"Kimsin sen?" diye sorup bir elini omzuma koyup beni geri itti ve yüzümü daha da açığa çıkardı. Hemen ardından "Kimsin ki siktiğimin aklındaki tek anı senin yüzün?"
Kalakalmıştım, tamamiyle soğuk ve sessiz biri gibi geri döndüğünden ve okuldaki kimseyle, özellikle de benimle, hiçbir samimiyet kurmadığından bu çıkış bana çok hızlı gelmişti. Üstüne üstlük söylediklerinden de hiçbir şey anlamamıştım, birkaç saniyelik bocalamadan sonra omzumdaki kolunu sert bir şekilde itip ayağa kalktım ve karşısına geçtim.
"Seni serseri! Kim oluyorsun da sınıfıma gelmiş bana bağırıyorsun?"
Onun gibi bağırmıyordum, aksine sesim sessiz ve soğuktu. Bunu gizli silahım olarak adlandırıyordum, sakinliğimi koruyup karşıya taviz vermemek onun gardını düşürmesindeki etkenlerden biriydi.
Ağzımdan bir ölüm tehtidi gibi çıkan seslere aldırmış gibi görünmüyordu, çünkü bu sefer iki elini omzuma koyup yüzüme doğru eğildi, "Kim olduğunu söyle hemen." diye emir verdi.
Onun da sesi benim gibi sessiz çıkıyordu, tepki vermem uzun sürmedi, oğlanın birinin bana böyle zorbalık yapmasına izin verecek değildim.
Var gücümle onu göğsünden ittirdim, kafası yerinde olmadığından geriye doğru sendeledi ve ben de bunu bir fırsat olarak kullandım, yavaş adımlarla üzerine doğru yürüyüp "Bir daha gözüme gözükmesen iyi edersin." diye bir tehtid savurdum, "Yoksa bu okula üçüncü kez geri dönememeni sağlarım."
Fakat o an tüm okul hayatım boyunca beni en çok şaşırtan şeylerden biri daha gerçekleşti, sınıfa yeni giren Seok-hun bir film izler gibi bizi izleyen sınıf arkadaşlarıma baktı ve sonra bize döndü, bir tersliğin olduğunu fark etmesiyle adımlarını sıklaştırıp yanıma geldi ve önüme geçti, "Bir sorun mu var?"
Onu bu derecede ciddi gördüğüm ilk anlardan biri olabilirdi, boyu her ne kadar Jungkooktan birkaç santim kısa olsa da koluyla daha da gerilememi sağlamış, dik dik ona bakıyordu.
Jungkook ise sessizliğini koruyordu, Seok-hun'un sırtından görebildiği kadarıyla yüzüme bakıyor ve gözlerini hiç çekmiyordu.
"Uza buradan, kız seninle konuşmak istemiyor." Kaşlarımı çattım, benim adıma konuşma hakkını ona kim veriyordu?
"Çekil." Jungkookun söylediği tek söz bu oldu, Seok-hun ise onu geriye ittirdi, Jungkook sabrı taşmış gibi bize doğru gelirken kapıdan nefes nefese içeri girip adını seslenen Jimin ile duraksadı. Ben ise biri tarafından, özellikle Seok-hun tarafından, korunmayı gururuma yediremeyip kolundan tuttum onu kenara çektim, artık Jungkook ile karşı karşıyaydık. Kendini özgüvensiz hissetmesi için baştan aşağıya onu süzüp dalga geçer gibi yüzüne baktım, "Umarım uyarımı dikkate alırsın."
Beni takıyor gibi görünmüyordu, Jimin gelip onu sınıftan çıkarmasaydı burada kalmaya devam edecek gibi bir havası vardı.
Arkadaşı zorla onu dışarı sürüklemeden önce bana "Onun adına özür dilerim." demişti, cevap vermedim, hiçbiri ile muhatap olmak istemiyordum.
Jeon utanmaz Jungkook ise kapıdan çıkmadan bakışlarını bana kilitleyip "Bu işin peşini bırakmayacağım." demiş ve hışımla Jimin'i arkasında bırakıp ilerlemeye devam etmişti.
Onların çıkmasıyla ise istemsizce bakışlarım hala sıramın yanında dikilen Seok-hun'a kaydı, kollarımı birbirine bağlayıp bir nevi ondan bu ani değişiminin açıklamasını bekledim, benim bildiğim Seok-hun bırakın beni Jungkook'a karşı savunmayı Jungkook ile müttefik olup beni daha da sıkıntıya sokmak isteyecek türden biriydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
mirrorball ~ jjk
Fanfictie+454875: Üst dönemlerden Jungkook var ya +454875: Araba kazası yapmış +454875: Durumu ağırmış
