X

109 15 3
                                        

"Ölümdür ay, bizse kış

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

"Ölümdür ay, bizse kış."

*

Dışarısının canlılığına bakılırsa evin iç kısmı fevkalâde bir sessizliğin hakimiyeti altındaydı. Göğsümüzde garip hislerin kabardığı bu dakikaların içerisinde, aslında şuanda yaşamakta olduğumuz konumun kaderimizin özeti olduğu düşüncesine vardım. Dışarısı canlıydı, bizim bulunduğumuz yer ise her daim sükunet altında olurdu. Dışarısı güneşin sıcağında cayır cayır yanarken içimiz buzluk kıtalarda dahi görülmemiş bir soğuğun esaretindeydi. 'Dışarısı' hep farklıydı, bizim haricimizdeki herşeye zıt olarak yaranmak, kaderimizin özüydü.

Sükunetli bekleyiş sürecinde zihnimde bu denli düşüncelerin uçuşması doğaldı. Binanın aşağısından yükselen bir araba kornası sesi ikimizi de aniden irkilttiğinde dilimin ucundaki küfürü zar zor tuttum ve sinirle yutkundum. Ruh halim öyleydi ki, moralsizce oturmuşken önümde biri kahkahalarla gülüyormuş gibi hissediyordum bu yüzden sokaktaki şöförü bir çırpıda aşağıya inip pataklamak fikri de aklıma gelmemiş değildi. O sırada Jennie'nin dümdüz sesle söylediği tek kelimelik cümleyle ayılır gibi oldum. "Geldi." dedi, bahsettiği şey üç hafta kadar önce verdiğimiz üniversite sınavının sonuçlarıydı. O zamandan bir aya yakın bir süreç geçiyordu ve bu süreç hayatımdaki en ağır ikinci süreçti diyebilirdim. İki dakika önce kanlı canlı önünde duran insanı kaybetme duygusunu ikinci kez yaşamıştım ve bunun yarasıyla hâlâ her soluk aldığımda nefesim titriyordu. Sonuçlara bitkince göz atıp birlikte oturduğumuz koltukta geriye yaslandık.

Kazanmıştık. Aynı üniversiteyi ve istediğimiz bölümleri. Öyle lakayt bir şekilde oturuyorduk ki en ufak bir mutluluk belirtisi dahi göstermemiş olmamız dışarıdan bakan birine oldukça garip gelebilirdi. Jennie, yüzünü elleri arasına aldı ve derin bir iç çekti. "Böyle hayal etmemiştim."

"Neyi?"

"Şuan tavana zıplıyor olmalıydık. Hayat, sevinmek için sahip olduğumuz tek sebebimizi de ellerimizden koparıp aldı." dedi bitkince.

"Alıştım." dedim, yüzümde tek bir mimik oynamıyordu, düz bir suratla önümüzdeki siyah televizyon ekranından bulanık yansımamızı izliyordum. "Kayıplara alıştım, Janet. Sen de alışmadın mı zaten? Bütün dünyadan daha farklı olabiliriz ama zıt olmadığımız tek şey ölüm. En iyi tanıdığımız tek şey ölüm. Hatta kabullendiğimiz tek şey de ölüm. Hani ay kışın daha yakın olur ya dünyaya... Kışız biz, ay ise ölüm. Kaybetmediğimiz birbirimiz kaldık sadece ve bu döngü beni gitgide daha da korkutuyor."

Birkaç saniye birşey söylemedi. Sonra elini uzatıp koltuğun üstünde duran elimin üzerine koydu.

"Bazen kan bağımız olmadığını gerçekten unutuyordum." Yutkundum, devam ettim. "Hoseok. Ailemden biriymiş gibi hissettiriyordu. Sanki ne yaşanırsa yaşansın, ne olursa olsun asla yanımdan ayrılmayacakmış gibi, hep arkamda duracakmış gibiydi. Tek bir kelimesiyle insana öyle güven veriyordu ki bazen. Sana olan duygularımı da ilk öğrenen oydu. Her düştüğümde tutup kaldırdı, her yorulduğumda sırtımı sıvazladı, her defa bitti dediğimde yine arkamda durup bana destek olan yegâne kişiydi. Hoseok benim gerçekten de kardeşimdi."

Your Eyes TellBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin