Kamp

116 2 0
                                    

Medyada Hazal var. Bölüm Kayahan,Deniz ve Çağlar ağırlıklı ama onları daha önceki bölümlerde medya kısımlarına eklemiştim. Umarım beğenirsiniz ^^

"Şeyy,Fatma Hocacığım okulumuzun cuma günü okul çıkışı ve pazartesi sabahı arası düzenlediği ders çalışma kampına -ders çalışma olayı kesinlikle yalan- gidebilirmiyim?"

Ve Fato cadısı dudaklarını araladı.Umarım "Nah sana kamp" demezdi...

"Üzgünüm Hazal,bu tarz gezilere yurdumuz kesinlikle izin vermiyor" dediğinde "Nah sana kamp"ın kibar halini ima ettiğini anladım. Ama bu işin peşini bırakamazdım. "Ama size yalvarıyorum,derslerim iyi. Olayda çıkarmadım hiç -yalan- ,ayrıca istediğiniz herşeyi yaparım.Sadece gidebilmemin yolunu söyleyin" dediğimde  kapıda duran Hatçe ablayı gösterip "onu ikna etmelisin canım,benden iznini aldın" Oha izin verdi,kesinlikle Fato cinin içine kaçmıştı,yada cin mi Fatonun içine? Asıl önemli olan, Hatçe'yi ikna etmemdi. Hatçe beni sevmezdi,hatta nefret ederdi. Birkaç kez erkekler binasında yakaladığı olmuştu. Kollarımı iki yana açtığımda "Hatçe'mm" diye bağırarak ona koşuyordum. Sarıldığımda gerçirdiği kısa süreli şokun ardından "Ne istiyorsun Hazal" demesine şaşırmadım. En masum ifademi takınıp "Ders çalışma kampı var,ormanda.Okul düzenliyor,lütfeen gideyim Fato yani öhöm öhöm Fatma Hoca'da izin verdi ama seninde izin vermen gerekiyormuş" derken ellerimi birleştirip yalvarır pozisyonunda duruyordum. Hatçe benden bıkmıştı,yazın her gün kadına yalvarıyordum ve bu onun için sinir bozucuydu. Yağız sürekli ceza alıyordu ve bende Hatçe'ye cezaları kaldırması için yalvarıyordum. "Senin şu yalvarmaların yokmuu? Gidebilirsin Hazal" derken gözlerini deviriyordu. Ellerimi çırpıp yatakhaneye çıktım. Küçük bir bavul hazırladıktan sonra hazırdım. Yemeğimi yalnız yerken bir yandanda gruba yazıyordum. Yarın ki kamp hakkında konuşurken bir kola daha aldım. Ortak salona çıkarken merdivenlerde tökezleyip ayak bileğimi burkmuştum. Attığım çığlık yüzünden birkaç kişi ortak salondan çıkmış, merdivenlerde iki büklüm olmuş bedenime bakıyordu. Kübra ve Almina beni omuzlarımdan tutarak yatakhaneye çıkardıklarında topal yürüdüğümü fark ettim. Fato'da başıma gelmişti. Nefret ediyordum sakar olmaktan. Kayahan'da boşuna sakar demiyordu gerçi. Tüm günü yatağımda dinlenmek zorunda olduğum için Kayahanla mesajlaşarak geçirdim. Yağızada mesaj atmıştım ama onlarda ortak salonda olmalılardı. Yağızla eskisi gibi aynı okulda olmayı o kadar çok istiyordum ki.. Beraber dövdüğümüz kız ya da erkeklerin haddi hesabı yoktu,en çokta bunu özlemiştim. Kayahanla konuşmama rağmen geçmek bilmeyen zamandan sonra yatakhane dolduğunda ders saatinin bittiğini anladım. Herkez yemekhaneye inerken Eylül,Mira,Almina ve Kübra'nın bana getirdiği yemeği yiyordum. Kübra'da bi yandan kızlara Deniz'le ilgili yakınlaşma planını anlatıyordu. "Plan işe yaramayacak,yaramamalıda çünkü Kayahan'la aramın açılmasını istemiyorum" dediğimde kızlar hak verdiler. 
E- "O zaman Hale için başka planlar bulmamız gerekiyo" 
A- "Denizden başka onu üzebilecek pek birşey olduğunu sanmıyorum"
M- "Babasından bahsetmelisin Haleye"
K- "Babasından bahsetmek,seni Hale'nin seviyesine düşürür Hazal" 
Mert'in -Hale hakkında bilgileri aldığımız kişi- sonradan bahsettiğine göre Hale'nin babası yoktu,sebebini bizde bilmiyorduk ve Kübra ilk defa ciddi konuşmuştu. Baba konusunda en hassasımız Kübra olmalıydı. Kübra 6-7 yaşlarındayken babası trafik kazasında ölmüştü,anneside Kübraya bakamayacağını söyleyerek yurda  vermişti. Annesinden nefret etsede,babasıyla ilgili hatırladığı anılar sayesinde babasını hala seviyordu. Buda onun en hassas noktasıydı. Konuyu değiştirmek için kamptan bahsettiğimde, Eylül hazırladığım küçük çantaya neler koyduğuma bakarken,kızlar sorular soruyordu. Konuşmaktan çenem ağrımıştı. Uykum olmasada gözlerimi kapatıp uykumun gelmesini bekledim ve geldiğinde kendimi uykuya teslim ettim,en güzel duygu bu olmalıydı. 
Sabah sabah yüzünüze dökülen bir bardak suyla uyanmak iyrenç bir şeydi! Kızlara küfürler savurup,yüzümü kurutmak için dolabımdaki havluya yöneldim. Mekana geldiğimizde Yağızı bekliyordum. Yağıza kamp olayından bahsetmezsem beni saçma ceza yöntemleri ile cezalandırabilirdi. Yağız geldiğinde bir çırpıda herşeyi anlattım ve onca anlattıklarımdan aklına takılan tek şey Kayahan olmuştu. Kayahan'dan Yağıza bahsetmemiştim. Kayahan hakkında sorular sorarken bir yandanda neden ona bahsetmediğim hakkında kızıyordu. Yemekhaneye  topal yürüyerek gittiğimde kızların okulunun -eski okulumun- dedikodusunu yapıyorduk. Bi ara orayada ziyarete gitmeliydim. Yemeğim bitince kızları tokatlayıp yatakhaneye okul ve kamp çantamı almaya çıkarken arkamdan Almina'nın sesini duydum. "Millet arkadaşlarını öper,sen tokatlıyorsun sürtük!!" Kahkaha atıp yemekhane kapısından çıktığımda Fato'nun ayağına takılıp düşerken Fato beni tutmuştu. Cidden sakardım. 
"Hazal bende seninle konuşmak istiyordum, kamptayken seni sürekli arayıp rahatsız etmemek için bize durumun hakkında mesajlar yollamayı unutma,birde bileğin acıyorsa gitmeyebilirsin" bu kadın okul başladığından beri cidden bana iyi davranmıştı. Bunu cin sokmuş herhalde.. "Hayır,iyiyim teşekkür ederim" diyip çantalarımı aldım ve okula doğru yürümeye başladım. Kahretsin bişeyi unutmuştum! Mekana koşar adımlarla gidip -tabi topal yürüdüğüm için penguen gibi gözüküyordum- millete sigara satan oğuzdan 3 paket sigara aldım. Gecikmemek için koşar adımlarla tekrar okula yürümeye başladım. İlk bilmem kaç dersi uyuyarak geçirdikten sonra birinin beni dürtmesiyle uyandım. Başımda dikilmiş Kayahan'a baktığımda gülümsüyordu. Elindeki telefonla anlık bir şekilde resmimi çekti. Ne kadar iyrenç çıktığımı düşünmek bile istemiyordum. Öğle arası olduğundan bahsedip bir yandanda kolumdan çekiştirerek kantine götürüyordu. Topal yürüdüğümü fark edince olayı anlatmak zorunda kaldım. Kolumun altına girerek omzundan destek almamı sağlıyordu. Beni o taşıyordu demek daha doğru olurdu. Kantine gittiğimizde kahvemi içiyor,bizimkilerin konuşmalarını dinliyormuş gibi yapıyor ve Haleyle bakışıyordum. Bi anda Hale "Hey! Şu topala bakın" deyince her zaman ki gibi histerik bir kahkaha atıp elimdeki kahveyi onun üstüne dökerken çığlıklar atıyor eteğini temizlemeye çalışıyor ve tehditler savuruyordu. Bizimkilerde masada oturmuş kahkaha atarak bizi izliyorlardı. Kayahan tekrar omzuma girerek beni masaya götürdüğünde Hale "Bu iş burda bitmeyecek" diyerek kantinden çıktı. Zil çaldığında derslere girmeyi hiç istemiyordum. Topal şekilde yürüyerek Çağların yanına gitmeye karar verdim. İl önce giriş kata,sonra spor salonunun olduğu kata ve sonrada odanın olduğu kata indim. Tek ayağıma yüklenerek indiğimden,çok yorulmuştum. Odaya girdiğimde Çağlar uyuyordu. Bende deri koltuğa uzanıp uyumaya çalışsamda uyuyamamıştım. En sonunda sıkılıp Çağlar'ı uyandırdım.
