2

617 89 23
                                        


ikinci bölüm: hiçbir şeye karışmayacağız

bir haftadan beri sersem gibiydi choi san. siyah saçlı çocuğu düşünüyordu. siyah saçlı çocuğun gözünün altındaki küçük beni düşünüyordu. bakışlarını, ses tonunu düşünüyordu. o kadar çok düşünüyordu ki rüyasında bile görmüştü san onu; wooyoung ve san bir yatakta beraber uzanıyorlardı. san uyanıktı fakat wooyoung hâlâ uyuyordu. odaya yeni yeni girmeye başlayan güneş ışınları uyuyan çocuğun yüzüne düşüyor onu bir masal karakteriymiş gibi gösteriyordu. san bu görüntüyü çok sevmişti, elini uzatıp çocuğun yanağına koydu. düzenli nefes alışverişleri elinin altında daha iyi hissediyordu şimdi. baş parmağıyla yavaşça wooyoung'un gözünün altındaki beni okşayıp gülümsedi. ardından uyuyan çocuk yavaşça gözlerini açtı. daha sonra san'a baktı, yüzüne küçük bir tebessüm peydah oldu wooyoung'un, ağzını açıp bir şeyler dedi dudaklarının hareket edişini gördü fakat duyamadı onu san, belki de duymuştu ama hatırlayamıyordu. daha sonra irkilerek kan ter içinde uyandı zaten. kalbi gümbür gümbür atıyordu gözlerini açtığında. karanlık odada etrafına bakınıp kalktı ve pencereyi açtı. dolunaya bakarken içindeki hissi anlamlandırmaya çalıştı. gerçekten yaşamış gibi hissetmişti. bu rüyadan sonra bir türlü kendine gelemedi, herhangi bir yerde herhangi bir anda dalıp dalıp gidiyordu choi san, aynı şu anda da olduğu gibi.

"san. san!"

san, irkilerek bakışlarını diktiği masadan çekip annesine çevirdi. bahçede kahvaltı masasında ailecek oturuyorlardı ve o tabağındaki domatesleri yemek yerine wooyoung'u düşünüyordu.

"efendim anne?"

"bir sorun mu var çocuğum?"

san yutkundu.

"hayır. bir sorun yok, neden sordun?"

"dalıp gitmekten doğru dürüst bir şey yiyemiyorsun."

gözlerini kaçırıp güneş yüzünden parıl parıl parlayan havuza dikti gözünü.

"öylesine düşünüyorum. bir sorun yok." dedi san gülümseyerek.

"çok aç hissetmiyorum zaten. en iyisi kalkayım." diye ekledi.

"nereye gideceksin pazar pazar? otur evde biraz zaman geçirelim." dedi babası.

annesi de babası da san'a hep çok düşkün olmuşlardı. biricik oğullarıydı onların san, tek evlatlarıydı.

"yeosang'a gideceğim, biraz sıkıldım." dedi san gözlerini kaçırarak. yeosanglara gitmek istemesinin tek sebebi wooyoung'u bir kerecik daha görmek istemesiydi.

"öyle mi?" dedi annesinin yüzü düşerken.

"dışarda mı buluşacaksınız?" diye sordu babası.

"yok, evlerine gideceğim orada takılırız sanırım." dedi san.

masadan kalkıp ailesine sarıldı. tam gidecekken durdu. ailesi yeosang'ın ailesini tanırdı. kendisinin wooyoungtan haberi olmamasını hâlâ anlayamıyordu. nasıl bilmezdi yeosang'ın bir abisi olduğunu imkan veremiyordu. eğer annesi ve babası da biliyorsa cidden kötü bir arkadaş ilan edecekti kendisini. abisi geçen sene bir kaza geçirip sakat kalmıştı, yeosang kim bilir nasıl üzülmüştü ve onun haberi bile olmamıştı bu durumdan.

"ha bu arada.." dedi arkasına dönerken. ailesinin meraklı yüzlerine baktı. elini ensesine götürürken konuştu.

"yeosang'ın bir abisi varmış, siz bunu biliyor muydunuz?"

annesi bir anda öksürmeye başladı. içtiği çay boğazına kaçmıştı, boğulacaktı az daha. biraz daha öksürüp kendine geldiğinde eşine baktı. eşi de ona bakıyordu. daha sonra san'a döndü annesi.

"wooyoung'u mu gördün?"

san'ın ağzı şaşkınlıkla açıldı. ailesi bile biliyordu. cidden çok kötü bir arkadaştı.

"tanıyorsunuz demek... geçen sene bir kaza geçirmiş ve sakat kalmış. yeosang'a teselli bile veremedim çok kötü hissediyorum kendimi. ne yapıyordum ki ben o sırada?" dedi oflayarak.

"kendini üzme san. o kaza geçirdiği sırada sen de pek iyi durumda değildin. merdivenden düştüğün zamanlarda oldu bu olay. hastanede kalıyordun ve uzun süre kendine gelemedin. bilmemen çok doğal."

san daha çok şaşırdı.

"yeosang için çok zor olmuş olmalı. hem abisi hem de yakın arkadaşı aynı zamanlarda yaralandı." dedi babası annesini onaylarken.

"inanamıyorum." diye mırıldandı san.

"inanamayacak bir şey yok anneciğim. hayat işte."

"yine de garip geliyor. neyse... ben gidiyorum. görüşürüz." deyip gitmeye yeltendi san, annesi durdurdu onu bu sefer de.

"san."

arkasına döndü tekrar.

"efendim?"

"wooyoung ile tanıştın mı?"

wooyoung ile karşılaşmaları aklında canlandı san'ın. yüzü düştü.

"hayır... pek sayılmaz."

"tamam o zaman."

"bir şey mi oldu?"

"bir şey olmadı canım. merak ettim sadece. şey, kazadan sonra kimseye fazla itibar etmediğini duymuştum annesinden de o yüzden yani önemli bir şey değil." dedi annesi hızlı hızlı.

"hadi çok oyalandın. dikkatli sür oğlum." dedi babası.

san kafasıyla onaylayıp garaja giderken anne ve babası bir başka alemdeydiler.

"şaka gibi." dedi babası ellerini kucağında birleştirmiş öylece karşısına bakarken.

"ne yapacağız taeil?" diye sordu san'ın annesi. elleri titriyordu kadıncağızın.

"eninde sonunda olacaktı bu." dedi taeil eşinin beyazlamış yüzüne bakarken.

"minhee..." dedi ve onu sakinleştirmek istercesine karısının titreyen ellerini sıktı.

"sakin olmalısın birtanem. sen de özlemiyor musun eski günleri? belki de bu en iyisidir."

"her şey eskisi gibi olabilir mi ki?" dedi minhee.

"bunun mümkün olup olmadığını öğrenmemiz için biraz zaman lazım. fakat ben inanıyorum."

choi minhee'nin gözlerinden birkaç damla süzülürken kafasını salladı.

"haklısın. ben sadece çok korkuyorum."

taeil eşinin yanağını okşayıp kendisine bakmasını sağladı.

"hiçbir şeye karışmayacağız, tamam mı?"

minhee kafasıyla onayladı.

"hiçbir şeye karışmayacağız."

still with you - woosan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin