı kavradı, kılıç keskin bir sesle kınından ayrıldı. "Ye."
"Yemek yemediği için boynunu vuracak değilsin ya?" Genç kadın şaşkın bakışlarla sordu. Bir süredir çalışma masasına yaslanmış, ikiliyi izliyordu. Wei Wuxian kendini tehdit sözlerine ve hatta dayak yiyecek oluşuna bile hazırlamış, öylece boynuna doğrultulmuş kılıca bakıyordu.
"Saçını keserim." Baş Yaver'in gözlerinden ufak bir parıltı geçti.
Kemikli eller sahibinin saçlarını koruyabilmek için kendilerini siper etmiş, saç tellerini sakinleştirmek için onları okşuyordu. "Kesemezsin!"
İnce ve neredeyse şeffaf olan kılıcın yönü masaya çevrildi. "Eğer saç tellerini çorbanın içerisine atıp sana yedirmemi istemiyorsan, ne yapacağını biliyorsun."
Kimse Baş Yaver'i cevaplamaya cüret etmedi. Birkaç dakika sonra odada sadece kaşığın, sertçe kâseye vuruş sesi yankılanıyordu. Wen Qing üzerindeki şaşkınlıktan kurtulmaya çalışıyorken mırıldandı. "Miden hassas. Bir süre katı besinler tüketmemelisin. Yağlı ve baharatlı yemeklerden de uzak dur."
"Mama ile mi besleneyim yani?" Wei Wuxian huysuzca söylendi. Tat tomurcukları ve son zamanlarda çok fazla kaş çattığı için belirginleşmesinden korktuğu alın çizgileri adına yas ilan edecekti! Heybetli herifin teki tarafından istemediği şeyleri yapmaya zorlanıyor oluşu, sinirlerini bozuyordu.
"İnsanların şaşıracağı şey, neden şimdiye kadar yetişkin besinleri tükettiğin olacaktır. Ağlak bir bebek gibi davranmaktan öteye gidemiyorsun." Baş Yaver, kendinden beş yaş kadar küçük olan gence küçümser gözlerle baktı.
"S-sen de HUYSUZ BİR BUNAKSIN." Kırmızılı genç, Lan Wangji'nin sakin sesinin aksine bağırarak konuşuyordu. Neden bağırdığından veya hiddetlendiğinden tam olarak emin değildi. Henüz yirmi yılını tamamlayamamış olduğu ömrüne binlerce hakaret sığdırmış ve hiçbirine kulak asmamayı öğrenmişti. Baş Yaver'in ağzından çıkanlar bu hakaretlerin yanında iltifat olarak bile görülebilirken, neden kendisini cevap vermek zorunda hissediyordu ki?
"Seviyeli sohbetinizi bölmek istemem ama saat 9'u geçmek üzere. Ufaklığın başı bir kere daha belaya girmeden onu odasına bırak." Wen Qing tartışmayı sonlandırdı.
"KENDİM GİDERİM." Wei Wuxian parmak uçlarında sekti ve avından hızlıca uzaklaşmaya çalışan yaralı bir ceylan misali odayı terk etti.
Lan Wangji yarım kalan çorba kasesine bakıyorken konuştu. "Yemeğini bitirmedi."
Şifacı kadın, sabrının son damlalarını da kaybettiğini hissetti. "Şimdi öyle bir çığlık atacağım ki, yedi cihan başımıza toplanacak. ÇIKIN ARTIK ODAMDAN SİZİ HASTA RUHLU HERİFLER!"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dark Night of The Soul
Fantasia"Eğer sen karanlıksan, güneş yalnızca bir mum kadar ışık saçabilir." Ses huzur vericiydi. "Eğer sen siyahsan genç adam, Tanrı ancak gri olabilir." *** Not: Dark Night of The Soul Aziz John'un tarafından yazılmış bir şiirdir. St. john'un içinde bulun...