12 NUMARALI PROBLEM: SONUN BAŞLANGICI

10 1 5
                                        

Ağustos'un son haftası kabul mektuplarımızı aldık.

Umduğumuz gibi aynı üniversiteye kabul edilmiştik. Mektubu açana kadar o kadar gergindim ki kabul edildiğimi okuduktan sonra gelen rahatlamayla Langa'ya sarılıp ağlamaya başlamıştım. İkimizin de duygu patlaması yaşadığı birkaç hareketli saatin sonunda herkes haberleri almış, biz de sakinleşmiş ve dört bir yandan gelen tebrikler kabul edecek hâle gelmiştik.

Joe, Cherry, Miya ve Shadow bizim için küçük bir kutlama düzenledi. Hem üniversiteye gidişimizi hem de birlikte oluşumuzu düzgünce kutlamış olduk. Langa'nın gözleri parlıyordu. Tüm bunların onu çok mutlu ettiğini biliyordum elbette ama bunun gözlerine yansıması başkaydı, o parlamayı görmeyeli aylar olmuştu. Tüm dertlerinden, düşüncelerinden arındığını görmek beni de mutlulukla doldurdu. Yaşadığımız her şeye değmişti.

Eylül'ün başında şehre taşınmak için toparlanmaya başladık. Üniversitenin yurdunda kalacaktık, odalar iki kişilikti, Langa'yla oda arkadaşıydık. Eşyalarımı valizime yerleştirirken arada bir bu gerçek aklıma geliyor, aptal gibi sırıtmaktan kendimi alamıyordum. Dünyadaki tüm zamana sahipmişiz gibi geliyordu, birlikte olacaktık üstelik tüm bu zaman boyunca. Rüya gibiydi ama gerçekti. Ben tekrardan önümüzdeki güzel günleri düşleyerek iç çekmeye başlamışken telefonum çaldı. Langa arıyordu. Bir kere daha çalmasına izin vermeden aceleyle açtım.

"Toplandın mı?" diye sordu tereddüt akan bir sesle. Bu sefer gerçekten içimi çektim. "Sence," dedim cevabını bildiğinden emin olarak. "Sabaha nasıl yetişeceğiz?" İşte bunun cevabını ben de bilmiyordum. Sabah ilk seferle şehire geçecektik, bir haftaya okullar açılıyordu ve o bir haftada da oryantasyona katılmamız gerekiyordu. Bu adaya veda etme vakti gelmişti ve ikimiz de besbelli isteksizdik bunun için.

Bu ada doğup büyüdüğüm, âşık olduğum yerdi benim için. Çok fazla anı, çok fazla duygu taşıyordu. Veda etmek imkansız geliyordu. Yanlış geliyordu. Bir yandan da buradan ayrılmanın vaktinin geldiğini biliyordum, bağımsızlığımı ilan etmem gerektiğini biliyordum. Olmam gereken yer Langa'nın yanıydı, bundan emindim ve eğer burası hayatımda hiç gitmediğim bir yerde bir üniversite yurdu olacaksa buna razıydım. Langa beni dünyanın öbür ucuna sürüklese sesimi çıkarmadan takip ederdim onu, bunu o da biliyordu ben de biliyordum. Sonuç olarak veda etmek evet, çok zordu ama aslında imkansız değildi. Bu ada her zaman benim için bir ev olacaktı ama yuvam artık Langa'ydı. Onun olduğu yerde ben var olabilirdim. Bu gerçeği kabul etmekte zorlanmamıştım.

"Bir yolunu buluruz, hep buluyoruz," dedim kendimden emin bir ses tonuyla. İkimiz de güvensiz olursak sonsuza dek burada kalırdık, biliyordum. İşte tam da bu yüzden birinin diğerini cesaretlendirmesi gerekiyordu. İçimde hâlâ deli gibi tereddütlü ve bir o kadar da isteksizdim veda etmeye. Ne var ki önümüzde yeni, bambaşka bir hayat vardı ve bu fırsat kaçmazdı. Langa'yı cesaretlendirmem gerekiyorsa bunu memnuniyetle yapacaktım.

"Yarın kalkınca arar mısın?" dedi. Panik yok olmuştu sesinden, onun bende sahip olduğu etki kadar benim de onda bir etkiye sahip olduğumu bilmek güzeldi. "Tabii ki," dedim sakin bir ses tonuyla. Her şey hakkında şüphe duyduğum bir dönemdeydim ama şüphe duymadığım tek bir şey varsa o da bunun üstesinden de beraber geleceğimizdi. Karşı taraftan bir gülme sesi geldi. "Senin de gerildiğini biliyorum," dedi Langa sanki dünyanın en önemli sırrına nail olmuş gibi. Derince iç çektim, onun da kendince beni rahatlamaya çalıştığının fatkındaydım. "Gerilmesem garipsemez miydin asıl?" diye sordum kendim de sırıtmama engel olamayarak. "Yani, herhalde," dedi biraz sessiz kaldıktan sonra. O an aklıma bir fikir geldi.

"Sabah seni biraz erken uyandırsam sorun olur mu?" dedim aniden içimde oluşan heyecanı sakladığını düşündüğüm bir ses tonuyla. "Yolculukta omzunda uyumama izin vereceksen neden olmasın?" diye cevapladı flörtöz bir şekilde. Keşke yanımda olsaydı, diye düşündüm kendi kendime. Tam şu an yanımda olsa onu telefonun diğer ucunda kıvrıldığına emin olduğum dudaklarından öperdim. Yüzünde bulabildiğim tüm benlerinden de öperdim. Genel olarak onu öperdim, her yerinden, her zaman, hiç sıkılmadan. Fırsatını bulduğum her an yapardım bunu çünkü doyumsuzdum ona karşı, onsuz geçirdiğim vakit zaman kaybı gibi geliyordu artık. Hep benimle olsun, hep birbirimize karışsın varlığımız istiyordum. Düşüncelerimden ayrılarak gülümsedim ve aynı flörtöz tavırla cevapladım onu. "Okinawa'dan ana karaya yüzerek git desen de kabul edeceğimi biliyorsun." Kahkasının sesi kulaklarıma ulaştı, saat gece yarısını geçmiş olmasına rağmen bir anda güneş doğmuş gibi hissettim. Nitekim zaten karanlık olsa da benim güneşim hep yanıbaşımdaydı, şu ansa bir telefon uzağımda.

best spider-man, rengaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin