Chapter twelve

365 4 0
                                        

Her seferinde 'hayatım bitti' dedikçe hayat sanki ne kadar dayanabileceğimi ölçmek için başıma daha büyük bir bela veriyordu. Ne kadar dayanıp zorlanmamak için mücadele verirsem her şey o kadar daha çok üstüme geliyordu. Pozitif baktıkça hayatım falan daha iyi bir hale gelmiyordu onun yerine daha da beter bir hal alıyordu. Ailemi nasıl bulabileceğimi bilmiyordum,herhangi bir bilgi bile alamazdım. Eğer evlatlık isem ve ailem beni bir yurda bırakmışsa bu da demek oluyor ki aileme ulaşmak için ilk önce beni bıraktıkları yurdu bulmam lazım. Yurt eğer yerinde olmazsa bile yine de en azından belgelere ulaşabileceğim birini bulmak zorundaydım.

Soğuk zeminden halsiz bir şekilde kalktım,ruhum çürüyor gibi hissediyordum. Yüzümde hiçbir ifade barındıramıyordum. O kadar şey üst üste gelmişti ki artık tek yapabileceğim şey tepkisiz bir şekilde izlemek oluyordu. Yavaş adımlarla nereye gittiğimi bilmeden ilerledim,ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yoktu. Belki de ailemin soy adını araştırmam gerekiyordu fakat bulmak çok fazla zor olacaktı. Aklıma takılmamış değildi ailemin neden beni yurda verdiği. Babam sandığım adamın dediklerini dinlemeyi pek düşünmüyorum doğrusu. Umutsuz bir şekilde telefonumu açarak boş boş bakındım. Kime yazarım ya da kimden yardım isterim bilmiyordum,tek bildiğim şey ailemi deli gibi bulmak istememdi. Polise gidersem yardım edebileceklerini sanmıyordum fakat şuan elimde farklı bir şans olduğunu da düşünmüyorum. Telefonumdan haritayı açtım en yakın polis şubesine bakmak için,yakınlarda bir tane vardı şükürler olsun ki. Yolda giderken soyadımı Google'a yazarak aramaktan zarar geleceğini düşünmüyorum.

Tabii ismi saçma sapan sitelere yazıp aramak elime hiçbir şey geçirmemişti çünkü ünlü değilsen İnternet sitesinde hiçbir üne sahip olamazdın. Hızlı adımlarla karşımdaki karakolun içerisine doğru ilerlerken bir tane polis eliyle beni durdurdu. "Buyurun ben yardımcı olayım." Acıyan gözlerimi karşımdaki dev gibi adama diktim. Boyu da kilosu da fazla gözüküyordu. Üzerindeki her şey başkan sona simsiyahtı sanki yasa girmiş gibi,üstündeki siyah ton onu daha da korkunç gösteriyordu. "Bir konuda yardım almam lazım..." diye mırıldandım kısık sesle. Adam başını sallayıp eliyle bana bir odayı işaret etti,hareketleri ve konuşması tarzı kadar sert değildi. "Odamda konuşabiliriz."  Hafifçe başımı salladığım sırada gösterdiği odaya doğru ilerlemeye başladı,bende peşinden ilerledim. Yardım etmesini çok fazla istiyordum fakat nasıl yardım edebileceğine bile anlam veremediğim için berbat hissettiriyordu. Kendimi sokakta kalmış kedi yavrusu gibi hissediyordum. Ailem ya da tanıdığım hiç kimse yanımda değildi,yalnızdım. "Buyurun." Kapıyı bana açtığında nezaketen gülümsemek istesem de yüzümde sadece yoğun hüzün vardı,yüzümün her tarafı uyumuş sadece ağlamak istiyor olmama rağmen ağlayamıyordum. İçerideki duvarlar solgun bir beyaza bürünmüş,masa ise koyu kahve rengindeydi.

Yavaşça sandalyeye oturdum,yanımda duran masanın arkasındaki sandalyeye oturuşunu izledim. "Evet. Sorun ne bakalım? Biraz küçük görünüyorsun." Sesi nazikti fakat artık insanlardan bunu görmek bile beni mutlu edebilir miydi pek emin değildim. "Ailemi bulmam lazım..." diye fısıldadım ağlak bir tonda. "Kayıp mı oldun?" Kayboldum sayılmaz mıydı zaten? Ama hiç yüzünü bile hatırlamadığım ailem bırakmıştı beni. "Ben..." derken sesim titredi,derin nefes alarak sesimi düzenlemeye çalışırken karşımda duran büyük beden bana bir şişe su uzattı. "Teşekkür ederim." Hafifçe başını salladı teşekkürüme karşılık. Elindeki şişeyi alıp yavaşça açtıktan sonra içerisinden birkaç yudum aldım durumumu düzeltir umuduyla. Tek yapmak istediğim konuşabilmekti fakat sesim bile çıkmıyordu,ağzımı açsam ağlayacak gibiydim. Bunu kendime yapamazdım. Eğer konuşmazsam kimse bana yardım edemezdi ve eskisi gibi berbat hayatıma devam edip yine yalnız kalırdım. "Ailemi bulmam gerek." Dedim kararlı bir ses tonuyla. "Yardım edip edemeyeceğinizi bile bilmiyorum fakat ailemi bulmam gerek. Bugün..." cümlemi devam ettiremeden aklıma gelen görüntü ile gözümden bir damla yaş yanağıma düştü. Hızlıca elimle sildim güçlü durmaya çalışarak,birilerinin önünde ağlamaktan nefret ediyorum. "Bugün evlatlık olduğumu öğrendim." Dedim tek seferde. Karşımda oturan adam bir şey demeden sadece cümlemi bitirip olayı açıklığa kavuşturmamı bekliyordu. "Gidebilecek başka yerim yoktu...Ailemi bulmak istiyorum. Gerçek ailemi öğrenmek istiyorum..." adam bana acıdığını belli eden bir gülümseme ile iç çekti. "Herhangi bir bilgin var mı peki onların hakkında?" Diye sordu merakla. Başımı iki yana salladım. "Bunun polisin işi olmadığını biliyorsun...kaç yaşındasın?" Ve içimdeki umut bir anda suyun içine düşüverdi. "On yedi." Dedim düz bir sesle. Adam arkasına yaslayıp elleri ile saçlarını karıştırdı,bir şeye karar vermeye çalışıyor gibi bir ifade vardı yüzünde. "İletişim bilgilerini şu kağıtlardan bir tane alarak üstüne yaz." Yüzümde hafif bir tebessüm oluştu. "Çok teşekkür ederim..." diye mırıldandım kağıdı almadan önce.

Ne yapacağımı bilmiyordum,karakoldan çıkmıştım ve tek yapabileceğim şey haber beklemekti. Evime doğru ilerlemeye başladım, yolda duraksama yaşayıp istemesem de annem olduğunu düşündüğüm kadınla konuşmak istedim. Bana babam kadar kötü davranmasını umuyorum. O adama baba demekten nefret etmiştim. Telefonumu kulağıma yasladım,birkaç çalma sesinin ardından sonunda telefon açıldı. "Ne var?" Duyduğum sesle ağlamak istedim. "A-anne..." hatta birkaç saniye sessizlik oluştu,ardından gitti ya da gidecek sanarken tekrar konuştu. "Sen yaşıyor musun hala?" Hafifçe kıkırdarken başımı salladım sanki karşımdaymış gibi,gülerken gözlerim doluydu. "Bana neden evlatlık olduğumu söylemediniz?"- diye sordum kırgın bir sesle. Uzun bir sessizlik yaşandı,o sıra hızlı hızlı atan kalbimin sesi kulağıma doluyordu. Yüzüme kapatmasını ya da çoktan engellemiş olmasını bekliyordum fakat yapmamıştı. Açıkçası bu kadar sorunum içinde neden evde başka bir kadın olduğunu ya da nereye gittiğini sorabileceğimi sanmıyordum. "O istemedi..." Sesindeki pişmanlık kalbimi sızlatmıştı. "Babam mı?" Diye soru sordum tekrardan tamamen anlamak için. "Melisa..." adımla seslendiğini duymam içimde bir şeyleri parçaladı,yıktı ve dağıttı. Her şeyin sonu gelmiş gibi hissediyordum fakat aynı zamanda her şey daha yeni başlıyor gibi bir his vardı içimde. "Efen-" diyecekken sözümü kesti,bir şey dediğini duyduğum an sustum. "Çiğdem." Telefonu kapatmadan önce söylediği son isme hiçbir anlam verememiştim. Acaba annemin ismi olabilir miydi? Gerçek annemin ismi. Eve doğru yürümeye devam ederken kafamın içinde verdiği ismin kimin ismi olabileceğine bin bir kalıp uydurmaya çalıştım.

Sonunda eve gelebildim, çok halsiz ve yorgun hissediyorum. Kendimi koltuğun üzerine bırakıp gözlerimi tavana diktim kafamın içindeki sesler ruhumu ele geçirirken. Şuan tek yapmak istediğim uyumaktı, ağlamak için enerjim bile yoktu. Sadece uyumak ve uyandığım zaman güzel bir haber almak istiyordum,yaşamak için tutunacak son bir dala ihtiyacım varmış gibiydi. Uçurumun sonunda durmuş ileri doğru durmadan adım atıp duruyordum ölümün ne olduğunu bilmeyen minik bir çocuk gibi. Ailemin elimden tutmasını bekliyordum,ailemin gelip kurtardıktan sonra sarılıp öpmesini bekliyordum.

Yayıncı Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin