Bölüm 9

200 4 0
                                    

Ramazan da, babası gibi çok özel bir insandı. Ve bir o kadar da sırlı. Ramazanın babası,, bir cin ile dost olmuştu. Ve bu dostlukları kendisine babasından, devrolmuştu.                                  O öldüğünde, oğlu ramazana,, ondanda, onun oğluna. bu döngü böylece sürüp gidecekti.

Aynı şey cin içinde geçerliydi. Bu dostluk babadan oğula geçen bir miras, mı,,  yoksa lanet miydi, bilemeyecek, ve asla öğrenemeyecek ti.                                                           Ramazan babasını kaybettiğinde,,sekiz dokuz, yaşlarındaydı. Ölmeden önce babasıyla garip sözler söyleyerek, bir takım garip hareketler ederek, oyun oynuyorlardı.. bir gün gelecek bu oyunu tek başına oynayacaksın.. sakın korkma. sana bir yardımcı gelecek, o, sana özel, bir arkadaş olacak.. senden başka kimse onu görmeyecek. Duymayacak. Hayatın boyunca onunla dost olacaksın demişti. O ise çocuk aklıyla ,babasının ne demek istediğini, ne anlatmaya çalıştığını anlayamamıştı. Tamam olur babacığım derken,,aklı arkadaşlarıyla oynayacağı oyunlardaydı..

Hak emri vasıl olup babası ölünce, annesiyle yapa yalnız kalmışlardı. Sıcak bir yaz günü, annesiyle komşuları,, tarhana yapmak için bahçede iken,, o,, mısırların arasında geziniyordu.

Annesi oğlum,, başına güneş geçecek. Gel gölgede oyna. Dediyse de o ,,annesine aldırış etmedi. Arkadaşları da gelecekti fakat anneleri gelmesine rağmen onlar gelmemişti... canı sıkılıyor sıkıntısından kurtulmak için bahçede ekili mahsullerin arasında dolaşıyordu.. Şimdiyse, boyu iki metreyi bulan mısırların arasında dolaşıyordu. Mısırlar güneşi bir nebze olsun, engelliyor, onun rahatça gezmesi için bir fırsat veriyordu.

Mısırların arasına dolaşırken,, ileride yerde bir çocuğun oturduğunu gördü. Kendinden biraz küçük bir çocuk. Çocukta onu görmüştü. Fakat ikisi birbirini daha önce hiç görmemişti. Çocuğa doğru, yavaşça yaklaşmaya başladı. Çocukta bir tuhaflık olduğunu gördü... çocuk oturduğu yerden kalkmış oda ona yabancı çocuğun burada ne işi var dercesine bakıyordu. İkisi birbirine meraklı gözlerle bakarken, ilerlediler. Birbirlerine iyice yaklaştıklarında,, ikisi de karşısındaki, çocuğun çok tuhaf olduğunu gördü.                             Hiç normal birine benzemiyorlardı. Özellikle, el ve ayakları, ters olarak duruyordu. Çocuklardan, biri, hareket ederken mısır sapları sallanıyor,, diğer çocuk, ise adeta mısır saplarının içinden geçiyor, yada mısır sapları, çocuğun içinden geçiyor zerre yerinden kımıldamıyordu... birbirlerine iyice yaklaşan iki çocuk, birbirinden korktu.

Ramazan, korkudan çığlık atarak, ardına dönüp, mısırların arasından, bahçenin diğer ucunda,, tarhana hamuru,, yoğuran annesine çığlık,, çığlığa, koşarken, mısır sapları vücuduna çarpıyordu.. diğer çocukta bahçenin yan duvarının bitişiğindeki,, tavuk kümesi, kömürlük, ve tandırlık tan oluşan kerpiç yapıya doğru gitti.. Annesi, Ramazanın feryadı karşısında, elinin hamurunu bile silemeden ona doğru koştu.. Ramazan koşarken düşmüş dizi kanıyor,, eli yüzü toz içinde, kalmıştı. Akan terden dolayı, yüzünde bacaklarında, dere gibi iz bırakmıştı.

Ramazan annesinin ardına, adeta saklanırcasına geçti. Bacaklarına sıkı sıkıya sarıldı. Bir yandan ağlarken, orada, orada, bir çocuk var diyebildi.

Nerede oğlum,, orada işte dedi mısırların içinde. Annesi mısırlara doğru bakıyordu. Ramazana bacaklarını bırakmasını söyledi. Elleri hamurlu olduğundan, oğluna dokunamadı. Dizlerinin üstüne çömeldi, şimdi oğluyla göz gözeydi. Sakin ol şimdi ne oldu anlat bana, dedi. biryandan ellerindeki hamuru ellerini oğuşturarak temizliyordu. Annesinin gözlerine yaşlı gözleriyle bakarken, mısırların içinde yabancı bir çocuk var.. çocuk mu,, hımmmm,, sen çocuktan neden korktun ki,, neden tanışmadın,, arkadaş olabilirdin. Hadi gel beraber bakalım kimmiş bu yabancı çocuk.          Ramazanın elinden tutup beraber mısırların arasına girdiler. İşte buradaydı dedi.. eliyle az ilerisini işaret ediyordu.                                            Bak kimse yok güneşte çok kaldın herhalde, ondan dolayı hayal gördün. Eve gidelim biraz yat dinlen,,bu arada arkadaşların gelir,, onlarla oynarsın... tamam dedi. Ramazan.. bahçenin diğer ucundaki evlerine girerken, komşu kadınlar, el birliğiyle tarhananın hamurunu karıyordu. Ramazan kadınlara arkadaşlarının ne zaman geleceğini sordu. Kadınlar sen biraz dinlen. O zamana kadar gelirler, şimdi hava çok sıcak, dediler. On iki, basamaklı merdivenleri çıkıp eve girdiler. Annesi önce banyoya götürdü. Dizindeki kan, kurumuştu. Annesi banyo kovasına su doldurdu, ve tasla ,yavaş, yavaş, ramazanın dizine döktü. Kurumuş kan suyla temas edince yumuşayıp,akıp gitti. Annesi yüzünü,, kollarını,, bacaklarını iyice yıkadı. Ooooooffff,, ne kadar kirlenmişsin böyle, dedi.. dizinde, ufak bir yara olmuştu. Neyse ki kanamıyordu. Soğuk su ramazanın yarasına, ve sıcaktan yanmış vücuduna, iyi geldi. Dış kapının girişindeki odaya geçtiler. Odanın karşısı mutfaktı. balkon kapısında, tül belli belirsiz, sallanıyordu. Annesi ve komşuları, o balkonun altında tarhana yapıyorlardı.                               Sen şimdi yat uyu, bir şey olursa, seslen,,ben senin sesini duyarım. sen merak etme dedi. Kahkülünü, kaldırdı alnına bir öpücük kondurdu. Tamam, deyip sırt üstü yatarken, gözleri kapanıyordu. Çok geçmeden ramazan kendini uykunun kollarına ,bıraktı. Babası kışın ölmüştü. O günden sonra, annesiyle başka mahallede oturan, dedesi, ve ananesiyle, yaşamaya başlamışlardı.                                               Bu evin büyük bahçesini,, her yıl, olduğu gibi yine, ekmişler, kışlık erzaklarını hazırlıyorlardı. Bu hazırlığın en tepesinde, tarhana ve, yufka yapımı vardı.. tüm komşularla, beraber yapılan....                                        Kulakları, çocuk sesleriyle doluyordu. Gözlerini açtı. Sesleri daha net duyuyordu gelmişlerdi. Yataktan, kalkarken dizi biraz acıdı. Yaranın üzeri kabuk bağlamıştı. hareket edince, yapıştığı deriden, ayrıldı. Şimdi daha rahat hissetti. Odadan mutfağa, geçti ,balkona çıktı. Bahçede çocuklar,, kayısı ağacının altında misket oynuyordu. Heeeeeeyyy, geliyom, laaaaaaaannn, diye sevinçle bağırdı.  Annesi, aşağıdan balkon altından, başını uzattı, yukarıya baktı. Ne zaman kalktın sen dedi.. şimdiii,, diye cevapladı.                                         Bahçedeki çocuklar, ona bakıp eve doğru koşmaya başladılar. Ramazan, İçeri girdi. bir çırpıda dış kapıya geldi. On iki basamaklı merdiveni hızlıca indi,, ayakkabılarını giydi. Bahçeye koştu. Bahçenin ortasında arkadaşlarıyla buluştu. Bahçede dört çocuk vardı. İkisi kollarını onun omuzuna koydu. Oda iki kolunu,, iki arkadaşının omuzuna koydu. Diğer ikisi de yanlarında, bahçenin diğer ucundaki, mısırın yanındaki kayısı ağacının,, altına gidip gölgesinde oturdular. Ramazan, arkadaşlarına o günkü yaşadıklarını, büyük bir heyecanla, anlatıyorken, arkadaşları da, aynı heyecanla onu dinliyordu. Bir ara çocuğu gördüğü yeri eliyle işaret etti.                                           Çocuklar, hep bir ağızdan,, hadi gidip bakalım. İçlerinde ,hem korku, hem de, büyük bir merak vardı. Ramazanın anlattıkları, onları, iyiden iyiye, meraklandırmıştı. Beş çocuk, , kalkıp mısırların arasına girdiler.. Ramazan o ,, anı yaşarmışçasına, arkadaşlarına çocuğu gördüğü yeri gösterdi. Sonra dedi ben eve doğru koşarken,, oda tandıra doğru kaçtı. dedi. Hadi, o zaman, tandıra bakalım. Dedi. Biri.. tamam dediler, hep bir ağızdan.. korku ve heyecanla, tandıra geldiler. Kapısında sürgülü kilit vardı. Sürgüyü çekti,, kapı kendiliğinden aralandı. Eliyle kapıyı itti. Dışarının ışığı içeri doldu. Sol tarafta,, ateş yakılıp,, tandır sacını koydukları ,ocak. Tam karşılarında ,,duvar dibinde,, odunlar düzgün şekilde istiflenmişti. Sağ tarafta duvarda derme çatma,, raf vardı. Üstünde birkaç kap kacak vardı. İçerisini keskin bir is kokusu kaplamıştı..                                           eeeeeee, hani burada kimse yok ki... ama buraya geldi. Gözümle gördüm.. sen korkudan, ne gördüğünü bilmiyorsun. dedi. Tekrar kapıyı kapatıp, kayısı ağacının altına geldiler. Hadi misket oynayalım. Çocuklar oyuna daldı. Zamanın nasıl geçtiğini, anlamadılar. Annesi seslenmese,, akşam olduğunun farkına varmayacaklardı. Misketlerini toplayıp,, eve doğru yürüdüler. Balkonun , altındaki kadınlarda gitmek için hazırlanıyordu.                     Hadi bize gidelim, yemek yeriz dinleniriz. Sabah, kaldığımız yerden devam ederiz.. tek başına koca evde ne yapacaksın? Yok, dedi biz ramazanla kalırız. hem bir şey olursa, seslensem duyarsınız. Bir şey olmaz, ALLAHIN izniyle. Komşu kadınlar gidince,, kapıyı demir sürgüsünden kilitledi..                                             kocasının ölümünden sonra,, ilk kez bu evde ramazanla beraber kalacaktılar.. tarhanayı, sermekte biraz geç kalmışlardı. Bu yüzden geceyi bu evde geçirecekti...                              bu eve daha, on sekiz, yaşındayken gelin gelmişti. her karışı,, anılarla doluydu.. Ana oğul, beraber eve çıktılar. Annesi salçalı makarna yaptı. Beraber yediler. Tabakları mutfak tezgahının üstüne koydu. Sabah yıkarım bu gün çok yoruldum dedi. Kanepeyi açtı, üstlerine pike örttüler ikisi bir birine sarıldı. Günün yorgunluğundan hemen uykuya daldılar.                                           Gece ,büyük bir gürültüyle uyandılar. Sanki birileri mutfaktaki,, tencere tavaları bir birine vuruyor, dolap kapaklarını sertçe kapatıyorlardı. Korkuyla kanepeden kalktılar. Annesi, ışığı açtı . odanın kapısı,, aralıktı. Biraz daha açtı. Mutfak tam karşıdaydı. Odanın ışığı, orayı hafiften aydınlatıyordu. Mutfakta kimse görünmüyordu. Odanın kapısını açtığında ses birden kesildi... Yatarken bıraktığı gibi, tezgahın üstünde tabaklar,, bardaklar duruyordu. Ramazandan cesaret alarak mutfağın ışığını yaktı. Mutfakta her şey, yerli yerinde, duruyordu. Bir bardak su doldurdu. Önce ramazana içirdi. Sonra kendi içti. Balkon kapısına baktı,, kapalıydı. Tekrar odaya geçtiler. Bu kez holün, ışığını açtı mutfak ve odanın ışığını kapattı. Hem mutfak hem oda şimdi aydınlıktı. Korkma oğlum, korkacak bir şey yok dedi. Ana oğul birbirine sarıldı. Kanepeye uzandılar..                                 çok geçmeden aynı gürültü, yine başladı. Annesi korkuyla kalktı. Kim var orada diye bağırdı. Odanın ışığını yaktı, ramazan annesinin yanında dikiliyordu. Birden dolabın, alt kapağı açıldı. İkisi de korku dolu gözlerle, o,, açılan kapaktan, ne çıkacak diye beklerken, simsiyah bir kedi usulca dolaptan çıktı. Gözlerini dikti iki insana bakıyordu. Ramazan bir an kedinin gözlerini tanıdık birine benzetti. Öğlen mısırların arasında gördüğü çocuğun gözleriydi bu.. kedinin ayaklarıda,, o çocuğunki gibi ters duruyordu....

'Piisssttt piissstt' diyerek elini salladı. Kedi ne tarafa gideceğini şaşırdı. 'Bak gördün mü? Kediymiş.' dedi. Kalbi korkudan deli gibi atıyordu. Fakat bunu oğluna hissettirmemişti. 'Biz hamurla uğraşırken girmiş olmalı.' dedi. 'Kimin kedisiyse çok çirkinmiş. Öyle değil mi Ramazan?' dedi. 'Evet anne.' dedi. Annesi dış kapıyı açtı. Kedi açılan kapıdan hızla dışarı çıktı. Kapıyı kapattı ve kilitledi. 'Şimdi rahat rahat uyuyabiliriz artık.' dedi. Tekrar odaya girdiler. Fakat bu kez hemen uyuyamadılar.

Ramazan gözünü açtığında gün ışımıştı. Annesi kalın perdeyi açmış, güneş tül perdeden içeri doluyordu. Odada yalnızdı. 'Anne!' diye seslendi. Cevap yoktu. Yine 'Anne!' diye seslendi. Yine cevap yoktu. Kanepeden indi. Tam odanın kapısına yönelmiştiki,,,, onu gördü. Tam da odanın eşiğinin üstünde,, bağdaş kurmuş oturuyordu.                             Gözünü dikmiş o da Ramazan'a bakıyordu. Ramazan geri geri birkaç adım attı ve avazı çıktığınca bağırdı. Çığlık atarken annesinin sesini duydu. 'Ramazan! Ramazaan! Ben buradayım!' diye sesleniyordu. Dış kapıdan içeri girdi. Koşarak gelmiş, nefes nefese kalmıştı. 'Ramazan!' diyerek odadan içeri girdi. Ramazan tam da annesine 'Çocuk!' diyecekti ki annesi çocuğun içinden geçerek yanına geldi.                                            Çocuk sanki duman gibiydi. 'Ne oldu Ramazan? Neden korktun?! oğlum,, dedi. Ramazan odanın kapısına bakıyordu. 'Çocuk!' dedi. 'Orada!' Annesi ardına baktı. 'Hani!' dedi. 'Ben görmüyorum.' Ramazan'ın eli ileriyi gösteriyordu. Annesi tekrar baktı. 'Sen hayal görmüşsün. Orada bir şey yok.' dedi.                                                'Ben çay demlemiştim,, bir  bakayım. Olmuş olmalı. Güzel bir kahvaltı yapalım, Kendine gelirsin.' dedi. Mutfağa giderken eşikte oturan çocuğun yanından geçti. Sonra elinde tepsi, koltuğunun altında sofra beziyle geri döndü. Bezi yere serdi, tepsiyi üstüne koydu. Annesi tekrar mutfağa giderken Ramazan da annesinin peşinden gitti.                            Bu sırada eşikteki çocuk da Ramazan'ı başıyla takip ediyordu. Gövdesi sabit dururken başı tam ters olarak,, mutfaktaki Ramazan'a bakıyordu. Annesi çayı,, o da bazlamayı aldı ve odaya geçtiler. Annesi çayları koyarken,, o da bazlamadan bir parça koparttı. Ayağa kalktı ve eşikte oturan çocuğun yanına gitti. Karşısına oturdu.                                                     Elindeki bazlamayı çocuğa uzattı. Çocuk da elini Ramazan'a uzatırken bir ömür sürecek ve beraber sonlanacak hayatları ve dostluklarının temeli böylece atılıyordu.....

SEANSHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin