Peki ya rüyalarını kontrol edebilmek Jongdae için lanet miydi yoksa bir lütuf muydu?
Jongdae doğum sırasında hayatta kalabilen tek yumurta ikizidir. Kardeşi Chen, daha doğmadan annesinin rahminde ölmüş ve gözlerini hiç açamadan sonsuza dek yummuştur...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Sonbaharın gelişi, sararan -yer yer kızıl- yaprakların evinin yanı başındaki ağaçlardan savrularak beton yeri örtmesiyle fark edildi. Hava, mevsimin gerektirdiği üzere rüzgarlıydı elbet fakat sıcak güneş hâlâ tepelerin arasındaydı. Jongdae, araladığı bordo perdeyi nihayet görüş alanından sıyırarak bıraktı ve birkaç adımla masasına doğru ilerledi.
Her zamanki gibi sokakta kuş uçmuyordu. Tıpkı tüm bu üç ay boyunca uyandığı her gün camdan dışarıya başını uzattığında gördüğü manzara gibi. Bazen koskoca mahallede yaşayan tek canlı kırıntılarının kendisi, Lophenia ve geçen ay işe alınan Kapıcı Victor olduğunu düşünüyordu.
Müstakil evin kapıcısı mı olurmuş diye düşünebilirsiniz elbette ancak mahalledeki birkaç eve de baktığından dolayı onu kabul etmişti Jongdae. Belki de bu ruhsuz mahallede yaşayan birilerini görmek istemesi daha ağır bastığındandı bu hoşgörüsü.
Masasına göz ucuyla baktığında dün yazmaya başladığı anı yazılarını gördü, birkaçını eline alıp okumaya başladı. Tüm bu kağıdın üzerindeki yazılar üç ay içinde mi gerçekleşmişti? Dudakları bariz bir keyifle yukarı kıvrıldı. Tabii ya, tüm anıları Lophenia'ylaydı. Unutmamak için her bir anı not almış ve okurken hatırlayamadığı çok detaylar olduğunu fark etmişti.
Haziran'ın ikinci haftası, birlikte gittikleri o kafede saatlerce oturup geçmişlerinden bahsettikleri o anları okudu. Lophenia'nın gülerken sol yanağının hemen altında oluşan o çukuru ve ona gülümsemenin ne kadar yakıştığını yazmıştı.
Daha sonra birlikte uyudukları o ilk geceyi yazmıştı. Birbirlerinin nefeslerini duyabilecek kadar sessiz gecede kalbinin ne kadar gürültülü attığını yazmıştı Jongdae. Neredeyse her satırda açıkça görüldüğü gibi aşkından büyülenmiş gibiydi. Bir kağıdın üzerindeki kelimeler işte bu kadar güçlüydü içindekileri anlatmak için. Cevap alacağını bilse duvarlara bile anlatabilirdi onu. Dile gelmesine de gerek yoktu, anlatmış olmak önemliydi. Öyle ki ikinci kağıdı eline alırken gözlerinin ışıltıyla ve dudaklarının avazınca gülümsediğini bile fark edemedi.
İlk seviştikleri geceyi okurken yutkundu, biraz durdu. Sonra vücudu ısınmaya başladı. İlk öpücüğünü ve ilk deneyimlerini delicesine sevdiği kadınla birlikte yaşamış olması ona zevk veriyordu, dahası var mıydı ki? İnsan aşık olunca her detay onu boğabilir miydi böylesine delice? Hızla diğer kağıdı eline aldı. Lophenia'nın kendisine hediye edilen elbiseyi görünce nasıl da sevinçle kollarını onun boynuna doladığını yazmıştı. Doğum günüydü o gün ve Jongdae her şeyi kendisi organize etmişti. 2 kişilik kocaman bir doğum günü partisiydi.