Öğrenciler çoktan Lee ailesinin görkemli konağına girmişti. Avluda, göğe yükselen taş kolonların gölgesinde sessizlik hâkimdi. Fakat Jungkook hâlâ dışarıdaydı. Adımlarını ağır ağır sürüklüyor, alnına düşen saçlarının arasından karışık düşüncelerine gömülüyordu.
Jk (içinden): “Ahhh! Delireceğim… Her şey içimde düğüm olmuşken nasıl normal davranabilirim ki?”
O sırada zihninde Hoseok’un sesi yankılandı.
Hs: “Deli misin sen? Bu umursamaz hareketlerin ailemin şerefini kirletiyor!”
Jungkook derin bir nefes aldı, acı bir gülümseme belirdi dudaklarında.
Jk: “Demek kendim gibi davransam yetiyor… Hoseok, sen hep deli olduğumu söylerdin. Şimdi neredesin? Neden yanımda değilsin?”
---
Avlunun içinde ise farklı bir sahne yaşanıyordu. Yoongi, Song ve diğer öğrenciler diz çökmüş, önlerindeki sıcak çayı sessizce yudumluyordu. Tam karşılarında oturan Bayan Lee, zarif bir maskeyle süslenmiş yüzünde yapay bir gülümseme taşıyor, sesi ise yapmacık bir nezaketle doluydu.
Lyj: “Ölümsüz ustalar… Evimizi kötü ruhlardan arındırmaya geldiğiniz için sonsuz minnettarız. Kim klanı erdemli, cesur ve onurlu… Sizleri görmekle bunun ne kadar doğru olduğunu anladım.”
Sözleri yağ gibi akıyor, fakat gözlerinde sinsiliğin gölgeleri dolaşıyordu.
O sırada, avlunun gerisinde, kalın perdelerin ardında bir gölge belirdi. Yüzünde maskesiyle saklanan Jungkook’tu bu. Kalabalığı sessizce izliyordu, gözleri bir tek kişiyi arıyordu: Taehyung.
Lyj konuşmaya devam ediyordu:
“Lee ailesi sıradan insanlar değildir. Bizim de ölümsüz ustalarla bağlarımız var. Bir gencimiz zamanında ölümsüz bir ustadan ders aldı. Eğer siz birkaç gün daha burada kalırsanız—”
Ansızın, gürültülü bir kahkaha avluyu doldurdu.
Jk: “Hey! Ben geldim!”
Herkesin bakışları bir anda o yöne çevrildi. Jungkook, kalabalığın arasına kendinden emin, hatta biraz da çılgınca bir gülümsemeyle girdi.
Jk: “O ölümsüz ustadan ders alan genç… Ben değil miyim?”
Bayan Lee’nin yüzündeki sahte tebessüm bir anlığına dondu. Yanındaki nedimeye dişlerinin arasından fısıldadı:
Lyj (kısık sesle): “Kim bunun içeri girmesine izin verdi? Hemen çıkarın şunu!”
Bay Lee sert bir sesle bağırdı:
Lmy: “Jungyoo! Dışarı!”
Fakat Jungkook aniden yere kapaklandı. Küçük bir çocuk gibi mızmızlanıyor, ellerini yumruk yapıp yere vuruyordu.
Jk: “Gitmeyeceğim! Gitmiyorum, gitmiyorum, gitmiyorum!”
Kalabalık kahkahalara boğuldu.
– “Ne kadar utanç verici…”
– “Gerçekten aklını kaybetmiş…”
Kuzeni Lee So Jun öfkeyle ayağa kalktı. Birkaç adımda Jungkook’un yanına varıp bileğini sertçe kavradı.
Lsj: “Kalk ayağa! Defol buradan!”
Jk (bağırarak): “Hayır, hayır, hayır!”
So Jun’un yüzü kızarmış, sabrı taşmıştı.
Lsj: “Taşkınlık yapmayı bırak! Defol!”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DARK WHISPER- TAEKOOK
Fiksi PenggemarJungkook son kez, kalbinin en derininde taşıdığı aşkın sahibine baktı. Gözleri Taehyung'un gözlerinde kaybolurken dudakları titredi, sesi boğazında düğümlendi. Jk: "Söz veriyorum Taehyung... Ne olursa olsun, 16 yıl sonra senin için geri döneceğim. Y...
