on altı

61 6 0
                                        

cuma
12.15

Vaha'nın bugünlük dersi bitmişti. Çıkış saatine daha vardı aslında ama bugün erken çıkmasında herhangi bir sakınca yoktu. Fakülte binasından çıkıp arabasına doğru yürüyordu. Arabasına ulaşıp sürücü kapısını açmıştı ki birden, "Hocam!" diye seslendi birisi. Sesin sahibine doğru döndü Vaha.

Kendisine doğru koşarak gelen İzgi'yi gördüğünde açtığı kapıyı kapatıp tamamen ona doğru döndü. İzgi, yanına geldiğinde nefes nefeseydi ama saçları, güzelliğinden bir şey kaybetmemişti. Vaha, ilk gördüğü günden beri hayret ediyordu onun saçlarının rengine.

Saçlarını düşünmesinin verdiği hisle, "İzgi," dedi ve gülümsedi Vaha.

İzgi de gülümsedi ve, "Nereye gidiyordunuz hocam?" diye sordu.

Vaha tam cevap verecekti ki İzgi suratını asıp, "Hesap soruyormuş gibi görünmek istemem hocam. Eğer metroyla gidersem seminere geç kalacağım. Siz de belki kampüs dışına çıkıyorsunuzdur diye sormak istedim," dedi ve çantasının askısına tutundu.

"Evet, kampüs dışına çıkıyorum. Atla hadi, bırakayım seni de." Anında aydınlanan yüzüne baktığında geçenlerde kulak misafiri olduğu konuşma geldi aklına.

"Teşekkür ederim."

Arabaya bindiler. Kampüsten çıkıp ana yola girene kadar seminerin içeriği hakkında konuştular.

"Doktoran nasıl gidiyor peki?" diye sordu Vaha. Garip bir şekilde trafik yoktu ve rahatça sürüyordu arabayı.

"Bol bol makale okuyarak ve rapor yazarak gidiyor."

"Yorulmuyor musun?"

"Ne açıdan hocam?"

"Bir yandan Önder'in işleri, diğer yandan kendi işlerin..." Sağ taraftaki dikiz aynasına bakarken ona da bir göz atmak istedi. Göz göze gelince bakışlarını direkt kaçırdı.

"İdare ediyorum hocam. Sürekli bir meşguliyetim olması beni memnun ediyor."

Hayret etmişti Vaha. Çoğu insanın, kendisi de dahil, üst üste gelen işlerden kaçması bir gerçekti. Fazla sorumluluğu sevmezdi. Akademisyen olunca bundan kaçması imkansızdı ancak sevmemesi de imkansız değildi. Sevmiyordu fakat yapıyordu.

İzgi'nin sevmesi de bambaşka bir şeydi tabii.

"Ne güzel," dedi ve seminer binasını tekrar sordu. Nereden dönmesi gerektiğine karar verip o yöne doğru sürdü arabayı.

"Siz yoruluyor musunuz?"

Bu soruyu beklemiyordu. Dürüst olmak ya da geçiştirmek arasında gidip gelirken doğruyu söylemeye karar verdi. "Yoruluyorum."

"Akademisyenlik mi yoruyor? Yoksa başka bir şeyler mi?" İzgi, Vaha'nın cevap vermesini beklemeden, "Haddimi aşmak istemem tabii hocam," dedi.

"Aşmıyorsun," dedi ve binanın bulunduğu sokağa girdi. "Akademisyenlik yoruyor ama bunun da normal olduğunu düşünüyorum."

Binanın önünde bulduğu boş bir yere park etti arabayı. Göz ucuyla arabadaki saate baktı. Seminer muhtemelen birde başlardı.

"Neden?"

"Hızlı başladım, hızlı devam ettim. O yoğunluk erkenden yordu sanırım. Ya da zamanı gelmiştir, bilemiyorum."

"Neyin zamanı geldi?"

Hafifçe geriye çekildi ve sol dirseğini kapıya koydu, İzgi'ye döndü. Onun bedeni ise karşıya, kafası kendisine dönüktü. Normalde olsa bu sorulardan sıkılırdı, cevaplamak istemezdi. Şu an daha fazlasını bile anlatabilirmiş gibi hissediyordu. Ama neden böyle hissediyordu?

"Yaşlandım."

İzgi kaşlarını indirip kaldırdı. "Yaşlanmadınız bence."

Güldü Vaha. "Olabilir."

"Alanyazının size ihtiyacı var bence hocam. Siz bırakırsanız bizim işimiz zorlaşır."

Binadan gözlerini çekip İzgi'ye baktı. Sadece samimi bir şekilde gülümsüyordu.

"Rica ederim," diyebildi sadece.

"Ne demek." İzgi çantasının kulplarını tuttu. "Ben gideyim o zaman. Bıraktığınız için teşekkürler hocam."

"Kolay gelsin."

İzgi onu başıyla onayladı ve kapıyı açıp arabadan çıktı. Onun binaya girdiğinden emin olduktan sonra arabayı çalıştırdı. Evine gidip kitap okumak istiyordu.

Evine giden yolda aklında tabii ki İzgi vardı.

--

489 kelime.

ya benim aklım dağılıyor.. aklım başka kitapta ve kafamda sonunu planlamadığım için çok merak ediyorum ve hemen okumak için hemen yazasım geliyor.

ki zaten bu kitap da yarısına geldi sayılır gibi.........

mastermind [texting]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin