aldığımız iki sayıdan sonra takımımız büyük bir enerji yüklemesi kazanmıştı. avantajlıydık ve gücümüzü tam anlamıyla kullanmamıştık. öte yandan diğer takım yorulmaya başlamıştı. gözle görünür bir şekilde.
içimde büyük bir rahatlama vardı. belli de olmamalıydı.. çünkü bu süratle bana gelen topu takip ederken takılıp düşmeme sebep olmuştu.
sağ dizimi hissetmiyordum ve sanırım kafamı da vurmuştum. bu nasıl mümkün olabilirdi? sanırım her şeyi berbat etmiştim, çünkü oyunun kısa bir süreliğine durduğunu ve yakınlarımda bir ses cümbüşü duyuyordum. sesler tam olarak net değildi. kimin ne dediğini anlamak zordu. sadece koçun buraya doğru koştuğunu ve ismimi haykırdığını anımsıyorum net olarak.
bie süre sonra dünya artık daha berrak bir hale gelmişti, en azından etrafa koşturup buz arayan yamaguchi'yi artık seçebiliyordum. ona iyi olduğumu söylemek istiyordum ama nedense yapamıyordum.
sağ bacağımda bir baskı hissettim. bir el. sanırım bu bir doktordu çünkü sesi tanıdık değildi. başımı kaldırıp dik bir konumda yerde oturabilir vazifeye geldiğimde onaylayabilmiştim. evet bu bir doktordu.
sahada ilk yardım yapıldıktan sonra sedyeyle revire götürüldüm. anlaşılan insanların abarttığı kadar kötü bir durum yoktu. sadece başta sarsıntı yüzünden ayılamamıştım.
orta yaşlı bir doktor içeri girdi, bu oradaki doktordu. elinde birkaç kağıt tutuyordu.
"hinata'nın sağ bacağında ciddi bir kırık yok ama acilen alçıya alınması gerek. ayrıca tomografi çekilmesi gerek. hastane nakil için bekliyor."
sağ tarafımda duran koça doğru bakıyor ve onunla konuşuyordu. arada gözleri bana kayıyordu.
sağ cebinden bir ışık çıkarttı ve gözüme tutmaya başladı, gözlerimle parmaklarını ve ışığı takip etmemi istedi.
"evet, iyi görünüyor. yeniden geçmiş olsun."
kısaca konuşup odadan çıkmıştı.
koç, "aman tanrım hinata.. bizi çok korkuttun." dedi.
yanıma yaklaşıp başımı okşadı ve rahatlatıcı bir gülümse verdi. "kendini konuşmakla yorma, birazdan çıkacağım güzelce dinlen. takım arkadaşlarınla yarın konuşabilirsin. sadece iyi olmaya odaklan. eğer bir şey olursa çağrı düğmesine basmayı unutma, yan odada olacağız."
kısaca başımı salladım. takeda-sensei de kısaca bir geçmiş olsun konuşması yapıp koçla odadan ayrıldı.
odada yalnız kaldığımda derince bir nefes verdim.
her şeyi berbat etmiştim.
oyunu, takımı ve kendimi.
bu halde nasıl maçlara katılabilirdim?her şey benim yüzümdendi.
takım bana kızgın mıydı acaba..
bu düşünceyi kafamdan çıkaramıyordum. önemli bir maçtı ve benim yüzünden iptal oldu. belki de yenisi tekrarlamayacaktı.. bunun sorumluluğunu nasıl alabilirdim?
gözlerim dolmaya başlayınca üstümdeki ince örtü ile gözlerimi sertçe ovuşturdum. ağlamanın sırası değildi özellikle de tek sorumlu ben iken.
takımın karşısına nasıl çıkacaktım bilmiyordum. ne diyebilirdim ki? aptallığım için özür dilerim, hem kendimi sakatladım hemde maçı berbat ettim.
güzel konuşma.
oflayarak yatakta doğrulmaya çalıştım. hissedilir bir sırt ağrısı çekiyordum. sanırım gerçekten sert düşmüştüm. insanların neden bu kadar başıma toplandığını anlıyorum.
başımı yukarı kaldırıp tavanı izlemeye başladım.
kaza anını düşünmeye çalıştım, tam olarak nasıl olmuştu?
sadece koştuğumu hatırlıyorum. her zamanki gibi karşıdan gelen topu karşılayacak yakınımda kim varsa ona pas atacaktım. her şey normal iletiyor gibiydi. ama sonra birden ayaklarımın birbirine dolandığını hissettim ve kendimi yerde buldum.
her şey o kadar hızlı gelişmişti ki hayal meyal hatırlıyordum. anımsadığım görüntüler arasında birinin adımı haykırdığını hatırlıyordum fakat kim olduğu konusunda emin değildim. sadece o endişeli haykırış zihnimde kalmıştı.
bütün bunları boşvermek istedim. düşündükçe yüzümü buruşturup kafamı yastığa gömme dürtüsünü engelleyemiyordum. utanç vericiydi.
yanaklarımı şişirip sesli bir şekilde nefesimi verdim. utanç oflaması.
ayağa kalkıp hastaneye gidene kadar odanın içinde gezmek istiyordum ama bu bacakla neredeyse imkansız gibiydi.
--
bir süre daha odada vakit geçirip oyalanmaya çalıştım. yaklaşık bir saat sonra koç odama gelmiş ve beni hastaneye götürecek olan aracın geldiğini söylemişti. sevinmiştim. eh azından bir an önce bu boğucu odadan çıkabilecektim.
stattan ayrıldığımızda koça takımın nerede olduğunu sordum. bana onları eve yolladığını söyledi. beni ziyarete yarın geleceklermiş.
şükürler olsun!
alt tarafı bir gece sonra yine onları görmek zorunda olacaktım ama şu an bu önemli değildi. önemli olan şimdilik güvende olduğumdu.
koç, ben ve takeda-sensei birlikte araca bindik ve en yakın şehir hastanesinin yolunu tuttuk.
hastaneye yaklaşık yarım saatte varmıştık. yolculuk sessiz ve trafiksiz geçmişti. hastaneye vardığımızda beni röntgen odasına alıp gerekli filmleri çektiler. filmler temiz çıkmıştı ve bir sorun yoktu.
aynı şeyi sağ bacağım için söyleyemeyecektim. sağ bacağım kırılmıştı ve uzun bir süre alçıda kalması gerekiyordu. doktor bana bununla atlattığım için şanslı olduğumu söyledi.
doktora teşekkür etmekle yetindim.
işlerimiz bitince koç beni eve bıraktı. çantam ve diğer malzemelerim çoktan eve gelmişti. muhtemelen ailem alıp eve getirmişti.
uzun ve yorucu bir gün olmuştu.
kendimi yatağa atıp gözlerimi kapattım ve uykuya dalmayı bekledim.
yarın stresli bir gün olacak gibiydi.
--
merhaba??
yıllar sonra yeniden bölüm atıyorum. bekleyen çok kişi olduğunu gördüm.. bunu cidden beklemiyordum 🥹
umarım iyisinizdir <3
ŞİMDİ OKUDUĞUN
bandage | tsukihina
Fanfictionher şey o gün tsukishima'nın parmaklarını sardığımda başlamıştı. #1 tsukihina
