"Kız sarı civciv, sen kaç oldun şimdi?"
"Yirmi dokuz oldum Selim," diye bıkkınca cevap verdi Burcu. Selim bugün bu soruyu yaklaşık 15 kez falan sorduğu için sıkıldığını belli ederek ofladı. Selim'in dudakları tekrar aralanırken hepimiz ne diyeceğini bildiğimiz için Burcu onun sözünü kesip kendi tamamladı. "Ve tekrar hayır, evde kalmadım. İstediğim yaşta evlenirim, sana hesap vermek zorunda değilim." Duraksadı. "Hatta hiç evlenmem, yine sana hesap vermem."
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Gerçekten, bu grup Selimsiz bir hiçti. Bunu her geçen gün daha fazla farkına varıyordum.
"Hadi, hadi. Sen de istiyorsun da kimse sana bakmıyor diye istemiyormuş gibi yapıyorsun."
"Serdar, sustur şu çocuğu yoksa yaralı falan dinlemem bir bıçak da ben saplarım."
Serdar oturduğu koltuğa daha da yayılırken tartışmaya katılmayacağını omzunu silkerek belli etti.
Burcu'nun doğum gününü kutlamak için kendi aramızda kutlamak için eğlenmeye gidelim demişlerdi, ama ben pek eğlence günümde değildim sanırım.
Aslında, ben hiç bir zaman eğlence günümde olmazdım. Bu olaylar için yeterince büyümemiş miydik?
Her şey o Selim gerizekalısının başının altından çıkıyordu, garibim Burcu'nun da isteği yoktu zaten.
Serdar'ın tek derdi Selim'in mutlu olmasıydı zaten. Ne derse desin, Serdar hep okeydi. Böyle bir abi herkese nasip olmaz, adam kardeşi için yaşıyor be.
"Arslan, sen bu sıralar baya dalgınsın. Bir işler mi karıştırıyorsun yoksa?" Kolumu dirseğiyle dürten Burcu'ya yandan bir bakış attım. Serdar iş yerindeki amiriyle bir dosya hakkında telefonda konuşurken Selim de telefonunda oyun oynuyordu.
Bir işler karıştırmıyordum aslında, ama yine de dalgın olduğum doğruydu. Saçma bir şekilde aklım Kerem denilen velete fena halde takılmıştı. Mekanın girişinde yine onu görmüştük, haplardan satarken. Serdar 'artık bu çocuk fazla olmaya başladı' diyerek tutuklamak istese de onu durdurmuştum.
Daha reşit bile olmayan bir çocuğu, daha doğrusu Eva'nın kuzeninin tutuklanmasına izin veremezdim.
Biran önce bu duruma bir el atılması gerekiyordu, gerekirse Evayla konuşacaktım. İnanır mıydı acaba bana?
"Bir şey karıştırdığım yok, bak keyfine sen güzelim." Yüzündeki gülümseme büyürken yanaklarımı sıkarak tıpkı bir bebek sever gibi yüzümü sağ sola savurdu.
Yüzüm acıyla buruşunca sanki hiçbir tepki vermemişim gibi abartarak devam etti. Şaşkınlıktan tepki bile verememiştim. Kollarından tutup beni bırakmasını sağlayınca dudaklarını büzdü. Yanaklarımın kıpkırmızı olduğuna emindim! Deli kız.
"Napıyorsun manyak, acıdı lan?" Omuz silkip ciddi bir ifadeye büründü suratı.
"Davet'den sonra nereye gittiğini anlatmadın bana. Alacağım ifadeni yakında ama dur bakalım."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
EVA
Romance*Yetişkin içerik barındırır!* "Arslan'dan hala nefret ediyorum." Duraksadı, ve tereddütle bakışlarını yere sabitledi. "Ama dün gece o kadar anlayışlı davrandı ki, tanıdığım Arslan'dan şüphe ettim. Dün gece ne o Arslan Karaca'ydı, ne de ben Ada Eva G...