Enes hala sinirini atmış değildi, salonun ortasında cirit atıyordu. Erkut abiyle kesiştik, ikimizde gergindik. Napıcaz der gibi göz kırpınca omuz silktim. Ayakta durmanın faydası yoktu, kendimi koltuğa atıp bacaklarımı genişçe açtım. Erkut abi bana göz devirip Enes'e döndü, "Enes bir otur artık gözünü seveyim başım döndü ya."
"Sinirimi alamıyorum amına koyayım ! Gelmiş bana diyor ki kardeşin de senin gibi kaçıyor, orda kayış koptu ben de."
Kafamı kaldırıp abime baktım, ne demişti o ? Alayla güldüm, ikiside bana döndü sorgularcasına. Bir de gelip sadece abin benim düşmanım diye kafa ütülüyordu. Erkut abi yanıma gelip "aman diyeyim sen de bilenme iki deliyle uğraşamam" deyince elimi sustum der gibi ağzıma götürdüm. Sonra sıçacaktım ben onun ağzına. Enes beni yoklayıp cirit atmaya devam edince aklıma Esra geldi. Telefonu çıkarıp Esra'yı aradım. İlk çalışta açtı, endişeli sesi kulağıma gelince saate baktım, gece yarısıydı. "Korkma birşey yok" diye sakinleştirdim, derin bir nefes verdi telefon ucunda. Abimle göz göze geldik, meraklı bakışlarını dikmişti bana. "Esra, abim seninle konuşmak istiyor" diyip telefonu abime verdim. Abim inkar edemeden telefonu kulağında bulunca ilk şaşırdı daha sonra bana öldürücü bakışlar attı. Onu umursamadan kapıya doğru yürüdüm. "Nereye ?" arkamdan seslenen Erkut abiye "hava alıcam" diye cevap verip üzerime birşey almadan çıktım evden.
Ona gidiyordum. Belki de onun da istediği de buydu, ayağına gitmem. Belki de başından beri amacı abim gibi beni de sinir etmek, düşmanı bellemekti. Elime cebime attım, telefonumu da almamıştım. Bir dal sigara ilişti elime. Bir an için dünyanın en mutlu insanı gibi hissettim kendimi. Sanki aradığım şey bir dal sigaraydı. Dudaklarımın arasına yerleştirip yaktım. Kafamı geriye atıp gökyüzüne bakarak derin bir nefes çektim. Daha sonra yoluma devam ettim.
Sigarayı evine gelene kadar bitirmemiş, idareli içmiştim. Şimdiyse son nefesimi çekip bitmiş olan sigarayı yere atıp ayağımla ezdim. Kapısındaydım, ışıkları yanmıyordu uyuyordu muhtemelen ama kimin umrundaydı uyuması ? "Açıcaksın siktiğimin kapısını" hiç durmadan kapıya vurmaya başladım. Bir yandan da ışıkları kontrol ediyordum. "Uyansana piç." Kapı birden açılınca elim havada kaldı, gözlerimi pencereden alıp karşımdaki bedene diktim. Nutkum tutulmuştu yine, ağzımı açamıyordum. Düz beyaz bir tişört, dizlerinde biten gri şortuyla karşımda duruyordu. Havada duran kolumu tutup beni içeri çekip arkadan kapıyı kapattı. Bedenim sertçe bedenine çarpınca nefesimi tuttum. Her yer karanlıktı fakat gözlerini seçebiliyordum. Gözlerinde ki yoğunluğu görebiliyordum, saklamıyordu bakışlarını benim aksime. Bir adım attı gözlerini gözlerimden çekmeden, nefesimi yüzüne verince mayışmış gibi kapandı gözleri. "Sigara içmişsin" diye mırıldandı yüzüme doğru. Yutkundum, "yasak mı ?" Gözlerini açmadan sessiz bir şekilde yarım ağız güldü, "zararlı" diye cevapladı sanki bir çocukla konuşurmuş gibi. Neden burada olduğumu sorgulamaya başladım, ne demeye gelmiştim ben buraya ? Kolunu gezdirerek belime sarınca tüm bedenim kaskatı kesildi, bir an kan akışımın durduğunu hissettim. Diğer kolunu da aynı şekilde atınca bir an için kendime gelmeyi umdum. Ne bok yemeye gelmiştim, ne yapıyordum. "Sen," sonunda açabilmiştim ağzımı. Bir adım daha atıp kafasını eğip boynuma yaklaştırdı, "ben ?" sesi içine kaçmış gibi mırıldandı. Nefesimi boynuma boynuma vuruyordu. Gözlerimi kapattım, kendine gel Bora, kendine gel. "Abim bitti şimdi de bana mı geldi sıra ? Daha sonra kim var sırada, annem ? babam ?" Görmesemde güldüğünü hissettim. "Ne sırası ?" diye sordu alayla. Göz devirdim, "demişsin ya-" boynuma değen dudaklarla kelimelerim yarıda kaldı. Öpmüştü, boynumu öpmüştü. "Ne demişim ?" Gözlerimi kapattım, Allahım yanıyordum... Napıyordu bu çocuk bana ? Nasıl bir yola sürüklüyordu beni ? Bedenini güçlükle itip "siktir et" dedim, buradan gitmeliydim. Arkamı dönüp kapıya adımımı atar atmaz beni kolumdan tutup kendisine çevirdiğinde dudaklarıma hırsla yapışması bir olmuştu. Öylece dudağı dudağımda sıcaklığını bana verirken ben sanki tam burada farklı bir bedende bizi izliyor gibiydim. Ben, ben değil gibiydim. Bedenim üşüyordu, kalbim haddinden fazla hızlı atıyordu. Cenk ise halinden memnundu, nefesime tam burada son verecekti az sonra. Uzaktan bir melodi ilişiyordu kulağıma, bu ses neyin nesiydi seçemiyordum bir türlü. Cenk'in elini belimde hissettiğimde gözlerim açıldı. Telefonum, telefonum çalıyordu. Kollarımı aramıza sokup sertçe ittirdim onu. Afallamış gözlerle bana bakınca sonunda içimdeki öfkeyi dışa vurabilmiştim. "Bir daha" işaret parmağımı yüzüne salladım, "sakın !" diye bağırdım. Birşey demesine izin vermeden telefonu yanıtlayıp kulağıma götürdüm. "Efendim Erkut abi" diye cevapladım evinden çıkmadan önce.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
meyus (bxb)
Teen FictionOkul-ev arası gelip giden, okul çıkışlarında abisine yardım eden Bora ile her gün arabasıyla son ses müzik açıp mahallede dolaşan Cenk'in ilişkisi.