"Yine mi sen?"
"Evet yine ben. Sıkıldım ya kalksana! Sen kampa geliyormusun?"
"Ne kampı Hazal ya,uykumdan uyandırdın"
"Ormandaki kamp"
"Hahaha tabiki gelmiyorum"
"Neden burda saklanıyorsun,neden kampa gelmiyorsun,neden yalnız kalmayı tercih ediyorsun"
"Saklanmıyorum,kamplar hep sıkıcıdır ve yalnız kalmayı tercih ediyorum çünkü.."
Cümlesini tamamlayamadan yutkundu ve sustu. 
"Çünkü?"
"Çünkü insanlar hiç birşeyi anlamıyolar,tek düşündükleri kendi yaşadıklarından bahsetmek ve kafanı şişirmek. Gerizekalılar. İnsan içine çıkmak kurtlarla aynı sofraya oturmak gibi bişey. Onlar.. onların tek yaptığı şey yüzüne gülümseyip arkandan dalga geçmektir. Sen hiç bebekleri mutsuz gördünmü? Onlar daha insanların gerizekalı olduğunu anlamadıkları için,kalpleri hiç kırılmadığı için mutludurlar. Büyüdükçe arkadaşlıklar kurarsın,insan içine çıkarsın. Olgunlaşınca onların gerçek yüzlerini görürsün. Ve.. ve sadece insanlar seni üzmez. Aile.. ailede seni yıpratır. Tanrının seni koruması amacıyla gönderdiği aile,sana sadece sıkıntı ve dert verir." 
Çağlar gerçekten haklıydı. İnsanlar sadece kendini düşünen varlıklardı. Çağlar'ın yanına oturup gözündeki bir damla akmakla akmamak arasında kalmış yaşı sildim. Kafasını omzuma yaslayıp saçlarıyla oynadım. Söyleyecek kelime,onu sakinleştirecek kelime bulamıyordum.
"Annem,hiç saçlarımla oynamazdı. Saçlarımla oynanması, iyi hissettiriyormuş" derken gülümsemeye çalıştığını görebiliyordum. Yüzündeki buruk gülümseme bir anda büyük bir hüzne dönüştü. Eski anıları aklına gelmiş olmalıydı. Onu sakinleştirmek için hiç annemin olmadığından bahsedersem belki biraz daha rahatlar,şükrederdi. 
"Biliyor musun? Benim ailem yok,ben doğduğumda yurda bırakıp gitmişler. Belkide ölmüşlerdir" dediğimde Çağlar pişman olmuş sulu gözleriyle bana baktı. Ailesi hakkında bahsettiklerinden dolayı kendini pişman hissediyordu. "Ben,özür dilerim. Ailen olmadığını bilse-" dediğinde sözünü kestim. "İşte bende onlara inat yaşıyorum Çağlar. Belki bir gün karşılaşırsak yüzlerine tükürmek için yaşıyorum" Çağlar başını omzumdan kaldırıp bana baktı.
"Sen bana iyi geliyosun Hazal"
"Sende bana iyi geliyosun Çağlar"
    *******
Servislere doluştuğumuzda Melis,Ayça ve Efe arkadaki beşliye geçmiş sohbet ediyolardı. Onların önünde İrem ve Kaan parmak güreşi yaparken aynı kulaklıktan müzik dinliyolardı. Onların önündede Kayahan'la ben oturmuş birbirimize aval aval bakıyorduk. Servis hareket ettiğinde arkamızdan bir servis geldiğini daha gördüm. Serviste Kayahanla hiç konuşmamıştık,sanki bakışlarımızla iletişime geçmiştik. Bana rengi parlak olan gözleriyle bakarken,ben soluk renkli mavi gözlerimle dışarıyı seyrediyordum. Kayahan açık saçlarımı eline alıp örmeye çalışınca olaya müdahale etmem gerekti. 
