Öğle arası başladığında her şeyi boşvermiş bir şekilde müzik sınıfında kitabımı okuyordum, bir yandan da Jungkook'u düşünüyordum elbette.
Ona kötü davranırsam bıkıp gider diye düşünmeme rağmen her an beni şaşırtmaya ve ağırbaşlılığını korumaya devam ediyordu, bu durumun işime geldiğini söyleyemezdim.
Arka bahçedeki sahadan gelen seslerle kafamı yan tarafımdaki pencereye döndürdüm, "Hey Yoongi, topu atsana!"
Sanırım benim için bu oda ne ifade ediyorsa o saha veya o asla kalkmadığı bank da onun için aynı şeyi ifade ediyordu, çünkü sürekli oradaydı.
Yoongi birkaç saniye ayağının dibine gelen topla bakıştı, ardından ter içinde kalmış arkadaşlarını duymamış gibi yapıp etrafı izlemeye devam etti.
Oyunlarına devam etmek isteyen yaşıtlarının göz devirdiklerini görebiliyordum ama umrunda değil gibiydi.
Belki de tam sırası diye düşündüm ve kitabımı piyanonun üzerine bırakıp adımlarımı hızla asansöre yönlendirdim, Yoongi'nin öğretmenler zili çalana kadar oturduğu yerden kalkmayacağını bilsem de evren bu sıralar şanslı yüzünü bana pek göstermediğinden elimi çabuk tutmaktan yanaydım.
Zemin kata indiğimde kantin kapısından çıkıp ağır adımlarla onun yanına doğru ilerledim, bakışları bir kez bile beni bulmadı.
"Min Yoongi?" dedim kim olduğunu teyit etmek ister gibi, kafasını aşağı yukarı salladı ama yanına oturmam için yer açmadı. Oturmazdım da zaten.
Kollarımı birbirine bağlayıp duruşumu dikleştirdim, "Basketbol takımına katılmayı reddediyormuşsun?"
Ne var yani der gibi bana baktı, tek bir kelime etmemesi sinirimi bozarken devam ettim, "Okul için önemli bir durum bu, voleybol veya futbol takımları diğer okullarla yarışabilecek kapasitede değiller."
O sessizliğini korurken ben yine konuştum, "Demem o ki basketbol takımına girmen sana avantajlar sağlayabilir."
"İlgilenmiyorum."
Ondan sular seller gibi konuşmasını beklemiyordum zaten ama gerçekten de umrunda değil gibiydi.
"Bana maval okuma, iki sene öncesine kadar topun peşinden ayrılmazdın?"
"Başkan oldun diye senden emirler alacağımı sanıyorsan yanılıyorsun." dedi bir çırpıda, kaşlarımı kaldırıp onu inceledim.
Mimik oynatmıyordu, demek ki kozlarımı oynamanın vakti gelmişti.
"Jungkook'un yaptığı kaza yüzünden böyle olduğunu biliyorum." dedim bir çırpıda, gözlerindeki ifadenin değiştiğinden emindim ama ne olduğunu çözememiştim.
"Eğer kararını gözden geçirirsen Jungkook ile aranızdaki problem her neyse hallolmasını sağlarım."
"Üzerine vazife olmayan şeyleri kurcalama." demesiyle sırıttım, demek ki düşündüğüm şey doğruydu. "Tüh, Jungkook onun yüzünden basketbolu bıraktığını öğrense çok üzülürdü. Belki de vazifeyi ona bırakmalıyım ha, ne dersin?"
"Farkındasındır ki zaten şu sıralar dibimden pek ayrılmıyor." diye devam edip ısrarcı bir şekilde ona baktım, Jungkookun ona söylediğim şeyleri yapmama gibi bir alışkanlığı vardı ama onun bunu bilmesine gerek yoktu.
"Jungkook'a güvenip mi beni tehtid ediyorsun yani?" dedi hisertik bir gülüş attıktan sonra. "Bayıla bayıla hazırladığın organizasyonu mahvetmek zor bir şey değil bunu biliyorsun değil mi?"
"Okuldan atılırsın." deyip omuzlarımı silktim, "Tek başıma eğitim hayatını bitiririm, ama şanslısın ki bunu yapmak yerine sana bir şans veriyorum. Takıma katıl, Jungkook ile sorunun neyse çözeyim."
Bakışlarını değiştirebilmiş olmanın verdiği tatmin duygusuyla arkamı dönüp ilerlerken son sözlerimi etmek için arkamı döndüm, "Takıma katıldığını şuradaki arkadaşına söylemeyi de unutma, özellikle onun duymasını istiyorum."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
mirrorball ~ jjk
Fanfic+454875: Üst dönemlerden Jungkook var ya +454875: Araba kazası yapmış +454875: Durumu ağırmış
