7

915 90 32
                                        

Bar kapısının içerisinden girdiğimizde burnuma rahatsız edecek derecede alkol kokusu doldu. İçmeyi fazla sevmiyordum. Zaten kokusu midemi bulandırıyordu. Diğerleri müsait bir masa bulmaya çalışıyorlarken Alex'le beraber Manon'a bakınıyorduk. Başka bir masada işini yapan kızıl bir kafa görünce mutlulukla bağırdım.

"Manon!!!!"

Hızla bağırdığım yere bakındı. Elindeki kalem ve kağıdı yere atıp bize doğru koştu ve adeta üstümüze çıktı. Üçümüz sarılıyorduk.

"Bak duygulandım şimdi." dedi Gavriel biz sarılırken.

Petra gülerek "Biri kıskandı galiba." dedi.

"Olabilir..."

Bir müddet sarıldıktan sonra takımın oturduğu masaya geçtik.

"Merhaba. Ben Manon. Bu iki şapşalın annesi sayılırım. Lütfen onlara iyi bakın!"

"Memnun olduk Manon." dediler Levi hariç bir ağızdan. O sessizdi.

Sırayla herkesi tanıttım. Manon, kaptanımızın da burada olduğunu öğrenince şaşırdı haklı olarak. Takımımla iyi anlaştığım için duygulanmış gibiydi. Sonuçta benim gibi bir yabaniyle büyümüştü. İnsanlarla zor anlaştığımı en iyi o biliyordu.

"Bizim çocuklar da ikinizi deli gibi merak ediyor. Kısa bir zamanda askeri eğitime başlayacaklarmış. Engellemeye çalıştım ama çok kararlılar. Döndürmek imkansız gibi bir şey." dedi Manon düşünceli bir şekilde.

"Demek öyle ha. Ne çabuk geçmiş zaman."

"Umalım ki ilk ona girsinler. Belki askeri polise falan katılırlar." dedi Alex.

"Hiç sanmıyorum. Eren keşif birliğine katılmakta son derece kararlı. Hatırlıyorsunuz duvar yıkılmadan da istiyordu bunu. Elinde katılması için öylesine bir sebep varken asla vazgeçmez. Mikasa'da onu takip edecektir."

"Ne sebebi?" dedi Levi. Sohbete karışmasına şaşırmıştım. Çünkü ilgileniyor gibi gözükmüyordu.

"Annesi gözlerinin önünde yenildi." dedim masaya bakarak. O gün ki karışıklık, kaos aklıma gelmişti. Adeta bir cehennem gibiydi.

"Korkunç." Petra'nın bunu derken sesi titremişti. Aklına ne gelmiştir kim bilir.

"Hiçbir çocuk bunu yaşamamalı." dedim üzgünce ve kararlı bir sesle devam ettim. "Hepsini öldüreceğim." Yumruğumu sıkmıştım.

"Hadi bugün bu konuları konuşmayalım. Eğlenmeye geldik." Gavriel konuyu değiştirip saçma sapan bir konu açtı. Bir saat boyunca konuştuk. Manon hem barla hem de bizimle ilgileniyordu ama eğlenmiştik. Levi'ın da burada olmasına nedense çok sevinmiştim. Bizi umursayıp gelmişti. Aslında tam tersini yapar diye düşünmüştüm ama sonuçta bizi önemsemişti. Herkes ayaklanırken o da ayaklandı. Herkesle vedalaşırken sıra ona geldiğinde,

"Geldiğin için teşekkür ederim Kaptan. Çok mutlu oldum." dedim gülümseyerek. Bir an için bakışı yumuşadı.

"Nasıl bir hayatınız olduğunu göreyim dedim. Kayda değer bir şey yokmuş. Ayrıca alkol ortamlarından nefret ederim. Neyse, size iyi günler." Bunları söylerken sesi azarlar gibi çıkmamıştı. Azarlama biçime epey aşina olduğum için artık ayırt edebiliyordum. Dalga geçme şekliydi bu herhalde.

İlk önce Levi bardan çıktı. Daha sonra takım teker teker ayrıldı. Herkes gittikten sonra Alex,

"Manon, sen de bir şeyler fark ettin mi?" diye sordu.

"Ne gibi?"

"Aelin ve Kaptan. Resmen flörtleşiyorlar."

"Ne?" Bunu Manon'la bir ağızdan söylemiştik.

"Görmedin mi cidden?"

"Ne saçmalıyorsun sen?" dedim şaşkınca.

"Gerçi bir ara şeyi farkettim. Kaptan su haricinde hiçbir şey içmedi diye düşünüp ona bir şey içecek mi diye soracakken Aelin'e baktığını gördüm ama normal bir bakıştı. Bilemedim şimdi." dedi Manon düşünceli bir şekilde.

"Delirdiniz mi siz?"

"Biliyordum! Aelin'ın ona gülümsemesine ne demeli peki?"

"Tamam ben yokum burada. Siz devam edin." diyerek sinirle masadan kalkıp çıkışa yöneldim. Çıkmadan önce onlara baktığımda hâlâ konuşuyorlardı. Büyük ihtimalle muazzam analizlerine devam edeceklerdi o yüzden çocukları görmeye gitsem daha iyi olacaktı. Uzun süredir görmediğim sokakları incelerken yürümeye devam ediyordum. Hiçbir şey değişmiyordu. Hiçbir yenilik yoktu. Her şey sıradanlıktan ölüyordu. Acaba burası ne zaman devler tarafından ezilip geçilecekti? Çocukların her zamanki takıldığı sokağa gittiğimde köşeye oturduklarını gördüm. Beni ilk fark eden Armin oldu ve koşarak sarıldı. Onun peşinden Eren ve Mikasa'da gelip sarıldı. Üçünü kucaklarken,

"Çok özlemişim sizi çocuklar." dedim.

"Nerelerdeydin? Neden hiç bizi görmeye gelmedin Aelin?" dedi Eren azarlarcasına.

"Ah çocuklar. Eğitimi kolay mı sanıyorsunuz siz? İşiniz çok zor söyleyeyim. Manon sizi ispiyonladı bana."

"Evet sonunda eğitime gireceğiz." dedi Eren.

"Eğitim size girebilir." dedim gülerek ve devam ettim "Mikasa hariç."

"Offf neden hep o?"

"Kızdın mı Eren? O zaman çok güçlü olup Mikasa'yı korumalısın. Her şeyi kızın üstüne yıkma."

"Boşuna eğitime gitmeyeceğim herhalde! Çok güçlü olup devlerin hepsini öldüreceğim!"

"Armin sana sabır diliyorum."

"Armin geçen gün bize bir kitap gösterdi. Duvarların dışında okyanus diye bir şey varmış! Bitmek bilmeyen su ve tuz! Düşünsene! Onu göreceğiz."

"Okyanus mu? Öyle bir şey gerçekten varsa ben de görmeyi isterdim doğrusu." dedim dalgınlıkla.

"Aelin-san, okyanus gerçekten var. Buna eminim." Armin'in bunları derken parıldayan gözlerine baktım. Bu gözlerin hiç solmamasını isterdim. Keşke hep çocuk kalsaydılar ve asker olmasalar diye içimden geçirdim. Çok zorlanacaklardı.

"Duvarların dışına çıktığınızda oradan bize herhangi bir şey getirir misin?" diye sordu Eren.

"Getiririm." Hayatta kalırsam. Tabii bunu söyleyemezdim.

 (。・ω・。)ノ♡

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

(。・ω・。)ノ♡

Aslında devam edecektim yazmaya ama çok uykum var. Saat sabahın 6'sı :D O yüzden bırakıyorum şimdilik. Okuduğunuz için teşekkürler. Diğer bölümü uyanınca halletmeye çalışacağım.

yume | aot, levi Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin