dokuzuncu bölüm: dev duyguların dev yıkılışları
bu sabah kuzeni mingi'nin aramasıyla güne ayrı güzel başlayan san, uzun süredir görmediği kuzeniyle telefonda sevgilisini çekiştiriyordu.
"sen bayağı seviyorsun bu çocuğu anladığım kadarıyla?"
aynada saçlarını düzeltirken kuzeninin sorusunu yanıtladı.
"yani... of bilmiyorum mingi. ben ciddi ciddi aşık oldum sanırım. ilk ilişkimin bu kadar uzun sürmesini başka neye bağlayabilirim ki?" dedi gülerek san.
mingi kuzeninin gülmesiyle beraber güldü.
"bu iş evliliğe kadar gidecek gibi gözüküyor."
san bir kahkaha patlattı.
"daha bu konuları konuşmak için çok erken değil mi sence de?" dedi. böyle dese de kızaran yanaklarını mingi görmediği için şükrediyordu.
ikili biraz daha sohbet ettikten sonra, daha çok mingi'nin imalarıyla dolu bir sohbetti bu, telefonu kapattı ve yatağına fırlattı san. birkaç saat sonra wooyoung ile buluşacaktı, beraber olmalarının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hâlâ buluşmalarından önce kalbi hızlı hızlı atıyor karnında kelebekler uçuşuyordu. saçlarını karıştırıp sırt üstü yatağına bıraktı kendini. belki de duş almalıyım diye düşünürken telefonunun bildirim sesi odayı doldurdu. tatlı bir şekilde sola doğru yuvarlanıp telefonunu eline aldı san. tanımadığı bir numaradandı. birkaç dokunuşla mesajı açtı. gördüğü fotoğraflarla beraber midesine bir ağrı saplanırken yavaşça yattığı yerden kalktı. elleri titrerken emin olmak için fotoğrafı büyüttü. evet, oydu. lanet olsun ki oydu. ilk fotoğrafta bir kızla gülüşen wooyoung, ikinci fotoğrafta o kızı öpüyordu. alttaki arsız mesaj ise tam bir faciaydı.
sevgilin iyi vakit geçiriyor gibi. ne dersin san?
san'ın gözlerinden ardı ardına yaşlar dökülürken elindeki telefon güçsüz parmaklarından kayıp yere düştü.
...
wooyoung san'ı almak için evine gelmişti. beraber güzel bir yemeğe çıkacaklardı ve hayatın bütün stresi birkaç saatliğine wooyoungtan uzak duracaktı. defalarca aramasına rağmen telefonunu açmayan san'a göz devirdi. normalde telefonunu ilk çalışta açardı, şimdi açmaması buluşacakları saatte uyuyakalmış olma ihtimalini arttırıyordu.
enerjik bir şekilde arabasından inip kapıyı çaldı. yerinde duramıyor san'ı görmek için sabırsızlanıyordu. birkaç dakika sonra kapı hâlen açılmayınca biraz duraksadı wooyoung. san'ın ailesi bir süre önce italya'ya kısa bir tatile çıkmıştı ve san evde yalnızdı. yanan ışıklara rağmen kapının açılmayışı ve onunla en son saatler önce iletişim kurması endişelenmeye başlamasına sebep oluyordu. huzursuz bir nefes verip tekrar zili çaldı. telefonunu çıkartmak için elini cebine götürmüştü ki yavaşça açıldı büyük kapı. wooyoung tam rahatlamıştı ki san'ın kızarmış gözlerini görmesiyle içini bir korku kapladı.
ellerini san'ın yanaklarına götürürken endişeli sesiyle mırıldandı.
"sevgilim?"
san, ateş değmiş gibi yanaklarındaki elleri ittiğinde wooyoung'un şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu.
"san? bir sorun mu var?"
san delici bakışlarıyla wooyoung'un gözlerinin içine baktı. ihanete uğramış olmanın öfkesi vücudunun her yerini yakıyordu sanki. kendisine engel olamayıp wooyoung'a bir tokat savurdu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
still with you - woosan
Fanfiction[tamamlandı] "bir şeyler var. kafamı kurcalayan ne olduğunu bilemediğim bir şey. durduk yere huzursuz hissediyorum bazen kendimi. bir yere gitmem birini görmem gerekiyormuş gibi hissediyorum. bir şeyler var biliyorum... ama çözemiyorum."
