Günler geçiyor zaman ilerledikçe Fırat ile olan gerginliğim sönüyordu. Hislerimin acıdan acımaya dönmesi uzun sürmemişti. Onunla yeniden arkadaş gibi konuşabiliyordum en azından boğmak istemeden. Çok dah yakın sayılmazdık eskisine göre. Son üç haftadır cidden Toprak daha sık konuşuyordu Ateş ile. Bunu görmek beni mutlu ediyordu açıkcası. Gereksiz şekilde birbirlerine benziyorlardı.
Ders temposuna yeniden alışıyorken bedenim saat 6 da uyanmayı artık haftasonları da yapma evresine geçmişti bile. Her şey biraz daha normale dönüyor gibiydi. Okuldan sonra yine Toprak'lara gidiyordum. Bazen Ateş de geliyordu. Üçümüzün bilgisayar oyunu oynamamız biraz bizi yakınlaştıran şey olmuştu sanırım. Ateş ikimiz baş başa değilken daha çocuksu geliyordu. Gözlerinde gördüğüm olgunluk Toprak ile birlikteyken içi enerji ile dolu bir delikanlıya dönüşüyordu.
- İçecek bir şey ister misiniz?
Toprak'ın sorusuna başımı hayır anlamında sallarken uzandığım yatakta biraz oturur hale geldim. Yüz üstü bir biçimde resim çizmeye çalışmaktan her yerim uyuşmuştu.
- Bir kola daha alırım ben.
Ateş bakışlarını ekrandaki oyundan çevirmeden eklerken Toprak anlamış biçimde odadan çıkarken gözlerimi Ateş'e çevirdim.
- Zararlı çok içiyorsun.
Ateş dediğime odaklanamazken elleri klavyenin üzerindeydi hırsla.
- Ne.. Anlamad- Hay sikeyim yine öldüm.
Sonra gergince sandalyeyi geri itip bana döndürdü.
- Ne dedin anlamadım Helen?
Masanın yanındaki cipse uzanıp açıyorken yatakta oturur şekilde gerindim kaslarım açılsın diye.
- Kola çok içiyorsun zararlı.
Söylediğim ile gülüp cipsten bir tane atıyorken ayağa kalktı ve yatakta yanıma fırlattı kendini.
- Ne çizdin?
Cipsli eliyle dokunmasın diye uzanan elini vurup defteri kaldırıp ona çevirdim. Değişik bir kasaba şeklinde bir şeyler karalamaştım. Çizimimdeki kusurlara dalmışken Ateş'in sesini duydum. Ciddiydi yeniden.
- Beklemiyordum.
Anlamayarak ona dönünce çizimime fazla anlamlı gözlerle baktığını görmüştüm. Sorucakken ne dediğini o devam etti hipnotize olmuş şekilde.
- Bakınca süprizlerle dolu biri olduğunu düşünmüştüm. Ama resimlerin süprizden fazlası. O kadar anlamlı ve hissiyatlı duruyor ki ruhunun inceliğini ve hassasiyetini yansıtıyor gibisin.
Anlık söyledikleri ile şok inmişti. O baya ciddiyken utanıp kızarmaya başladığıma emindim. Ona baka kalarak kalınca o da bana döndü.
- Ne oldu sence de öyle değil mi..
Sesi sonlara doğru kayboluyorken yanaklarıma baktığını görmüştüm. Bu kadar hızlı kızarmış olamazdım sanırım. Anlık onun da kızarmaya başlaması beklemediğim bir şeydi. Tam o sırada kapı açılınca Ateş ani şekilde kalktı. Boğazını temizleyip Toprak'ın elinden kolayı alıp açtı. İçmeye başlarken bianda bütün şiseyi yarıya indirmeye başlayınca Toprak araya girdi.
- Yavaş oğlum ne için yanmış mideni delicek yavaş.
Ateş gergin şekilde gülümseyip kolayı kenara bıraktı ve yine bilgisayara oturdu arkasına dönüp. Toprak yanıma kendini atıp uzandı. Bize müzik açıyorken ben de çizimime geri döndüm. Biraz boş şekilde bakıp arkası dönük şekilde oyuna dönen Ateş'e baktım. Çok değişik bir çocuktu. Gözlerimi ensesinde yeni uzayan saçlarında gezdirdim. Kulağındaki piercinginlere baktım biraz da. Okulda çıkardığına ve kapanmadığıne göre delikler eskiydi. Yeni yaptırmamıştı. Kim ortokulda bile bu kadar piercing taktırabilirdi ki. Kaşındakine baktım bilgisayar ekranındaki yansımasından. Hangi aile buna izin verirdi ki bu kadar erken yaşta.
Toprak beni dürtüp defterimi elimden alınca düşüncelerimi bölüp bakışlarımı Ateş'ten çevirdim.
- Güzel olmuş lan.
Toprak yorum yaptıktan sonra ona dönüp gülümsedim. O diğer sayfaları çevirirken bekledim öylece yorumlarını. Toprak şasırarak bir sayfada durunca neye baktığına eğildim.
- Ateş'i mi çizdin baya iyi olmuş oha.
Anlık sessizlik oluşuyorken oraya dönmesemde kısa süreliğine fare ve klavyenin sesi kesilmişti. Yeniden geliyorken omuz silktim sessizce.
- Çizmesi eğlenceli biri.
Toprak inceliyorken başını salladı onaylar biçimde.
- Baya iyi olmuş piercingleri falan çok gerçekçi ama bu it bu kadar kaslı değil.
Anlık Ateş'in sandalyesi bize dönünce ona döndüm.
- Kaslı mı?
Yerinden aniden kalkarken çekinmiştim biraz. Ateş sertçe defterimi aldı Toprak'tan. Gördüğü resme baya bi bakarken bana döndü düz bir bakış ile.
- Beni çıplak mı çizdin?
Ben konuşacakken Toprak araya girip umursamaz biçimde içeceğini yudumladı.
- Helen anatomi çizmeyi baya sever. Hep böyle şeyler çizer.
Ateş cevap vermiyorken bir çizime bir bana baktı. Daha önce yüz tane böyle çizim yapmıştım yine şimdi çekinmiş hissediyordum ki. Ateş defteri en son önüme doğru atıp mırıldandı.
- Fena değil.
Sonra hızlı adımlarla odadan çıkarken homurdandı.
- Tuvalete gidiyorum gelirim.
O hızlı şekilde çıktıktan sonra çizdiğim resime baktım. En azından aşırı detay vermemiştim çıplaklığa yoksa cidden çekinecektim. Neyden çekindiğimi de anlamıyordum bir sürü insanı böyle çizip göstermiştim. Belki Ateş'in karışık karakteri yüzündendi. Ne tepki vereceğini bilememek geriyordu sanırım beni.
Defterimde yeni bir sayfa açıp Toprak bilgisayarak oturuyorken başka şeyler düşünerek çizime odaklandım.

YOU ARE READING
painting a dream
Romansahayatımın çoğunu oluşturan, küçüklüğümden beri istediğim hayal ettiğim her şeyi bana yaşatan, yaşadığım her şeye rağmen yanımda olup ailem olan iki insana.. en çok da küçüklüğüme