portakal

19 2 14
                                    

Her şey elinde sonunda yeni başlangıçlar için kendi sonunu getirir. Bizim yazımız da bitmiş evden ceket almadan çıkıp çıkmama konusunda kararsız günlere bırakmıştık yerlerini. Sonbaharın gelişi ile yeniden okula gidecek olmamın ağırlığı çöküyordu. Eşyalarıma bir kaç yenisini ekleyip Toprak için staj yeri araştırıyorduk.

Meslek lisesinin hoşuma gitmeyen kısımlarının en büyüğü önümdeydi. Benden bir sınıf büyük olduğu için son senesinde okulda iki gün olucak onun dışında çalışacaktı. Bu beni bütün yaz görmezden gelen oğlanla aynı sınıfta yalnız olucağım anlamına geliyordu. Artık varlığını çok umursamasam da yinede birlikte günlerime geçirmeye meraklı değildim.

Okulun açılmasına iki gün kala sonunda bir staj yeri bulan Toprak ile dondurma yemeğe çıkmıştık. Büyük ihtimalle bu yılın sonuncuları olacakları düşüncesindeydik. Elimdekini erimeden yemeği deniyorken Toprak'ın işe gitmek için zihninde oluşabilecek olan problemleri anlatıyordu. O sırada birinin bana baktığını hissederek etrafa bakındım. Sırtını bizim semte ait olmadığını baya belli eden bir arada yaslanmış şekilde direkt şekilde bana bakan birini gördüm. Anlık tanıdık gelince biraz daha baktım. Tam çıkaramıyorken acaba Toprak'ın sınıfından mıydı diye onu dürttüm.

- Şu oğlanı tanıyor musun?

Bana dönmeyince kafasına vurup dondurmanın birazının burnuna degmesini saglamıştım.

- Ya kızım ne yapıyorsun ne var en güzel yerindeyim dondurmanın

Onun dramatikliğine göz devirip az önce oğlanın olduğu yere döndüm. Tam gösterecekken gittiğini fark etmiştim. Toprak ne olduğunu sorup duruyorken kaşlarımı çattım.

- Mühim değil sanırım birine benzettim

Mırıldanmamın ardından yeniden hayıflanmaya başlayan Toprak'a odaklanmaya çalıştım. Zihnimin arka bir köşesine atmıştım gerisini.

---

- Hızlı olucak mısın artıık, hadi Toprak ya!

Güneşin bile tam doğmadığı bir saatte en yakın arkadaşımın kapısının önünde bekliyordum. Okul çantam tamamıyle boş olduğu için elimde bir poşet gibi tutarak çıkışını bekliyordum. Balkondan çıkan kafası daha bağlanmamış kravatı, düzgün durmayan gömlek yakası, düzeltilmemiş belli ki yastıktan yeni kalkmış dağınık kıvırcık saçları ile homurdanır tonda seslendi.

- Geliyorum bekle bekle

İç çekerek çantamı bir omzuna attım ve ceketimin önünü kapattım. Gömlek ve etek artık yeterli değil gibiydi bu hava için. Kapşonlunun kollarını çekip ellerimi ısıtırken kapı açılınca derin nefes verip kapıya ilerledim.

- Sonunda be oğlu-

Gördüğüm yüz ile bir adım geriye attım. Doğru binanın mı önündeyim diye kontrol edip kaşlarımı çattım.

- Beklediğin değilim sanırım.

Duyduğum ses ile bakışlarımı yeniden oğlana çevirdim. Yüzündeki hafif alaycı ifade ile gözlerine kaymıştı bakışlarım. Tanıyordum bu oğlanı. Ona durup bakıyor ve kim olduğunu hatırlamaya çalışıyorken arkasından gelen Toprak çocuğu sertçe sağa itti.

- Çekilsene ağaç gibi dikilmişsin.

Toprak gelince birbirlerine bakışlarından tanıştıklarını fark etmiştim. Oğlan bir ona bir bana dönüp tek omzuna asarak tuttuğu çantayı biraz daha sıktı ve yeniden konuştu.

- Kızı bekleten ben miyim?

Benden bahsettiğini fark edince bianda tanıdık gelmişti. İmkanı yok gibi gelmişti ama dayımın mekanındaki oğlandı. Toprakla ikisi birbirlerine laf atıyorken anlık mafya oldukları zihnimde yer edince Toprak'a yaklaşıp gergince sordum.

- Nerden tanıyorsun bunu?

Dediğimde Toprak tam konuşacakken oğlandan gelen kahkaha sokakta yankılandı. Başını hafif bana yaklaştırıp gülerek ekledi.

- Bunu biraz kaba oldu adım var.

Topra beni kolumdan tutarak yurumeye baslattı. Bir yandan da ekliyordu.

- Sikik yeni komşumuz boşver gereksiz biri konuşma.

Beni sürükleyişine anlam veremezken kafamı çevirip geriye baktım. Arkamızdan geldiğini görünce Toprak da durmuştu. Ona doğru dönüp kolumu hala tutuyorken gergince konuştu. Sesinden hala uykulu olduğu belliydi.

- Bizi niye takip ediyorsun amk

Oğlan bir Toprak'a baktı bir de bana sonra. Sonrasında bakışlarını Toprak'ın eline ve dolanmış bileğimde tutarak konuştu.

- Aynı okula gidiyoruz gerizekalı, ayrıca ne güzel kaybolursam anında bulurum böyle. Baksana...

Elini bianda kafamın üstüne koyup saçlarımı köpek yavrusuymuşum gibi karıştırdı. Artık kısa oldukları için anında düzeliyorlardı ama şok olmuştum.

- ...bu kadar turuncu lamba gibi parlayan bir şeyi kaybetme ihtimalim yok

O elini çeker çekmez Toprak elini tutup bükerek sertçe itti oğlanı. İkisi de normal liselilere göre uzun sayılmazlardı ama karşıdaki çocuk kesinlikle daha iriydi. Toprak dayak yesin istemediğimden derin nefes bırakıp elimi uzatıcakken bianda çoktan yumruk atmıştı.

- Bir daha tırnağın bil Helen'e değerse götüne sokarım o elini.

Sanki istediğini almış gibi sırıtan oğlana baktım tuhaf gözlerle. Toprak'ın kolunu tutup biraz geriye çektiğim sırada arkamdan sesini yeniden duydum.

- Memnun oldum Helen ben de Ateş.

İlk kez ismini duyuyorken bakışımı çevirip tuhaf tuhaf baktım. Toprak yine çoşucakken onu tutup sürükleye sürükleye caddeye çıktım.

Ve o güneşin yeni doğduğu saatlerde hepimizin üzerinde yeni ütülenmiş beyaz gömlekler, düzgün bağlanmamış kravatlar, içi boş çantalar, uykulu bakışlar vardı. Üçümüzün birlikte olduğu ilk andı ama son olmayacağını caddeye yürüyorken her adımımda üzerimde hissetiğim bakışlarla anlayabiliyordum.

painting a dreamWhere stories live. Discover now