Jimin, divana destursuzca girdi. Elinden hiç düşmeyen yelpazesini abisinin masasına sertçe bıraktı ve konuşmaya başladı:
"Abi, neler oldu? Neden Jin'i kovdun? O yıllardır bize baktı. Şimdi neden gidiyor?"
Hoseok hemen araya girdi:
"Efendi, Jin'i çok iyi tanımıyorum ama takdire şayan bir emeği var. Onu neden kovdunuz?"
Abisi sert bir tavırla cevap verdi:
"Park Jimin, bu ne hadsizlik? Odama destursuz nasıl girersin? Saygı kurallarını unuttun mu?"
Jimin, eğilerek saygısını gösterdi ve özür diledi:
"Özür dilerim abi, ama gerçekten çok, çok endişeliyim. Lütfen kusura bakma."
Abisi soğuk ve kararlı bir sesle konuştu:
"Bir daha asla o alçaktan bahsetme bana.
Jimin, abisiyle yaptığı kısa ve gergin konuşmanın ardından derin bir üzüntüyle masaya oturdu. Odanın havası ağır, sessizlik gergin bir ip gibi gerilmişti. Ayakta duran Jungkook ve Hoseok'a bakan Kızıl Kılıç Ustası, sert bakışlarını onlara çevirdi.
Pj: Efendi Jung, Efendi Jeon... Şimdi ne planlıyorsunuz?
Jungkook bir adım öne çıkarak dimdik konuştu.
Jk: Wen Chao, Kim Klanı'na gidiyor. Taehyung tehlikede... Onun yanında olmalı-
Hoseok, kaşlarını çatarak araya girdi.
Hs: Jungkook... Chao, sadece Kim Klanı'na gitmedi. Her klana asker gönderiyorlar. Kim bilir Lotus Koyu'na kim gitti?
Jungkook'un gözleri kararlı bir şekilde parladı.
Jk: Doğru... O zaman vakit kaybedemeyiz. Hemen ailemizin yanına, Lotus Koyu'na gitmemiz lazım.
Kılıç Ustası, dimdik durarak, sesi meydanı dolduran bir yankı gibi yükseldi:
"Wen Klanı dişlerini gösterdi. Sizler de Lotus Koyu'na dönüp ailelerinize sahip çıkmalısınız."
Sözlerin ağırlığı havada asılı kaldı. Jungkook ve Hoseok, göz göze geldiler. İkisi de aynı şeyi düşünüyordu: Ailelerimiz...
Zaman kaybetmeden yola çıktılar. Atların nalları taş yolda yankılanırken, yüzlerine vuran rüzgar hem acelelerini hem de içlerindeki endişeyi daha da büyütüyordu.
Kısa bir at yolculuğunun ardından, Lotus Koyu'na giden iskeleye vardılar. Burası başka hiçbir yere benzemezdi; koca bir göl, üzerinde yeni açmış, pembe ve beyaz lotus çiçekleri süzülüyordu. Koyda ulaşım teknelerle sağlanırdı. Küreklerin suya her dalışında gölde halkalar oluşuyor, gökyüzündeki bulutlar bu halkalara yansıyordu.
Şehirlerine yaklaştıklarında, manzara ilk bakışta huzurluydu: Çocukların neşeli sesleri, kadın ve erkeklerin göle lotus çiçekleri bırakmaları, renkli bir gökyüzü, temiz gölün üzerinde süzülen kuşlar...
Fakat bu huzurun ardında, görünmeyen bir fırtına gizleniyordu.
Jungkook ve Hoseok, küçük bir teknenin üzerinde Lotus Koyu'na doğru süzülüyordu. Gölde açmış binlerce lotus çiçeği, suyun yüzeyinde sessizce dalgalanıyor, rüzgârla birlikte hoş bir koku yayıyordu. Tekne kıyıya yanaştığında, halk sevinç ve heyecanla genç efendilerini karşıladı.
Jungkook, halkına sıcak bir gülümsemeyle karşılık verirken, Hoseok'un gözlerinde gizlenmiş endişe okunuyordu. İçindeki kaygıyı saklamak için pazarcı bir adamın yanına yaklaştı.
Jk: "Amca, nasılsın? İşler nasıl gidiyor?"
Pazarcı: "Çok şükür genç efendi Jungkook... Size bir torba lotus çekirdeği hediye etmek isterim."
Adam, torbayı saygıyla Jungkook'un eline tutuşturdu. Hoseok, dikkatle torbaya bakarken, Jungkook tekrar söze girdi:
Jk: "Amca, son zamanlarda koyda olağan dışı bir şeyler oldu mu?"
Pazarcı: "Pek bir şey olmadı efendim... Ama göze çarpan yeni yüzler var."
Hoseok'un kaşları çatıldı, sabırsızca fısıldadı:
Hs: "Gidelim Jungkook."
Jungkook, adamın karşısında saygıyla eğildi.
Jk: "Teşekkürler amca. Bir gün çaya bekleriz."
İkili vakit kaybetmeden klana yöneldi. Büyük kapının üzerinde işlenmiş kocaman bir lotus çiçeği deseni vardı. Kapılar açıldığında, kılıç talim yerinde askerlerin çelik sesleri yankılanıyordu. Askerler, genç efendilerini görünce sevinçle karşılık verdi.
O sırada evin hizmetçisi koşarak geldi, sevinçle bağırıyordu:
Hizmetçi: "Genç efendiler geldi! Genç efendiler geldi!"
Ardından hızla koşarak ortadan kayboldu.
Lotus gölünün kıyısındaki bir odada, ince parmaklar tuvalin üzerinde geziniyordu. Fırça, beyaz tuvalde yeni açmış bir lotus çiçeğini işliyordu. Kahverengi saçlarının arasından düşen birkaç tutam, beyaz tenli genç kızın yüzünü çerçeveliyordu. Sessizliğiyle adeta huzurun simgesiydi.
Bir anda kapı çalındı, hizmetçinin sesi odayı doldurdu:
Hizmetçi: "Küçük hanım! Genç efendiler geldi!"Jisoo'nun gözleri parladı. Jung Jisoo... ağırbaşlı, olgun ama güzelliğiyle zarif bir çiçek gibi olan genç kız, heyecanla yerinden kalktı. Sadece birkaç aydır ayrı olmalarına rağmen, kardeşlerini görmediği her gün ona yıllar gibi gelmişti. İçinde biriken özlemle koridora fırladı.
Kalbi hızla çarparken ayak sesleri taş duvarlarda yankılandı. Ve sonunda, gözleri kardeşlerini gördüğü an parladı; Jisoo, durmaya fırsat bulamadan Jungkook'un boynuna atıldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DARK WHISPER- TAEKOOK
Fiksi PenggemarJungkook son kez, kalbinin en derininde taşıdığı aşkın sahibine baktı. Gözleri Taehyung'un gözlerinde kaybolurken dudakları titredi, sesi boğazında düğümlendi. Jk: "Söz veriyorum Taehyung... Ne olursa olsun, 16 yıl sonra senin için geri döneceğim. Y...
