Akşam olmuş hava kararmıştı. fakat ay bu akşam dolunaydı ve akşam olmasına rağmen ortalık çok aydınlıktı, Ankara nın Sincan ilçesi merkez Pazar yerinde balık tezgahındaki tablada kalan son balığıda kese kağıdına koydu, tartıda tarttı kesekağıdını poşete koyup müşterisine uzattı. afiyet olsun abim dedi, müşterisinin verdiği parayı mavi önlüğüne koydu, diğer eliyle bir avuç bozuk para çıkarttı, bozukluklardan para üstünü verdi. ALLAH bereket versin abim dedi. bereketini bul, diye yanıtladı karşısındaki adam. iki elini mavi önlüğün ceplerine soktu, aşağı yukarı salladı, hey yavrum hey, bu gün ne sattık be saat kaç balık bitti dedi ve bir kahkaha attı. önünde bir tek o tabla vardı, diğer tablaları balıklar bittikçe yıkayıp arkasındaki duvara yaslamıştı onlarda neredeyse kurumak üzereydi. yanındaki başka tezgahlarda daha balık varken o satışı bitirmiş son balık tablasını da yıkıyordu. yanındaki tezgahın sahibi olan Bünyamin, yarın fatih pazarına gelir misin, dedi. Taner, in işi varmış. bilmem dedi, Ahmet amcaya sormam lazım yarın tezgah açacak mı bilmiyorum malum oda hasta dedi. hasılatı almaya gelsin konuşuruz, eyvallah dedi Bünyamin. yıkadığı tablasını arkasındaki duvara yasladı. Bünyamine,, Ahmet amca Mustafa filan gelirse bi ıslık çalıver, ben İsmail in yanına uğrayayım,, deyip Az ilerideki yeşillik satılan tezgaha doğru yürüdü.. tezgahta sırtı dönük biri vardı,, naber lan otçu,, deyip ensesine bir tokat indirdi. o esnada tezgahtaki mallarını toplamakta olan İsmail sendeledi tam düşecekti ki belinden kavradı düşmesini önledi.. İsmail,, okkalı bir küfür sallarken ona sert bir tekme attı. iki eliyle kalçasını tutarak, Allah canını almasın, bu nasıl bir tepik vurmak vicdansız dedi.. ikisi de birbirine bakarak kahkahayı patlattılar.. İsmail,, hadi yine iyisin tezgahı erken kapatmışsın, bakalım geceyi nerede sonlandıracaksın dedi. Tabi ki de ,,RAY bar,, başka neresi olacak, gidecek neremiz var diye cevapladı. İsmail, seni sarhoş köpek seni, az iç oğlum az, bir gün tren yolunda geberip gideceksin, bizi üzeceksin yapma böyle dedi.. hadi lan,, kokmuş sen içmiyon diye bizdemi içmiyek, derken maydanozları çuvala dolduruyordu.. o esnada ıslık sesi duydular, işaret parmağını havaya kaldırdı, bu ıslık benim için dedi.. ne o lan, şimdide it mi oldun, kendini ıslıkla çağırttırıyorsun dedi.. ben gidiyorum İsmail dedi. tablaları yükleyim gelirim, deyip topladığı tezgahına doğru koştu.. Mustafa,, ,FİAT 50 NC,,, kamyonun kasasına çıkmıştı.. tablaları o veriyor, Mustafa da yerleştiriyordu. her bir parçanın yeri vardı. Mustafa sadece geceden gider, halden malı alır, sabahta erkenden pazara bırakır, akşamda boş kasaları ve tablaları almaya gelirdi. Ahmet amcanın tek oğluydu, beraber büyümüşlerdi. yükleme işi bittiğinde, beraber kamyonun kasa kapağını beraber kapattılar.. Ahmet amca, o günkü yevmiyesini uzattı. yarın geç kalma ha, şu zıkkımı da az iç,, yarın sarhoş tezgahtar görmek istemiyorum dedi babacan bir tavırla. Mustafayla, tokalaşıp sarıldılar, birbirlerinin sırtına vururken, Mustafa yanına uğrarım dedi. başını hafifçe salladı, olur dedi. Ahmet amca, kamyona binmişti. Mustafa da kamyona, binip çalıştırdı. hareket ederken korna çaldı havalısından,, DALİLİ,,, DALİLİ ,,DALİLİ ,, sağ, elini havaya kaldırıp, arkalarından el salladı. sonra bünyamine, duydun, değil mi, dedi. Duydum, duydum, sağlık olsun, yarın pazarda görüşürüz.. görüşürüz,, deyip İsmail in tezgahına doğru yöneldi.. İsmail,, tezgahını toparlamış, oda,, Dodge ,,kamyonetini tezgaha yanaştırmıştı. İsmail, zıpla diye bağırdı. İsmail de kasaya bir hamlede çıktı. o aşağıdan kasaları, çuvalları, kasaya koyarken,, İsmail de yerleştiriyordu. Kamyonetin,, yüklenmesine yardım etmesi bitince, ben gidiyorum yarın pazarda görüşürüz dedi... İsmail,, hadi eve gidelim, yemek yiyelim, boğazından sıcak bir yemek geçsin, hem çay içer sohbet ederiz dedi. sırtına dostane bir şekilde vurdu.. sağ ol başka zaman inşallah dedi.. İsmail le,, tokalaşıp birbirlerine sarılıp, ayrıldılar.. bir eli cebinde, diğer elini sallarken, dudağında neşeli bir şarkıyla, Pazar yerinden, çarşı istikametine doğru yürüdü... ATATÜRK, caddesinde ilerledi. çay bahçesinin, önüne gelince, sağa çarşı merkezine döndü. Caddenin sonu, Sincan tren istasyonuna çıkıyordu. bu caddenin sonuna gelmeden, Terzioğlu büfesi vardı. büfenin önünde iki sandalye duruyordu. birine oturdu. hayırlı işler gazi abiiii,,, diye seslendi. çarşı ışıklar, ve ,dolunay nedeniyle bu akşam her zamankinden daha aydınlıktı,,,, Gazi,, elinde gazeteye sarılı, bir kutu bira getirdi.. ooooo hoş geldin, bugün erkencisin dedi.. hoş bulduk abi nasılsın.. iyiyim, sağ ol. gördüğüm kadarıyla sende iyisin.... Birasından, bir yudum içti .iyiyim çok şükür dedi. Gazi, yanına oturdu. bir eliyle dizine usulca vurdu... bir müddet havadan sudan, o günün nasıl geçtiğinden konuştular. Gazi, ben birazdan kaçacağım dedi. sen ne yapacaksın,,, bende üzerimi değiştireyim de mekana geçerim dedi. Mekan, dedi gazi. he ya RAY bar,, sen bilmiyor musun yoksa. dikkat et dedi gazi,, tren altında kalayım deme, bu gün yine birisine, lale hemzemin geçitte tren çarpmış.., ölmüş mü,,,, evet ölmüş dedi gazi,, dikkat et ,, ,,,, ederim dedi teneke kutuyu kafasına dikti..... kutuda kalan tüm birayı, bir dikişte içti, bitirdi.. kutuyu iki avucunun arasında ezdi.. abi bana dört, yok yok, Mustafa da gelecek, altı tane bira,, ikide tuzlu fıstık ver........... tamam dedi, içeri girdi. Oda, gazinin peşi sıra gitti, gazi dolaptan biraları alıp, poşete koyarken, oda raftan iki tane tuzlu fıstık aldı. gazinin uzattığı poşete koydu. eyvallah abi ,,deyip parasını uzattı.. bereket versin dedi.. bereketini bul abi, görüşürüz deyip tokalaştılar... yolun karşısına geçti. orada belediyenin baraka dükkanları vardı. ilk sırada saat tamircisi ,, yanında manav,, erkek kuaförü,,, ve son olarak onun kaldığı dükkan.. ailesi trafik kazasında ölünce,, gazi o yeri belediyeden kendi adına kiralamış, ona kalması için vermişti.. oda orada yatıp kalkıyordu.. orası artık onun evi, pazarcılar ve gazi ailesi olmuştu. tüm dükkanlar kapanmıştı. onun evi olan dükkan en dipte olduğundan, caddenin ışıkları oraya pek uğramıyordu.. kapısını açtı, camları gazeteyle kaplıydı. içerisi bu nedenden dolayı her zaman karanlıktı.. insanın içini karartan bir karanlık.. içeriye girdi. lambanın düğmesine bastı.. içerisi aydınlandı,, karşıda,, tek kişilik bir yatak,, baş ucunda iki çekmeceli bir komodin,, üzerinde sırt çantası,, kuaförle arasını ayıran duvar dibinde küçük tüp,,,, üzerinde çaydanlık, bir plastik leğen içerisinde,, bardak,, tabak,, çatal kaşık, vardı.. kullanmıyordu, fakat vardı.. gazi evinden getirip vermişti.. belki kullanır,, diye ..üzerindeki, giysilerini çıkarttı,, ,, çekmeceden, temiz giysiler aldı,,üzerinden, çıkarttıklarını sırt çantasına koydu.. bir yandan üzerini değiştirirken, şarkı mırıldanıyordu.. bira poşetini alıp dışarıya çıktı.. birkaç adımda caddeye vardı, gazi büfeyi kapatmıştı. tren istasyonuna doğru yürüdü. alt geçitten, perona çıktı. peronda kimse yoktu. Kayaş gidecek olan tren ,, peronda ilerliyordu. Oda, o tarafa doğru yürüdü..... pekte karanlık olmayan bu akşamda, tren, usul, usul, giderken, oda, peronun sonuna geldi... banket taşlarından dan yapılan, derme çatma basamaktan tren yoluna indi.. ve lale tren istasyonuna doğru, rayların üzerinde yürümeye başladı.. tren yolundaki çakıl taşlarının çıkarttığı ses hoşuna gidiyordu. Tren, artık kavisli olan makas bölümünü geçip görüş alanından çıkıyordu. Etraf çok aydınlıktı. Buda, çakıl taşlarının üzerinde, çok rahat ilerlemesine imkan tanıyordu.. biraz ilerledikten sonra, demir yolu boyunca yaklaşık iki metre boyunda olan, duvarın dibinden yürüyüşüne devam etti.. duvarın bitişiği, Atatürk caddesi olup,, Etimesgut, ve Ankara, merkeze giden yoldu.. bu yol üzerinde, Semiha isen ilk okulu,, ve bitişiğinde açık hava sineması vardı.. bu akşamda, Ferdi Tayfur un Çeşme isimli filmi oynuyor filmin sesi buradan gayet net duyuluyordu.. Ferdi Tayfur yanık sesiyle,, susadım çeşmeye varmaz olaydım,, derken oda yarım yamalak ona eşlik etmeye çalışıyordu.. poşetten bir bira çıkarttı., açtı kafasına dikti, üç dört yudum içti ... bir süre bu şekilde ilerledi.. ileride, tren makası vardı. orada ve ilerisinde olmak üzere aralıklarla bodur ağaçlar vardı.. ve tüm alkol alanlar bu ağaçların altında oturur, içer sohbet eder, geç saatlere kadar burada olurlardı.. burası meşhur RAY bardı....... Şansına, ilk ağacın altı boştu, oraya girdi.. yerde karton seriliydi. üzerine oturdu. ayaklarını uzattı,, sırtını duvara yasladı.. birasından bir yudum daha içti.. bu ağaçlar sayesinde ne trendeki yolcular, ne makinistler, nede, yoldan gelip geçenler,,,, kimse kimseyi görmüyordu... o ağaçların altı,, gece gündüz hiç boş kalmazdı ..... ileride hemzemin geçit,,onunda ilerisinde,, lale tren istasyonu vardı.. ve o istasyona Sincan yönüne gidecek tren gelmişti.. tren,, önünden geçerken, sanki onun orada olduğunu biliyormuşçasına düdüğünü, acı acı çalarak geçti.. birasını yine kafaya dikti.. kutuda kalan tüm birayı, bitirene dek içti. eliyle ağzını silerken geğirdi. bir bira daha açtı .. burada zaman çabuk geçiyordu.. Mustafa nın gelişini bekliyordu. normalde burası dolu olurdu, fakat bu gün kimseler görünmüyordu.. gündüz olan, tren kazasının etkisi olabilir diye düşündü.. birasını kafaya dikti.. etrafına izliyor Mustafa geliyor mu diye bakınıyorken,, ileride,,, duvar dibinden, birinin yalpalıya,, yalpalıya,, geldiğini gördü... bu gelen Mustafa değildi.. birasından,, birkaç yudum daha içti.. tanımıştı.,,, bu gelen kansızdı.. yine içkiyi fazla kaçırmış olmalı.. başını gök yüzüne çevirdi.. dolunayın önüne kapkara bir bulut gelmiş onu sarmalamak üzereydi.... ulan kansız,, senin sarhoş muhabbetinde hiç çekilmez şimdi. .. anlaşıldı Mustafa da gelmeyecek.. duvar dibinden yalpalayarak gelen adama bakarken,, bira kutusunu yine kafasına dikti... kapkara bulut ayı iyiden iyiye sarmıştı.. az önceki aydınlığın yerini,, şimdi karanlık almıştı.. kansız, belli belirsizce ona doğru gelmeye çalışıyordu.. kafası çakır keyif olmuştu... artık sinemadan da ses gelmez olmuş, ardındaki caddeden de araba ve insan sesi gelmiyordu. elini bileğine attı, saatinin olmadığını anladı. üzerini değiştirirken kolundan çıkarttığını ve tekrar takmadığını anımsadı... hassstiir,,,,, dedi. ah ulan kansız,,. yine küfelik olmuşsun şerefsiz dedi.. o sırada,, Sincan dan kalkan tren yanından usulca geçiyordu... trenin farı,,, makas değiştirirken,, bir an kansızı da ışığıyla aydınlattı.. tren düdüğünü uzun uzun çalarak yoluna devam etti .... şimdi sıçtık,,,,, dedi... makinistler,, polisi arar,, birazdan, Sincan ın polisleri buraya dolar ..ulan pis sarhoş yaktın bizi.... Kansız,, sağa, sola, yalpalayarak düz gitmeye çabalıyor, fakat bunu başaramıyordu.. kansız, ona iyice yaklaşmıştı.. ortalık iyice kararmış, ay ışığı o kapkara bulutu aşamıyordu.. birasını, kafasına dikti.. bu kez ,,bir seferde, kutunun yarısını içti... eliyle ağzını sildi.. bir poşete,, bir kansıza baktı.. okkalı bir küfür savurdu .....yerinden kalktı,,,, poşeti aldı.. oda kansıza doğru yürümeye başladı... bu sırada,, Sincan yönüne bir tren daha geliyordu.. trenin ışığı onları aydınlatıyordu... bu tren de, uzun uzun düdüğünü çalarak yanlarından geçti.. trenin,,, vagonlarından dışarı taşan ışığı,, kaybolduğunda ortalık yine karanlığa gömüldü.. kansız,, olduğu yerde durdu.. ayakta durmakta zorlanıyordu.. oda durdu. kansıza baktı.. birasını kafasına dikti.. tek seferde hepsini içti.. kansıııız,, naaaber laaaaan,,,,,, ne bu halin,,,, diye bağırdı... kansız,, sağ elini öne uzattı.. tekrar yürümeye başladı.. boş bira kutusunu poşete koydu.. oda kansıza doğru yürümeye başladı.. birbirlerine yaklaşmışlardı.. karanlıkta duvar dibinden birbirlerine doğru geliyorken,, kansızın sesini duydu.. kaaaaaçç ,,,, kaaaaaççç,,,,,, bir elini ona uzatmıştı,,, sanki tutmak ister gibiydi.... ne diyon lan pis sarhoş dedi.. kaaaaaçç,,,,,, diye bağırdı yine.. kaç,, mı . olduğu yerde durdu ..gözlerini kısarak ona baktı.. bir şeyden kaçıyorsa neden...... onu kovalayan kimse yoktu ki. Olsa,, olsa,, köpek olurdu.. oda yoktu.. pislik,, yine kim bilir ne içtin de hayal görüyorsun dedi... ona doğru birkaç adım attı durdu.. bir şey gördüğünü sandı.... karanlıkta hareket eden,, kansızın arkasında,, karanlıktan, daha kara, bir karartı.... gözlerini kırpıştırdı.. gözlerini kısarak daha dikkatli baktı.. evet görmüştü... karanlıkta,, hareket eden,, kansızın ardında ilerleyen bir karartı.... buda ne böyle,,,, gördüğünü anlamlandıramadı..... kaaaaçç,,,, laaaannn,,,, kaaaaaççç,,,,,, sesi pekte sarhoş gibi değild.... yürümesine bakılırsa,, ,bu adamın konuşamaması gerekli,,,, noooluyo lan,,,, aralarında,,çok az bir mesafe kalmıştı.... ,,,,,kaaaaaçç ,,,,,,,,olduğu yere, dizlerinin üzerine düştü... kaç diyom lan kaaaaç,,,,,, dizlerinin üzerine yığılıp kaldı.. sonrasında,, yüz üstü düştü.. canı takatı yoktu.. son bir hamleyle doğrulmaya çalışırken,, Sincan dan kalkan tren,, onlara yaklaşıyordu.... düdüğünü uzun ,,uzun ,,çalarak yanından geçerken, trenin ışığında kansızı net gördü... yüzünde tarifsiz bir korku,, ve dehşet ifadesi vardı.... yıllardır tanıdığı kansız bu olamazdı.. ,, makinist,,birazdan olacakları anlamışçasına trenin düdüğüne asıldı... trenden,, iç gıcıklayıcı metal ses gelirken,,, kansızın yorgun bedeni raylara doğru devrildi...... eliyle, raydan tutunup kalkmaya çalışan kansızı izlerken,, kulaklarına kansızın kırılan bilek kemiği, ve kafatasından gelen kemik sesiyle doldu... demir yığını,,,, onun,,,, rayları tutan elini kopardı.... sonra tekerlekleri kafasına vurdu... kafasını ikiye ayırdı... kansız,, bir kan deryasının içinde,, bir eli bileğinden kopmuş olarak öylece kalakaldı...... önce,, bir iki adım attı.. sonra geri dönüp birkaç adım gitti,,,daha sonra olduğu yerde döndü.... ne yapacağını bilemedi......ilk defa böyle bir tren kazasına şahit olmuştu....... Tren,, biraz ileride durmaya çalışıyordu.. makinist,, adama çarpıp çarpmadığını anlamamıştı..... üç vagonlu tren usul,, usul,, ilerliyordu .................. kansız,, kan deryasında,, hareketsizce yatarken,, onu bir kez daha gördü.. kansızın üzerini bir sis misali saran o şeyi... korkudan ne yapacağını şaşırmıştı... yerde yatan kansıza yaklaştı.. kırmızı kanının altından,,, bembeyaz,, kafa tasının kemiği parlıyordu.. ve üzerinde geceden daha kara bir sis vardı... korkarak ona yaklaşırken,, ayağı taşa takıldı, sendeledi, düştü.. düşünce başı taşa geldi.... canının acıdığını hissetmedi ....bu sırada, burnuna bir koku geldi....... Pis, iğrenç, daha önce hiç tanımadığı, rastlamadığı, bir koku tıpkı şey gibi kokuyordu şey........

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEANS
Mystery / ThrillerKORKU VE GERİLİMİ İLİKLERİNİZE KADAR HİSSEDECEĞİNİZ HER SATIRI BİLİNMEZLİKLERLE DOLU MÜTHİŞ BİR HİKAYE