"Beceriksiz,bırakta ben göstereyim"  dediğimde saçlarımı çoktan dolaştırmıştı. Ona saç örmeyi öğretince yol boyunca saçlarım milyon kez açıp tekrar ördü. Kamp yapacağımız yere geldiğimizde servislerden indik. Şimdi kusacağım,Deniz ve arkadaşı,Hale ve ikizler.. Hepsi diğer servisten indiklerinde ben Haleye odaklanmıştım. Yanımdaki Kayahanda Denizle bakışırken olayı anlayamamıştım. Onlar tanışıyolarmıydı? Hocanın elime çadır tutuşturmasıyla dikkatim dağıldı. Büyük bir çadıra benziyordu. Melis Ayça ve İrem'le çadırı yapma çabalarımız sonuçsuz kalınca Efe Kayahan ve Kaan yardım ettiler. Efe bizim çadırın içine atlıyayım derken ayağıyla çadırın kenarındaki demiri çekince çadır yerle bir oldu. Kaan'la Efe dövüşürken Kayahan son derece odaklanmış,çadırı bir daha yapıyordu. Ona yardım ettiğimde çadır hazırdı. Herkez çadırlara dağılınca kızlarla yalnız kalmıştık. Kaan,Efe ve kızlar ormanda oturmuş şişe çevirmece oynarlarken ben uzaklaşma ihtiyacı hissettim. Sapık şeyler yapmak istemiyordum çünkü son gördüğümde İrem ve Kaan öpüşüyolardı. Ormanda gezintiye çıkmak iyi olabilirdi. Sigaramı yaktım,hafif atıştıran yağmurun altında iyi gidiyordu. Kapşonumu çekip müzik açtım. Biraz ilerledikten sonra gölün yanına geldiğimi fark ettim. Gölün yanındaki kaya benzeri şeye sırtımı yasladım.  Yapmam gereken o kadar çok şey vardı ki.. Aklıma bile getirmek istemiyordum. Çağları kısa süreliğinede olsa mutlu görmek istiyordum, Deniz'le yakınlaşıp Hale'ye acı çektirmek istiyordum. Bir yandan da Kayahan'a karşı hissettiklerimi artık saklamak istemiyordum. Ailemi bulup yüzlerine tükürmek istiyordum. Ve vücüdum son yaz akşamından beri madde istiyordu.Çünkü en son o sıralar kullanmıştım. Ben gerçekten yorulduğumu hissediyorum. Çağlar'ın dediği gibi,insanlar beni yoruyor.. Elime deyen elle,düşüncelerimden sıyrıldım. Kayahan ellerimi ellerinin içine almış,yanımda oturuyordu. Ellerimi okşarken gözleri ellerimdeydi. Utanmışmıydı? Başımı dizlerine koyup uzandığımda  gözlerini gözlerime sabitledi. "Hazal,ben.." dediğinde utandığını anlamıştım. Bir keresinde bende Kayahan'a "Kayahan ben.." demiştim ama devamını söylemeye utanarak "Kusacağım" demiştim,seviyorum diyememiştim. Kayahan cümlenin devamını getirmeye çalışınca kekelemeye başladı. "Haz-hazal ben,b-ben" onun  bu haline gülüp parmaklarımı yumuşak dudaklarında oynattım. Oda gülümseyip ellerini saçlarıma götürdü. Örmeye başladığında müziğin sesini açtım. -Medyadaki müzik- Sigaramı yaktığımda kaşlarını çatarak elimden aldı ve içmeye başladı. Kaş çatma sırası bendeydi,kaşlarımı çatıp bir tane daha yaktım. Onuda elimden alıp ikisinide aynı anda içmeye çalışırken komik gözüküyordu. Dudaklarını araladı..
"Sakarcığım sigara içmeni istemiyorum"

Birkaç saat sonra

Çadırda kızlarla uzanmış sohbet ediyorken bir yandan da Yağız ve kızlarla mesajlaşıyordum. Yağız beni özlediğinden bahsederken,kızlar yemekhanede yapılan pasta savaşının resimlerini atıyolardı. Kızların "Bırak şu telefonuda bişeyler yapalım" uyarılarına karşı gelmedim. Kızlar küçük bir çantanın içinden birkaç shot çıkarıp "oyun oynuyoruz" dediklerinde oyunu anlamıştım. Sorulan soruya ya cevap verecektin,yada bir shot'u kafaya dikecektin. Oyunu Melis başlattı.
"İrem,gerçekten Kaan'ı seviyormusun yoksa vakit geçirmek için mi çıkıyorsun?"
İrem "Kaan'ı gerçekten seviyorum,sıra bende." dediğinde bakışları bana kaydı ve ben çoktan shot'ı elime aldım.
"Hazal,ailenle ilgili bir sorununmu var?" 
Buna cevap verebilirdim. Bilmeleri gerekiyordu. 
"Aslında evet. Ailem yok benim,yurtta kalıyorum. Doğduğumda beni bırakıp gitmiş sürtükler" dediğimde yüzümdeki sahte gülümsemeye karşı,kızların yüzünde şaşkınlık vardı. Konuyu dağıtmak için "Hadi devam edelim sıra bende" diyerek bakışlarımı Ayça'ya çevirdim. Sorucak yaratıcı bir soru bulamadığımdan saçmaladım.
"Efe'yle birlikte olmak istermisin güzelim" derken çapkın bakışlarımı atıyordum. İrem ve Melis'in attığı kahkahaya Ayça'da eşlik etti.
"Ahahaha tabikide hayır,Efe'yi kardeşim olarak görüyorum. Sıra bende,kimse daha içmedi. Ortamı kızıştırmak lazım" dediğinde bakışları bendeydi.
"Hazal,Kayahan'ı seviyor musun?" dediğinde "İşte beklenen soru!!" diye bağırıyolardı kızlar. Kızlara göz devirip elimde tuttuğum shot'ı kafaya diktim. "Ooo" sesleri yükselirken bir kahkaha patlattım. 
"Sıra bende! Hepinize soruyorum,Deniz hakkında ne düşünüyorsunuz?" 
Kızların hepsi haykırmaya başlarken ellerindeki shot'ları kafaya dikiyolardı. Melis bana bakarak,şimdi biz sana soracağız" dediğinde 'umarım Kayahan hakkında olmaz' diye dua ediyordum. 
"Kayahan'la whatsapp grubu dışında,özelden konuşuyormusunuz?" demesiyle shot'ı kafaya diktim. Ayça "Şimdi ben Hazal'a soruyorum,Kayahan'la tuvalette sarmaş dolaş olan senmiydin?" başka bir shot'ı kafaya diktim. Amaçlarını anlamıştım,Kayahan hakkındaki düşüncelerimi öğrenmek için beni sarhoş etmekti.Ama yapacak başka birşeyim yoktu. Kafam gidiyordu herhalde.. Melis'te ağzını açıp "Hazal,Kayahan'ı seviyormusun" dediğinde hepsi kahkaha atarlarken ben yine kafama dikiyordum. Ve evet,beklenen olmuştu.. Kızlar sanki etrafımda dönüyolardı. Kendimi tutamıyordum. Beynimden ne gerçerse söylecek durumdaydım. Ve olduda.. Kızların "Oldu!! Hazal,Kayahan'a aşıkmısın" sesleri beynimde yankılanıyordu. Defalarca kez "Evet!" bağırırken ayağa kalkmış hoplayıp zıplıyordum. Kızlar kahkahalar atarken ben yere uzanıp gözlerimi kapattım. Uyuma isteği.. 
Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Saate baktığımda sabah'ın 5iydi. Hiç uykum yoktu ama başım zonkluyordu. Yataktan kalkıp üstüme düzgün bişeyler giyindim. Çadırdan çıkarken unuttuğum sigaramı yanıma aldım. Göle gittim,bu sefer kayaya yaslanmak yerine bacaklarımı göle doğru uzattım. Sigaramı yaktım. Dün olanlar.. yeni yeni aklıma geliyordu. Kızlara Kayahan'ı sevdiğimi itiraf etmiştim,ilk defa bunu sesli olarak dile getirmiştim. Bilmem kaçıncı sigaramı içerken elimden sigaranın çekilmesiyle Kayahan olduğunu anladım. Benim sigara içmemi istemiyordu sonuçta. "Kayahan,sadece 1 sigara" dediğimde yanıma oturan kişiyi görmemle yüzümdeki gülümseme kayboldu ve gözlerim büyüdü. Sarı saçlar,ve bir çift boş bakan mavi gözler.. Gözlerini gözlerime kenetlerken baştan aşağıya beni süzüyordu. Elindeki sigaradan derin bir nefes çekerken gözlerini gözlerimden ayırmamıştı. 
"Yanlış tahmin, Kayahan değilim. Ben, Deniz" 


MASUMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin