Medyada Yağız var, elimden geldiği kadar uzun bir bölüm yazmaya çalıştım çünkü sınav haftam geliyor. Quizler performanslar sınavlar derken, 3 haftada en fazla 4 bölüm yayınlayabilirim diye düşünüyorum. Ayrıca hikayeye yapılan yorumu göz önünde bulundurarak konuşmalara boşluk bırakmaya çalıştım. Yorum yapan kişiye çook teşekkürler ^^ Bu bölümden sonra asıl konuya giriş yapıyor gibiyiz. Herneyse iyi okumalar :)
"Hey,sürtük Deniz'le nasıl gidiyor"
dediğinde gözlerindeki kıskanç ifadesinin tersine dudaklarında alayla kıvrılma vardı. Kıskandığını biliyordum. Kayahan'ın ise bana bakışları gerçekten soğuktu,sanki beni hiç tanımıyormuş gibi. Bu gerçekten insanı üzüyordu. Sevdiğin çocuğun sana böyle bakması inanın bana hoş değildi.. Aklım neredeydi bilmiyorum ama Hale'nin bu tavırlarına karşı "Biz arkadaşız" diyemezdim. Ağzımdan çıkan kelimelerle bende dahil olmak üzere hepimiz şaşırmıştık. Yüzümdeki sevecen,gülümseyen ifadenin altında Hale'ye duyduğum nefret ve Kayahana karşı olan kıskançlığım vardı. İmalı ses tonum,gülümseyen yüzümle beraber kıskançlığımı ele veriyordu bunu ikisininde hissedebildiğini biliyordum.
"Harika,ya sizin Kayahan'la?"
Hale'nin afallamış suratının ardında,ağlamak üzere olduğunu görebiliyordum. Bu gerçekten zevk versede,ne yaptığımı yeni anlamıştım. Deniz'e nasıl bir açıklama yapacaktım? Ve en önemlisi Kayahan'ın umursamaz bakışları bende ölme isteği uyandırıyordu. Hale üzerindeki şoku atamamasına rağmen konuşmaya başladı.
"Yani,siz çıkıyormusunuz, ikiniz?
Olayı toparlama gereği duyduğumda Bay adi herif'in uzaktan bize yaklaştığını gördüm. O geldiğinde, olayları berbat etmemesi için hemen konuşmaya başladım.
"Oww,tabiki hayır. Biz sadece arkadaşız"
dediğimde ikisinin yüzünde bir rahatlama vardı,e tabi benimde. Deniz'e göz ucuyla baktığımda Barış'la konuşuyordu. Olayı kurtarmama şükrederek,Hale'nin Deniz'in boynuna atlayışını izledim. Hale ve Deniz'in konuşmalarından dikkatimi çeken Kayahan'ın
"Şeyy,sonra görüşürüz" demesi oldu.
Arkasını dönüp yürümeye başladığında panikledim, eğer aramızdaki soğukluk şimdi bitmezse,bir daha bitebileceğini sanmıyordum. Samimi bir şeyler yapıp onun soğuk davranışlarından kurtulmalıydım. Sanırım biraz fazla ileri giderek Kayahan'ın sırtına atladım. Refleks olarak bacaklarımdan tutmasıyla düşme olayını atlattım. Ensesi-boynu arasındaki girintiye bir öpücük bıraktığımda Kayahan'ın yüzüne gülümseme yayılmıştı. Etrafta hoca olmamasının verdiği cesaretle bir süredir içimizde tuttuğumuz kahkahayı patlattık. Kayahan koşmaya başladığında göle gittiğimizi anladım. Göle gittiğimizde tek başına oturmuş,birasını içen sırtı bize dönmüş Deniz'i görmemizle Kayahan'ın beni sırtından indirmesi bir oldu. Deniz ne zaman gelmişti ki buraya?
"Gidelim şurdan"
"Kayahan,Deniz'le aranızda ne var?"
İşte beklenmedik soruyu tekrar sormuştum. Kayahan'ın tekrar nefrete dönüşen gözlerini gördüğümde sorumun cevabını beklemekten vazgeçip gölün kenarına yürümeye başladım. Deniz bize doğru döndüğünde konuşmaya başladı. "Gelsene Hazal" dediğinde yüzündeki munzur gülümseme Kayahan'ın sinirlerini bozmuş olmalıydı ki tekrar, "Hazal,gidelim şurdan" dedi. Deniz'in yüzüne yayılan gülümseme daha da artarak konuşmaya başladı.
"Hayır Kayahan,Hazal benim yanıma gelicek" derken 32 diş sırıtıyordu. Kayahan'ın Denize bağırmamasını umuyordum ki,korkutuğum şey oldu. Kayahan küfürler saçarken resmen kükrüyordu.
"orospu evladı, sanane lan Hazal'dan. Benim olana nasıl yavşarsın?!"
"Siktiğimin bebesi,izle ve gör. Hazal yanıma gel"
Bu kadar tartışmadan sonra aklımı kurcalayan tek şey, Kayahan'ın 'Benim olana nasıl yavşarsın' cümlesiydi. İkisininde tam ortalarında durmuş olan benden bir cevap beklediklerini anlamam uzun sürmedi.
"Benimle dalgamı geçiyorsunuz? Ne haliniz varsa görün!" diyerek kamp alanına ilerlemeye başlamıştım ki, birkaç tekme-yumruk sesiyle tekrar arkama döndüm. Kedi-köpek gibi birbirlerine dalan Kayahan ve Deniz'i izlemek yerine ayırmaya çalıştım. Ayrıldıklarında Deniz'in morarmaya yüz tutmuş gözünü ve Kayahan'ın kanayan burnunu gördüğümde sinirlerim tepeme çıkmıştı.
"Çocukmusunuz siz!" diye kükrediğimde ikiside şok olmuş şekilde bana bakıyolardı. Deniz başını olumsuz anlamda "bittin olum sen" der gibi sallarken gölün kıyısına yürümeye başlamıştı. Kayahan ise çoktan sinirli,hızlı ve büyük adımlarla kamp alanına gidiyordu. Evet az önce ikiside beni çağırırken şimdi ben ortada mal gibi kalmıştım. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Duygularımı dinleyerek Kayahan'ın peşinden koşsamda onu bulamayınca tekrar Deniz'in yanına geldim. Gölün tam ortasına gözlerini dikmiş,birasından yudumlar alıyordu.Yanına oturduğumda morarmış gözüne parmaklarımı deydirdim. Canının yandığını bilsemde belli etmiyordu. Ortamı ısıtmak için konuşmam gerektiğini anladım.
"İşte burdayım,bir günümü seninle geçireceğim ve sende o iyrenç resmi sileceksin" dediğimde yüzümde sahte bir gülümseme vardı.
"Resmi silmeyeceğim kaba sapık"
dediğinde keyfinin yerine geldiğini anlamıştım.
"Herneyse,neden benimle bir gün geçirmek istedin?"
Sorumu cevaplamayı reddedip gözlerini gözlerime odakladı. Kendimi tekrar suçlu ve pişmanlık duyguları içinde hissettim. Gözlerimi kaçırmak için elindeki birayı almayı bahane ettim.
"Sen çok masumsun Hazal"
"Bu,ne demek?"
"Hiçbirşey.. Sadece, demek istediğim, çok farklısın"
"Deniz anlayabileceğim bir dilden konuşurmusun" dediğimde kibarlaştığımı fark ettim. Tabiki benim kibar olmama alışık olmayan Deniz konuyu dağıtmak için yüzüne 32 diş gülümsemesini yayarak "Niye sen insan değilmisin" dediğinde ona iyrenmiş bakışlarımı atarken yüzümü buruşturuyordum. Evet,espirisi gerçekten iyrençti. Konuyu dağıtma sırası yine bendeydi, en azından ben öyle hissetmiştim.
"Hale'yle siz sevgilimisiniz yani çıkıyormusunuz"
evet çok saçma bi soruydu ama merak etmiştim. Deniz'in yüzüne ciddi bir şekilde bakarken ondan beklediğim cevabın aksine Deniz katıla katıla gülmeye başlamıştı. Gülmekten ağrıyan karnını tutarak iki büklüm olmuş bedenine anlamamış gözlerle bakıyordum.
"Hahahhaaha tabiki hayır,o hahahahah benden hoşlanıyor ve peşimi bırakmıyor hahahaha"
dediğinde ciddi bakışlarım sayesinde duruşunu düzelterek kıkırtılar arasında cümlesini kurabildi.
"Yani biz sadece bi ara takılmıştık,anlarsın ya"
Yüzündeki munzur gülümseme yine yerini almıştı. Bu kadar komik olan neydi de saatlerce kahkaha atmıştı? Bir süre Hale hakkında konuştuğumuzda dikkatimi dağıtan Deniz'in bakışlarıydı, dikkatimi çekmişti. İlk defa boş bakan gözleri gitmiş,yerine yoğun duygular içeren gözler gelmişti. O kadar yoğundu ki, içinden bir duyguyu bile ayırt edemiyordum. Deniz ortaya bir fikir atınca keyfim tam anlamıyla yerine geldi. Deniz'in ortaya attığı fikiri gerçekten beyenmiştim. Çünkü bu konuda benden iyisi yoktu.
Parmak güreşi !!
Oyuna başlayınca,umudum bir anda kaybolmuştu çünkü Deniz cidden bu oyunda iyiydi. Parmaklarını çok hızlı kıpırdatıyor,ben bir hamle yapana kadar o çoktan beni alt ediyordu. Off'layıp ellerimi onun elinden çektim Bu oyunda kendimden iyisini görmek,sinirlerimi bozmuştu.
"Bakıyorum,okuduğun meydanlar havada kaldı kaba sapık"
"Hahha,sadece ciddi bir rakip olmadığın için kazanmana izin verdim Deniz"
"hı hı tabi"
"İnanmıyor musun"
"Ah tabiki inanıyorum"
Yüzünde ki ifade inanmadığının kanıtıydı. Bir gün parmak güreşinde Deniz'i yenmem gerektiğini aklımdaki unutulmayacaklar listeme ekleyerek ona masum bakışlarımı yolladım. Bi anda havalanmanın verdiği etkiyle cırlamama engel olamadım. Deniz beni kucağına almış göle doğru sallıyordu. Ellerim ne güne duruyordu? Tek yaptığım Deniz'e yalvarmaktı.
"Lüt-lütfen Deniz,sakın yapma"
Yüzümdeki ifade korku dolu ve masumdu. Korkudan dolayı kollarımı Deniz'in beline dolamıştım,yoksa düşmek kaçınılmazdı ve bu durumdayken ellerimi ondan kurtulmak için kullanamıyordum. Yüzündeki munzur ifadeden işimin bittiğini anlayabiliyordum. Deniz 1-2-3 dedi ve tenime deyen buz gibi bir su..
Kafamı suyun altından çıkararak Deniz'e bağırmak için ağzımı açmıştım ki Deniz'inde yanımda ıslanmış halini gördüm.
"Beni hasta etmeyemi çalışıyorsun! Su buz gibi Deniz"
"Sadece eğlenmeye çalışıyorum kaba sapık"
Yüzündeki bilmiş ifade fazla tatlıydı. Hoşuma gitmişti. Hazal saçmalama,Kayahan'ı düşün,onun gülüşünü düşün! Deniz olmaz..
"Bana kaba sapık demeyi kes! Kaba ve sapık olan sensin"
"Öyle mi dersin?"
dediğinde attığı kahkahaların ardından kafamı elleriyle suyun altına gömdüğünde bende ellerimi kafasında kenetlemeyi unutmadım. Tamamen suyun altındaydık. Ve kötü haber! Suyun altında gözlerimi açamıyordum. Evet bu çok saçma,ama gerçekten gözlerimin sızlamasını istemiyordum. Bana yaklaştığını hissedebiliyordum, deydiğinde vücudumda oluşan elektirik dalgası hoşuma gitmişti. Ama şimdi, tüm vücudumuz deyiyordu ve bu farklıydı. Sanki bir bütünmüş gibi. Tüm vücudumu elektrik kablosuna bağlamış gibi. İçimi ürperten hissin yanında korkmadığımı söyleyemem. Burnu burnuma deydiğinde gözlerimi açmayı o kadar çok istedim ki. -olmadı- Burnunu burnumdan çektiğinde yanağımı öpüp hızla kafasını sudan çıkardı. Gözlerimi açmak için,bende kafamı sudan çıkardım ve uzun süredir tuttuğum nefesimi verdim. Tanrım ! Donuyordum,ve gerçekten titremenin verdiği etkiyle penguen gibi yürüyordum. Gören sünnet olduğumu düşünebilirdi.. Deniz çoktan üzerindeki t-shirt'ü sıkıp,kuruması için suyunu çıkarıyordu. Karın kasları hızla inip kalkarken üstündeki su damlaları onu daha çekici gösteriyordu. Tabiki Deniz'e yazmıyordum. Daha fazla 'kaba -sapık-' gibi düşünmemek için gözlerimi Deniz'den ayırıp kendi üstüme diktim. T-shirt'üm tamamıyla üstüme yapışmıştı ve kapşonlumunda ondan bi farkı yoktu. Deniz yanıma geldiğinde,yanağımı neden öptüğünü sormak istiyordum. Tabiki çok saçma bi soruydu,ama ben ne zaman doğru dürüst bi soru sormuştum ki?
