6.Seans- Yolun Gerisi

16 3 6
                                    


Bazen bir kapının önünde bekler ve o kapının ardında kimse olmasa bile yüzünüze karşı açılmasını çok isterdiniz.

Kapımın ardında önceden birçok kişi belki vardı, ama şuan yüzüme çarpılan kapının, kimse tarafından açılmayacağını, zile de pek basılmayacağını biliyordum. Hissediyordum. Kapının önünde öylece durmuş yıllardır açılmasını bekliyordum.

Belki bir rüzgar gelir ve açardı. Ama yüzüme sertçe geri de kapatabilirdi.

Belki öyleydi ya da değildi inanmak istemiyordum yinede. Neye inanmak istediğimi de bilmiyordum. Bekliyordum ve zaman geçiyordu, hepsi bu.

Hayatta olduğum sürece her zaman kayıplarım gelecekti aklıma. Kaybettiğim tarihler, kaybettiğim dakikalar ve kaybettiğimde hissedilenler.

Yürüken altı adım attığımı saydığımda durur ve bir adım daha atmazdım. Orda öylece beklerdim çünkü aklıma her adımı attıkça o yaşlarım gelirdi.

Altıncı adım, 6.yaş

Yedinci adımım, 7.yaş..

Hayatta adım attığım sürece kaybettilerim gelecekti aklıma, bunu sürekli kendime tekrar eder ve adımlarımı saymamak için son ses kulaklıkla müzik dinlerdim..yoksa bu adımlar benim arkamdan, beni kovalayacaktı. Koşacaktı arkamdan ve belki de beni yere iteceklerdi.

Geleceğime baktığımda her seferinde geçmişin sivri gül dikenleri batacaktı ruhumdan içeriye bir kan atar damarı gibi.
Geleceğe pek bakmazdım ya da gözüm hep onun üzerindeydi, gözlerim artık acıyordu, geçmişin hissiyatları akıyordu damla damla; kaygı, hüzün, ölüm. Kan, her yer göz yaşı kanı.

Eğilip silmeyecektim yerden peçeteyle o kanları, bunu asla yapmayacaktım, ağladığım hiçbir dakikada kendimi ezmeyecektim, parmağımı banacak ve beni tekrar tekrar zehirlemesine, o kan gölünde boğmasına izin verecektim kendimi belkide.

Kendimi ezmeyecektim ama kendimi hep boğacatım.

Ben buydum ve ben bu kişi olmaktan vazgeçmeyecektim.

Ben buydum ve bu kişinin her zerresinden nefret damarları akıyordu.

Hayatımı güzel yaşadığımı sanıyordum, taki sevdiklerimi, takvim yapraklarını gün gün yırtarken kaybettiğim zamana kadar. Kaybettiğimi fark ettiğim zamana kadar.

Küçükken evimiz de bir takvim vardı, Dilan'ın öylesine yerde bulduğu bir takvimdi ve onu eve getirip her gün kaltığımda bir sayfasını yırtmam gerektiğini söylemişti.

Dediğini bazen yapar, bazen unutur, bazen ise inat eder yapmazdım. Yırtmazdım sayfaları pek.

Ama günün sonunda yine ben yapardım. Yırtardım sayfaları tek tek

Bir gün, o yaprağı kopartamadım. Kalbim kopucaktı sanki yerinden ama ben aptal bir kağıt parçasını hâla daha koparamamıştım.

İlk önce babamı kaybettim, daha doğmadan, belkide anne rahmindeyken o kadar detaylarını bilmiyorum. Hiç bir zaman araştırma gereği duymadım. Eğer duysaydım ellerimde dosyalarca hastane kayıtları, cenaze kayıtları olurdu büyük ihtimalle.

Babam hakkında bildiğim hâla çok bir şey mevcut değil zihnimde. Ne zaman öldüğünü, hayatımdan gittiği tarihi bilmiyorum. Mezarını bilmiyorum, bulsam ve oraya gitsem bile bulamam, ne tür çiçek sevdiğini bilmediğim için ona istediğini koyamam. Pek bilmem onun nerde olduğunu da ama toprağın onu benden aldığını çok iyi biliyorum..

ÇIĞLIKLARIN SESSİZLİĞİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin