Jungkook, kılıcını kınından çıkarmadan bile rakibine meydan okuyordu. Elindeki iki şişe şarabı adeta birer silah gibi kullanıyor, ay ışığının altında yankılanan tek ses kılıç darbelerinin metalik çınlaması oluyordu. Bir takla atarak mesafeyi açtığında nefesini toparladı; elindeki şişelere göz attı, dudaklarının arasından kısık bir mırıldanma döküldü:
"Bu soğuk suratlı herif… sandığımdan daha iyi savaşıyor."
Bakışları, karşısındaki koyu kahverengi gözlere kilitlendi. Uzun süre hiç kıpırdamadan baktılar birbirlerine. Ne bir duygu, ne bir titreşim… sadece buz gibi, ifadesiz bir yüz. Sert rüzgar saç tutamlarını önüne savuruyor, bu donuk bakışı daha da ürpertici hale getiriyordu.
Jungkook: “Ah… bugün yeterince meşgulüm. Daha fazla kalamam.”
Cevap bile beklemeden çatıdan aşağıya süzüldü. Fakat Taehyung’un kılıcı havayı yarmış, Jungkook’un elindeki şişeleri savurmuştu. Jungkook biri havada kapmayı başardı, diğerini ise kılıcının ucuna takılı tutmaya çalıştı ama olmadı. Şişe yere çarpıp paramparça oldu. O an Jungkook’un yüzüne gölgeler çöktü. En değerli içkisinin parçalanmış şişesine bakarken öfkesi patladı.
Jungkook: “Kim Taehyung! O şişenin parasını ödeyeceksin!”
Taehyung sessiz adımlarla çatıdan indi, yüz yüze geldiler. Jungkook’un sinirle alevlenen bakışlarının karşısında, Taehyung’un buz gibi soğuk tavrı daha da sert görünüyordu.
Taehyung: “Arkanı dön.”
Jungkook kaşlarını çattı.
Jungkook: “Ne dedin?!”
Taehyung: “Arkanı dön.”
Kalbi hızlanmıştı Jungkook’un. Bu adamın ne yapacağını kestiremiyordu. Tehlikeli derecede yakışıklı, aynı zamanda korkutucu bir duruşa sahipti. İstese, bir anda her şeyi yapabilirdi. Yine de gözlerini kapadı, tereddütle arkasını döndü.
Taehyung: “Şimdi gözlerini aç.”
Jungkook gözlerini açtığında taş duvarda kabartma yazılar gördü. Üzerinde kalın harflerle yazıyordu:
KİM KLANI’NIN 3500 KURALI
1- Kötü olma
2- Kötüyle birlik olma
3- Cesur ve zeki ol
4- Hoşgörülü ol
5- Ön yargılı davranma
6- İçki içme
7- Saygılı ol
8- Temiz ol
9- Ataların anısına saygı duy
10- Merhametli ol
11- Adaletli ol
…
Jungkook’un yüzü buruştu, dönüp Taehyung’a baktı.
Jungkook: “Bu da ne?!”
Taehyung: “Bulutlu Kanyon. Kim Klanı’nın kuralları.”
Jungkook: “Yani gerçekten… 3000’den fazla kurala uymak zorundasınız?!”
Taehyung: “Altıncı maddeyi görmedin mi? İçki yasak. Şişeyi bırak.”
Jungkook alaycı bir kahkaha attı.
Jungkook: “Ah… neyse ki bu saçma ve korkunç kurallarla doğmadım. Madem içki içmek yasak… o zaman içeride içmem.”
Çatıya yeniden tırmandı. Şişesini açtı, zarif kokusunu içine çekti. Dudaklarında yaramaz bir gülümseme vardı.
Jungkook: “Ama burada içerim. Bu kurallara aykırı değil, değil mi?”
Bir yudum aldı. Taehyung, kısık bir sesle mırıldandı:
Taehyung: “Kalın kafalı.”
Jungkook ise sırıtarak devam etti:
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DARK WHISPER- TAEKOOK
FanfictionJungkook son kez, kalbinin en derininde taşıdığı aşkın sahibine baktı. Gözleri Taehyung'un gözlerinde kaybolurken dudakları titredi, sesi boğazında düğümlendi. Jk: "Söz veriyorum Taehyung... Ne olursa olsun, 16 yıl sonra senin için geri döneceğim. Y...