"Üstündekileri çıkar kaba sapık, hasta olacaksın"
"Demek beni bu yüzden suya attın, üstümdekileri çıkarmam içindi hepsi!"
dediğimde yüzümdeki alaycı ve kahkaha atmaya hazır olan ifadeye karşı Deniz'in ifadesi şaşırmış bir şekildeydi
"Tabiki hepsi üstünü çıkarman içindi"
dediğinde alaycı gözleri ve devirdiği gözleri ile beni yine farklı düşüncelere daldırmıştı. Öksürdüğümde Deniz kaşlarını kaldırdı.
"Al işte,hasta olacaksın. Bide öksürüyosun"
Umursamazca omzumu silkip suya atılmadan önce yere bırakmış olduğum sigaramı elime aldım. Çakmağımı göz atıp göremeyince Deniz'e sordum
"Ateş'in varmı?"
"Yoo,gayet sağlıklıyım"
"Ateş ver Deniz"
"Yeterince ateşli değilmiyim?"
"Anan"
Sonunda sinirlenmiştim. Yere biraz daha göz atıp çakmağımı bulmaya karar vermişken Deniz'in son anda uzattığı çakmağı aldım.
Aklıma suyun içinde olanlar geldi. Beni öpmüştü, gerçi daha öncede resim çekmek için zorla öpmüştü ama bu farklıydı ve yanağımdan öpmüştü. Öpücük hakkında hiç konuşmadığımızı fark edip soru sormak istedim ama ne sorabilirdim ki? "Beni niye öptün yakuşuklu" mu? Havanın kararmaya başladığını gördüğümde Deniz'i kamp alanına götürmek için çekiştirmeye başladım. Ona kalsa,geceyi burada geçirecektik. İkna etmek zorda olsa,kamp alanına gelmiştik. Akşam yemeği yenmiş olmalıydı. Sorun şuydu; kahvaltıdan beri yemek yememiştik ve ortalıklarda gözükmemiştik. Deniz beni puflara oturtup, kahve almaya gideceğini söylediğinde şaşırmış bakışlarıma maruz kalmıştı. Deniz ve kibar olmak? İmkansız.. Tabiki Deniz tekrar eski haline dönmüş olmalıki elindeki kahveyi bana uzatmadan,ayağının önünde duran battaniyeye ayağı ile şut çekince karnıma geldi ve GOLL !
"Çok naziksin" gözlerimi devirmeme karşılık umursamaz bakıyordu.
"Senin aksine kaba sapık"
İğneleyici ses tonunda ima vardı. Ona imalı bakışlarımdan atarken,kahvemi yudumluyordum. Cırlamama engel olamadım
"Bu çok sıcak!" dilim yanmıştı
"Soğumasını bekleseydin" omuz silkmişti.
"Kes sesini Deniz! Dilim yandı"
"İstersen,acısını geçirebilirim"
dediğinde kaşı gözü oynuyor,imalı bakışlar atıyor ve 32 diş sırıtıyordu. Ona kınayan bakışlarımdan atıp telefonuma baktım.
Whatsapptan 4.862 mesaj mı ?
Yaklaşık 500 tanesi Yağızdan,2 bin tanesi Kübralarla olan özel gruptan, bin tanesi yurttakilerle olan gruptan ve kalanı Kayahan'larla olan gruptandı. Tabiki hepsini pas geçip Kayahanlarla olan gruba tıkladım. Tüm mesajları okumaya başladığımda,birkaç kez adımın geçmiş olduğunu fark ettim. Buluşmak için plan yaptıklarını farkına vardığımda,plandan geri kaldığımı anlayınca üzüldüğümü hissetmişmiydim? Hayır. Gruptaki konuşmalara göre şuan hepsi bizim çadırda olmalıydılar. Kayahan'ın whatsapptaki profiline girdim. Durum kısmında "Breaking benjamin-diary of jane" yazıyordu. Bu şarkıyı biliyordum. Profil resmine tıkladığımda omzuma çenesini koymuş,konuşan Deniz'i görünce ürperdim. Kayahan'ın profil resmine bakarak konuşmaya başladı.
"Onu seviyorsun değil mi?"
"Saçmalama Deniz,sevmiyorum"
gözlerimi kaçırmıştım. Ama Deniz'in şantaj yapmasını istemiyorsam artık yalan söylemem gerektiğini farkına varmıştım.
"Yalan söyleyemiyorsun kaba sapık"
Cevap veremezdim,haklıydı ve bunu oda biliyordu. Deniz'in sesi,uykulu çocuklar gibi,halsiz geliyordu. Kayahan'ın profil resmine bakıp,ekranı kilitledim. Ve kilitlediğim gibi geri açtım. Unuttuğum bir şey vardı. Yağıza cevap vermezsem,beni öldürürdü. Yağız'ın yazdığı hiçbirşeyi okumadan ses kaydı atmaya başladım.
"Kes sesini koca göt! İyiyim, pazartesi sabahı kamp bitiyor,ama yurda uğramadan okula geçeceğim. Okul çıkış saatinde yurda geliri-"
Deniz'in lafımı kesmesiyle bakışlarımı ona yönelttim. Sesimiz hala kayıttaydı.
"Ben sıkıldım,bişeyler yapalım" dediğinde Yağıza olan ses kaydıma devam etmeliydim.
"Deniz kes sesini, Yağız sende meraklanma sonra görüşürüüz öptüm"
Ses kaydını gönderdiğimde Deniz çatık kaşlarını yüzümde hissedebiliyordum.
"Yağız kim,birde çocuğa koca göt diyorsun?"
"Yurttan arkadaşım" dediğimde alt dudağımı dişledim. Pot mu kırmıştım ben? Evet.
"Ne yurdu?"
Deniz'in şaşırmış gözlerini, O şeklini almış ağızı tamamlıyordu.
"Benim çadıra gitmem gerekiyor,sonra görüşürüz" diye bağırırken çoktan yolu yarılamıştım bile. Çadıra girdiğimde bir adet Kayahan'la göz göze gelmem bir oldu. Burnunda bir bant vardı. Doğru ya,kavga etmişlerdi.. Deniz'de mor gözüne bişeyler yaptırırdı umarım. Cenabetiz hepimiz herhalde, ben topal olurum onun gözü morarır,bunun burnu kanar..
Yanlarına oturduğumda nerdeydin gibi bir sürü soruya maruz kalmak hoşuma gitmemişti.
"Kafa dinliyordum"
gibi kısa bir cevap verip erkeklere gözlerini kapamalarını söyledim. Efe ve Kaan arkalarını döndüklerinde Kayahan anlamamış gözlerle bana bakıyordu. Efe'nin sesiyle kendisine geldi.
"Abi malmısın,kız üstünü değiştiricek dönsene"
Bizim kızlarda Efe ve Kayahan'a gülünce bende bir çırpıda nemli kıyafetlerden kurtuldum. Yer yatağı gibi şeye girdiğimde hepsi benden 1 metre bile uzakta değillerdi. Yerde oturmuş,şişe çevirmece oynuyolardı,ortada bikaç bira ve sigara kutuları vardı. Ve benim yataktan kalkıcak halim yoktu. Götümü onlara çevirmiş yatarken,seslerini duyabiliyordum çünkü dediğim gibi, dibimdeydiler! Uyku göz kapaklarımı el geçirmiş,çoktan vücudumu halsiz kılmıştı bile. Yatağımın kenarında çöküntü hissetmiştim ama kim olduğuna bakacak halde değildim. Uykunun kollarındaydım ve bu en güzel histi. Yarı uyanık halimle, Kayahan'ın "Uyudun mu?" demesiyle yataktan sıçrayınca alınlarımız çarpıştı. Çat diye ses çıktı yemin ederim. Diğerleri bize aldırış etmezken biz kahkaha atıyorduk. Bana uykulu halimle kahkaha attırabilen tek kişiydi Kayahan. Tabi yurttakilerin beni zorla gıdıklamalarını saymazsak. Ona uykulu gözlerle baktığımı fark etmiş olacakki oda yanıma uzanmıştı. Yağız dışında,hiçbir erkekle aynı yatakta yatmamıştım. Bu değişikti. Özellikle Kayahan olunca. Uykum gittikçe şiddetleniyordu ama Kayahan'ın yanıma uzandığını düşünmekten kendimi alı koyamıyordum. Son hatırladığım şey ise,Kayahan'ın saçlarımı okşamasıydı..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MASUM
Teen FictionSaçma sapan bir sebepten dolayı ailesi olmayan Hazal'ın Yurtta kalan Hazal'ın Aşık olan ve aşık eden Hazal'ın Masum hikayesi.. Kısacası; Masum olmayan Hazal'ın masum hikayesi Not: Yeni doğan bebekler bile masum değildir,annesine o kadar acı çektird...
