Uzun ve saatlerce süren bir yolculuğun sonuna varmıştım. Duyduğum sesler yüzünden huysuzca gözümü açtım,Eymen denen çocuk uyanmış olacak ki kapanmayan çenesi tekrar açılmıştı. "Ya Alp alsınlar ama! Niye almadılar ki? Gayet iyiyim!" Kaşlarımı çatarak başımı kaldırdım etrafa bakınmak için. "Eymen uyuyan insanlara biraz saygımız olması gerekiyor,değil mi?" Sanırım şu sessiz çocuğun adı Mert'ti. Hafifçe gülümsedim. Diğerlerinden daha insancıl davranıyordu en azından ve kesinlikle haklıydı, uyurken de rahatsız etmeyiver bir zahmet. Eymen bana tip tip bakıp parmağıyla beni işaret etti. "Bunun için mi?" Kaşlarımı kaldırarak sinirle ona baktım. "Ağzını topla." Dedim sinirli bir tonda. Ağzından dalga geçen bir kahkaha çıktı. "Ah çok korktum. İki santim boyunla beni mi döversin yoksa?" Dayanamadığım için yerimden kalkıyordum ki Mert elinin tersiyle karnımı ittirerek beni geri oturttu. "Zaten varmak üzereyiz kavgayla bitirmeyin yolculuğu." Eymen ile birbirimize nefret dolu bakışlar atarken gözüm Alp'e kaydı. Yerinde oturmuş,muhtemelen o da yeni uyanmış olacak ki saçı başı darmadağındı. Hayatı anlamak istercesine Eymen'e bakıyordu. "Neyse. Alp! Alırlar değil mi bu sefer? Ya sen de diyorsun iyiyim diye,neden almıyorlar ki?" Alp kesinlikle dediği hiçbir şeyi anlamıyordu,aslında komik bir görüntüydü. Hiçbir şey anlamadan boş boş arkadaşına bakıp konuşmuyordu fakat arkadaşı konuşup saçma sapan sorular sormaya devam ediyordu. Sonunda lanet tren durduğunda hiç bekleme yapmadan hızlıca yerimden kalktım,çıkmadan önce telefonumu kontrol ettikten sonra kapının önünde birkaç saniye durdum. Eymen hariç diğerleri o kadar kötü değildi,minik bir vedadan zarar gelmezdi. "Yolculuğumuz güzeldi..." Derken ağzımdan 'Eymen olmadan' sözü çıkmasın diye büyük çaba gösterdim. "Teşekkür ederim yer verdiğiniz için..." Derken gülümsedim. Eymen hariç ikisi de gülümsemişti, Mert'in gülümsemesini ilk defa görmüş oluyordum fakat bir daha görmeyeceğim için pek de sorun yoktu. "İyi günler dilerim..." dedim kısık bir sesle. "Rica ederiz,rahatsızlık vermişlerse onların adına özür dilerim,Melisa. Sana da iyi günler." Bunları söyleyen Mert'e genişçe gülümsedim. Alp esneyerek elini kaldırdı. "Sıra bende!" Anlık hafifçe kıkırdadım, ardından başımı salladım. "Eymen hayvanı yüzünden çok özür dileriz,kendisi katıksız odun olduğu için dilemez biz diledik say Melisa'cım. Yolculuk güzeldi hep uyudun ama güzeldi senle yolculuk yapmak. Ben tekrar uyuyacağım sanırım...Eymen bıraksa zaten uyumak üzereydim. Neyse seni fazla tutmayayım, görüşmek üzere. Ay...yanlış oldu. Görüşmemek üzere.. yani şey anlamında yanlış anlama..." konuşmayı unutmuş gibi saçmalamaya başlayınca güldüm. "İyi günlerden işte ya hadi bay bay." Son kez gülümseyip başımı salladıktan sonra trenden indim,konuşma sırasında çoğu kişi inmiş olacak ki daha rahat inebilmiştim. Neredeyse bomboştu, inerken ezilmeyecektim. Trenden indikten sonra telefonumu çıkardım merakla. Buğra yazmış olsun diye can atıyordum. Yürümeye başlarken yolda duraksayıp durdum,öncelikle mesajı kontrol edip sonra konum'a göre gidecektim.
Bugraa_officiall
-Beddua falan ettiysen çabuk geri çek.(14.06)
-Sikeyim ya.(14.06)
Merakla klavye üzerinde parmaklarımı gezdirdim. Ne dediğinden hiçbir şey anlamamıştım,anladığım tek şey sanırım başına kötü bir şey gelmişti.
Melsebnm
-Ne oldu? (Gönderildi)
Aktif değildi,burada daha fazla bekleyemezdim. Polisin bana mesaj ile attığı konuma tıklayarak bakındım. Buradan biraz fazla uzaktı,sanırım taksi ya da otobüse binmem gerek. Otobüs için şuan midemin uygun olduğunu sanmıyordum. Taksi parası zaten o kadar da sorun değildi çünkü ailem de ödeyebilirdi. İçimde hala kötü bir his vardı,ya beni istemezlerse? Bu düşünce beynimi çürütüyordu. Telefonumdan banka hesabıma girip parama baktım. Yaklaşık 1.000 YTL vardı. Eğer iban ile yollamamı kabul ederse taksiye binebilirdim. 1.000 YTL'den fazla tutmasına imkan yoktu,yani umarım. Tren biletlerinin satıldığı bir yer vardı içeride,ana caddeye nasıl çıkılacağını bilmiyordum ve sanırım onlara sorabilirdim. Eğer sağ ya da sol taraftan gidersem ana caddeyi bulmama imkan yoktu çünkü orası sadece treni takip ediyordu,saçmalık olurdu. İçeriye girip hızlı adımlarla görevli olduğunu düşündüğüm adama ilerledim. "Pardon,bakar mısınız?" Dedim nazik bir tonda. Adam bana doğru döndü ifadesiz bir yüzle,ben onun aksine gülümsedim. "Buradan ana caddeye nasıl çıkabilirim?" Adam yana dönüp kafasındaki yeri doğrulamak istercesine birkaç saniye baktıktan sonra elini kaldırıp işaret parmağını uzattı. "Şuradan ilerleyip sola dönün,çıkış var orada. Ana caddeye çıkarsınız direkt." Hafifçe başımı salladım. "Teşekkürler." Hızlı adımlarla dediği yola doğru ilerledim,buranın desenleri fazla güzeldi. İçeride bilet almak için gelen birkaç insan vardı ve burası Tren ile alakalı bir yere benzemiyordu, daha çok tarihi bir yapıt gibi duruyordu. Yerler cilalı ve kahverengi tarzı bir renkti,duvarlar ise çiçekli duvar kağıtları ile kaplanmış ortaya çok tatlı bir görüntü çıkmıştı.
