Cenk ve arabası

694 37 2
                                        

Gözlerim  boş boş etrafa bakan Esra'ya kaydı, abim buluşmaya gitmediğini söylemişti geçen gün. "İyi misin ?" diye soru attım ortaya, anında bakışlarını çevirdi bana. Gözlerinden ansızın geçen kırgınlığını görür gibi oldum fakat kızamadım abime, aslında bütün suç babamdaydı. 

"Bora, abinin benden hoşlandığına emin misin sen ?" içini kemiren soruyu sormuş gibi bir rahatlama geldi yüzüne. Ben de beklenen soruyu duyduğum an açtım ağzımı, cevabım belliydi. "Abim şu sıralar dükkanın başından ayrılamıyor ki Esra o yüzden hiç vakti kalmıyor. Beni de biliyorsun zaten." Durgun durgun suratıma baktı daha sonra usulca kafa salladı. Anlıyordu, diyecek birşeyi yoktu.

 Gözlerimi önümdeki kahveme diktim. 22 yaşındaydım, düşe kalka yürüttüğüm hayatımın en kötü ana karakteriydi babam. Erkek adam öyledir, böyledir diyerek yetiştirmiş, hiçbir mutlu veya kötü anlamda yanımızda olmayan kafası kıyak olunca erkek adamın nasıl birşey olduğunu anlatarak kendince bize öğüt veren birisiydi benim babam. 17 yaşımda ilk tokadımı sokakta top oynarken yere düştüm diye yemiştim. O ilk tokatdan sonra gerisinin gelmesi zor olmadı tabi. O sıralar abimin askerde olduğu zamanlardı, beni koruyabilecek bir kişi bile yoktu. Sessiz sessiz koltukta oturan annem göz yumuyordu bütün bu olanlara. Görüyordu fakat görmemiş gibi davranıyordu. Hiçbir zaman nedenini sorgulamadım çünkü biliyordum ki günün sonunda bu dayakların ucu ona da dayanacaktı. Annem sanırım anne olmayı beceremiyordu. 

"Ee senin Elisa napıyor ?" cıvıl cıvıl sesiyle konuşup omzuma hafif bir vuruşla beni kendime getiren Esra'ya baktım. Öylesine gülümsedim, "bilmem, konuşmuyorum." demekle yetindim sadece. Elisa okulun popüler kızıydı, etrafına gülücükler saçan, herkese karşı iyi tavır takınan bir kızdı. Esra üç ay boyunca aramızı yapmak için uğraşmıştı, sonunda telefon numaralarımızı alınca ikimizinde peşini bırakmıştı fakat bizden yine de birşey olmamıştı. Ben aşk adamı değildim, aşk hayatımın ucundan dahi geçmiyordu. Hem vaktim yoktu hem de isteğim. Elisa ile konuşurken yalnızlığı sevdiğimi fark ettim. Elisa'nın bana karşı duyguları var mıydı bilmiyordum fakat olmayınca arkadaş kalmayı o teklif etmişti. 

"Ya Bora o kız sana aşık aşık, en azından bir şans versen ?" Esra aşık olduğunu söylüyordu, belki de aşıktı fakat ben anlamıyordum. 

"Şans verdim zaten Esra ama olmadı. Böyle iyiyiz boşver." 

Esra yine birşey demedi, kararıma saygı duymaktan başka birşey yapamazdı. Yakın arkadaşlar böyle olmalıydı değil mi ?

"Ay Enes değil mi o ?" Esra'nın heyecanla söylediği cümleyle kaşlarım havalandı. Okulun kapısına kaydı bakışlarım, gerçekten oydu. Dükkanı bırakıp nasıl gelebilmişti buraya ? Enes, Esra'yı görür görmez ağzı kulaklarında buraya doğru yürümeye başladı hızlı adımlarla. Biz de anlaşmış gibi ayağa kalkıp orta yolda buluştuk. Esra utana utana abimin kollarının arasına girince gülümsedim. Abimle göz göze geldik, sevdiği kızın saçlarını severken göz kırptı bana. 'Nasıl oldu' der gibi bakış atınca 'sonra anlatırım' der gibi bakıp sevdiği kıza verdi tüm odağını. 

"Güzelim benim, çok özlemişim seni." abimin gözlerinin içi gülüyordu sanki tek odak noktası Esra'ydı. "Enes, ben de çok özledim... sonunda geldin." 

Onlar konuşmaya devam ederken yanlarından ayrılıp oturduğumuz yere geri döndüm, kahvem soğumuştu. Yeni bir tane almayı düşündüm fakat telefonum titreyince vazgeçtim. 

Elisa mesaj atmıştı. 

Nasılsın bugün ?

Cevap yazdım.

İyiyim, sen ?

Gözlerimi ekrandan kaldırıp bizimkilere baktım, hala ayakta dikilmiş hasret gideriyorlardı. O sırada telefonum tekrar titreyince bakışlarımı ekrana çevirdim. 

Ben de iyiyim. Görüşemiyoruz bayadır, akşam evimde parti veriyorum fazla kişi olmayacak gelsene sen de.

Düşünmeden cevap yazdım, bahanem belliydi. 

Okul çıkışı dükkana bakıyorum, başka bir zamana.

Telefonu kapatıp geri cebime koydum. Onu kırıyor muydum bilmiyordum fakat bunu dert edecek zamanım bile yoktu. 

Çıkış saati gelmişti, ayaklanıp bizimkilerin yanına gittim. "Abi ben gidiyorum, evde görüşürüz." Abim belli belirsiz kafa sallayınca onları baş başa bırakıp otobüs durağına doğru yürümeye başladım. 


On beş dakikadır durakta otobüsün gelmesini bekliyordum, abim dükkanı arkadaşına emanet ettiğini mesaj atmıştı. Babama söylemiş miydi bilmiyordum fakat kötü hissediyordum. Gözlerim gülüşerek durağa doğru yürüyen liseli kızlara takıldı. Birbirlerinin susmasını beklemeden bir o söze giriyor bir diğeri söze giriyordu. Benim lise dönemim sessiz sedasız geçip gitmişti, öylesine hızlı geçmişti ki tek tük anılar kalmıştı zihnimde sadece. Lisede hep gelip geçici arkadaşlarım olmuştu, sorun bendeydi sanırım. Cebimdeki paketten sigara çıkartırken gözlerim tekrar kızlara ilişti, bu sefer ikiside susmuş telefonlarına odaklanmışlardı. Sigarayı dudaklarıma yerleştirirken bir gürültü koptu yolda. Dudaklarım kıvrıldı, drift sesiydi bu. Duraktaki herkes pür dikkat yola bakıp sesin nerden geldiğini anlamaya çalışırken yolun  başında arabasıyla Cenk göründü. Sigarayı tutuştururken Cenk'in araba sevdasının hiç bitmeyeceği geldi aklıma. Derin bir nefes çektim sigaradan, otobüs sonunda gelebilmişti. Hızla birkaç kez daha çektim sigarayı içime daha sonra yere atıp ayağımla ezdim. İyice söndüğünden emin olduktan sonra kafamı kaldırınca alaycı bakışlarıyla bana bakan kahvelerle göz göze geldik. Arabasını otobusun arkasına çekmişti, hala alaycı bakışlarını üzerimden çekmezken kafa selamı verdi, karşılık verip otobüse bindim. Boş bir yer gözüme kestirip oturdumo sırada yine bir gürültü koptu, gitmişti. 



Bölüm sonu :) Kısa oldu fakat yeni yeni başlıyoruz, lütfen destek verin.

meyus (bxb)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin