31-İMKANSIZ

4 1 0
                                        

Wz: “Konuş o dağa nasıl girdiler?”

Adam, nefesi kesik kesik, gözyaşlarına boğularak konuşmaya başladı.

Nam He: “Sadece… sadece üst düzey klan üyelerinin kullandığı saç bandı ile mağaraya giriş yapılabiliyor.”

Wz, sinirle adama doğru eğildi.

Wz: “Demek alın bantları bu işe yarıyor… sonunda biri konuştu!”

Wen Zuhili adamı işkenceyle konuşturmaya devam ederken, Taehyung çoktan gizlice mağaranın içine süzülmüş, elindeki karanlık demiri sıkıca kavramış halde dışarıdaki askerlerine acıyarak bakıyordu.
Dışarı çıkıp savaşmak için hazırlanırken arkadan bir el kolunu tuttu.

Kjh: “Nereye gidiyorsun? Dışarı çıkma… burası şimdilik güvenli.”

Th:
“Amca… atalarımız bize her zaman şöyle öğretti:
Bir iş yaparken içimiz rahat değilse, o iş doğru değildir.
Benim içim… hiç rahat değil.”

Kjh, söyleyecek bir şey bulamadı. Sadece baktı.
Adam susmaktan başka bir şey yapamıyordu.

Zuhili tam klan askerlerini tek tek öldürecekken, bembeyaz bir kılıç, ağır bir çınlamayla önünü kesti. Zuhili başını kaldırıp kılıcın sahibine —Taehyung’a— baktı.
Sinsi bir gülümseme belirdi yüzünde.

Wz: “Taehyung… sonunda dışarı çıktın.”

Th: “Onu bırakın. Bu kanyonu derhal terk edin!”

Wen klanının askerleri yıldırım gibi hareket ederek Taehyung’un etrafını sardı.
Taehyung hiç direnmedi.

Wz: “Sen bizimle geliyorsun. Ama böyle değil… doğru ya, sen süper güçlüydün. Öyle değil mi?”
Omzunu silkti.
“O zaman bir bacağın kırıkken bile sorun yaşamazsın.”

Askerlerden biri tüm gücüyle Taehyung’un bacağına sert bir tekme savurdu.
Kemik çatırtıyla kırıldı.
Taehyung sendeleyip dizlerinin üzerine düştü.
Adamlar onu sürükleyerek kanyondan uzaklaştırdılar.
Lotus Koyu’nda ise her şey her zamanki gibiydi.
Eğlenceler, yarışmalar… Genç öğrenciler ok atışları yapıyor, bulutlara kadar yükselen uçurtmayı vurmaya çalışıyordu.
Jungkook ve Hoseok gençleri izliyordu.
Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu, ama ikisi de yaklaşan zorlukların farkındaydı.
Hoseok eline bir ok aldı, yayı gerdi.
Gözlerini uçurtmaya kilitledi, nefesini tuttu… ve bıraktı.
Ok hedefe yaklaştı—ama sadece sıyırıp geçti.
Jungkook hafifçe gülümsedi.
Jk: Kıl payı.
Hs: Vurabilir misin?
Jk: Şüphen olmasın.
Jungkook bir ok daha aldı, yayı gerdi ve tereddütsüz bıraktı.
Ok, uçurtmanın tam ortasına saplandı. Uçurtma hızla aşağı süzüldü.
Jk: Ben hiç ıskalamam.
Genç öğrenciler sevinçle zıplarken Jungkook eliyle onları susturdu.
İçlerinden biri heyecanla bağırdı:
—Demiştim! Jungkook ağabey çok yetenekli! Wen klanına gitse bile onlara dersini verir!
Bir diğeri hemen atıldı:
—Jung klanına zorbalığın olmadığını göster, Jungkook ağabey!
Hoseok gökyüzüne bakıyordu. Sesi sakindi.
Hs: Peki ya güneş?
Jk: Hmm?
Hs: Güneş… O kadar kolay vurulmaz, değil mi?
Jungkook hafifçe başını eğdi.
Jk: Bilemezsin. İmkânsız dediğin şey… sadece başkalarının korkusudur.
Hs: Onu vurabilir misin?
Jungkook göz ucuyla ona baktı.
Jk: Biz yan yanayken… imkânsız diye bir şey yok, kardeşim.
•••
Wen klanında ise kızıl ateş harlanıyordu.
Wen Eunwoo öfkesinden delirmiş gibiydi.
Kara ve kızıl süslemelerle dolu sarayında öfke dalga dalga yayılıyordu.
Köşede, sessizce onu izleyen Jennie vardı.
Eunwoo, bir askere işkence ediyordu.
Adam çaresizlikle yalvardı:
—Efendim… lütfen… canımı bağışlayın…
Jennie dayanamadı, bir adım öne çıktı.
Wjn: Efendim, dur—
Eunwoo elini kaldırdı.
Tek bir hareketle onu susturdu.
Bir anda hayalet kuklalar ortaya çıktı.
Askerin etrafını sardılar… ve onu parçalamaya başladılar.
Jennie’nin gözleri korkuyla açıldı.
Bir şey yapmak istiyordu—ama yapamazdı.
Kardeşi için… susmak zorundaydı.
Adam, gözlerinin önünde can verdi.
Jennie’nin içini tek bir korku sardı:
Sıradaki biz olabiliriz.
Eunwoo yavaşça ona döndü.
We: Eee, Jennie… hayalet kuklalarım hakkında ne düşünüyorsun?
Jennie cevap vermedi.
Korkusunu saklamaya çalışıyordu.
We: Ne oldu? Korktun mu?
Hayalet kuklalar bu kez Jennie’nin etrafını sardı.
Ona dokunmadılar… sadece beklediler.
Jennie diz çöktü, ellerini kenetledi.
Wjn: Beni affedin, efendim… görevimi yerine getiremedim.
Cezalandırılmayı hak ediyorum.
Eunwoo’nun dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.
We: Madem suçunu kabul ettin…
O zaman… öldürün.
Jennie başını eğdi, sesi titriyordu ama kararlıydı.
Wjn: Suçluyum… ama beni ve kardeşimi büyüttüğünüz için size minnettarım.
Bir sonraki görevimi kusursuz yerine getireceğimden şüpheniz olmasın.
Bir anda görünmez bir güç boğazını sıktı.
Jennie havaya kaldırıldı.
Nefes almakta zorlanıyordu.
Eunwoo ona yaklaşarak fısıldadı:
We: Bunu anlaman iyi oldu.
Gözleri karardı.
We: Şimdi… bana Agapangu yap.
Sesi daha da sertleşti:
We: Karanlık demiri birleştirmek için… enerjiye ihtiyacım var.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Apr 20 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

DARK WHISPER- TAEKOOK Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin