"Yağmur biner misin konuşmamız lazım" demişti Burak , sesinde sert bir tonla.
Onunla konuşmak mı? Hayır tabi ki de. Nasıl oldu da Burak'a zayıf yönümü göstermiştim. Şimdi kim bilir benimle nasıl uğraşacaktı. Hatta yüzüme baka baka dalga geçecek biliyorum 'haha kızım o korktuğun tip neydi, bayılınca çok komiktin . ' gibi bir ton çocukça laflar edecek. Beni daha da zor durumda bırakmak için öyle ortam bile ayarlar bundan eminim. Zengin ve kendini beğenmiş biri değil mi ne de olsa? Eğlenmek için böyle bir şey neden yapmasın. Bunu düşündükçe Burak'a olan nefretim daha da artıyordu. Onunla değil konuşmak aynı ortamda bile bulunmak istemiyordum. Burak'a cevap vermeden önüme bakıp yoluma hızlı adımlarla devam ettim. Cevap vermediğimde ya da onu dinlemediğimden olsa gerek bu sefer daha sinirli bir sesle "Hey! sana diyorum" diye bağırmaya başlamıştı.Daha fazla onunla muhatap olmak istemediğimden önümden geçen minibüse el edip minibüsün durmasını bekledim. O durunca hızlı, hatta daha çok koşar adımlarla minibüse binip Burak ve arabasını arkamda bıraktım. 'Minibüs olacak tabi ki de taksiye binsem çok yazardı'.
Eve geldiğimde biraz uyuyup kendime gelmek istiyordum. Uyumadan önce günlerdir aklıma gelmeyen Betül'ü şimdi merak etmeye başlamıştım. Acaba ne durumdaydı? Ablası hala kayıp mıydı? Hikayesine devam etmemişti. Nasıl bir hikayesi var kim bilir. Telefonumu alıp Betül'ü aradığımda 'aradığınız kişiye ulaşılamıyor...' bıla bıla bıla bu telesekreter insanı fıtık ettirir resmen.
Ertesi sabah uyanır uyanmaz tekrar Betül'ü aramıştım, fakat yine açan yoktu. Hayırdır inşallah bir sorun yoktur umarım. Okuldan çıkınca Betül'e bir baksam iyi olacaktı. Okula geç kalmamak için tempo mu arttırıp bir yandan hazırlanırken bir yandan da kahvaltımı ediyordum, aslında çok geç kalan biri sayılmam ama nedense şu son günlerde hep geç kalıyordum. Evden çıkıp doğru otobüs durağına koştururken bir taraftan çantamı tutuyordum bir taraftan da önümdeki insanları geçmeye çalışıyordum. Bu koşturmayla otobüsümü kıl payı yakalamayı başarmıştım. Allahtan otobüste hem klima hem de boş koltuklar vardı. Yoksa okula kadar ayakta kalacaktım. Otobüsün en arkasına gitmek için adımlarımı hızlandırmıştım ama ne yazık ki her zaman ki gibi arkası doluydu. Arkaya oturmamın tek sebebi orası daha sessiz oluyor ve rahat bir şekilde kitap okuyabiliyordum. Neyse ki arka koltuğun önündeki dört kişilik koltuklardan üçü boştu. Oraya doğru ilerlerken ,
" Yağmur!" elini kaldırmış bana seslenen Eren'e bakıp "Günaydın" diyerek karşısına geçip oturdum. Çantamdan kitabımı alıp, otobüse arkamı dönmüş vaziyette sessiz bir şekilde kitap okumaya başlamıştım.
Kitaplar benim için ayrı bir yere sahipler, sanki her romanda başkasının dünyasına misafir oluyormuş gibi hissettirir veya da o dünyanın içinde ben yaşıyormuşum gibi olurum, öyle bir etkisi var ki dışarısıyla bağım tamamen kesilir. Hatta genelde kitaba o kadar dalarım ki, kafamı kaldırınca her gün gittiğim yollar bana yabancı gelir.
Tabi bu sefer elimden hızlı bir şekilde kitabımın alınmasıyla o hayal aleminden, gerçek hayata direk çekilmiştim. Hangi şahıs elimden kitabı çekme cüretinde bulundu diye kafamı kaldırdığımda, kitap okumaya öyle bir dalmışım ki yanımda oturanın Burak olduğunu fark etmemişim bile. Burada olmasının şaşkınlığı artı kitabımı elimden almasının kızgınlığı ile ona "senin ne işin var burada!" derken. Burak,
"Şükür dünya'ya dönüş yaptın. İki saattir burada oturuyorum. Sana sesleniyorum. Eren kitap okuduğunda transa geçtiğini söylemese hala devam edecektim." son cümlelerinde Erene bakarak söylemişti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
YAĞMUR
Teen Fiction-İNATÇI,SERT,DUYGUSUZ, ERKEKLERDEN NEFRET EDEN BİR KIZ. -HAVALI,ZENGİN,YAKIŞIKLI, KIZLARI EĞLENCE OLARAK GÖREN BİR ERKEK. -VE BİR CİNAYET...