Beliz Altınay'dan
Yeni odamdaki yatağıma yatmış olacakları düşünüyordum. Sonunda Amerika'daydım. Hala bir rüya gibi gelse de bunu başarmıştım. Yerimden kalkıp pencerenin yanına gittim. "Sonunda ait olduğum yerdeyim."
Gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Çocukluğum, gençliğim, tüm ömrüm bu şehrin hayaliyle geçmişti. Hep beni çağırmıştı sanki burası. Belki de gerçekten söylenenler doğruydu. Belki de gerçekten beni kendine çeken bu şehirde beni bekleyen bir hikaye vardı.
Son kez camdan dışarı baktım. Sokak lambaları ile ay ışığı; binaları, sokakları ve hiç tanımadığım insanları aydınlatıyordu. Her pencerenin ardında başka bir hikaye, başka bir hayat vardı. Bense bu hayatların içinde kendime yer edinmeye çalışıyordum.
Yavaş yavaş yurttakilerle tanışmaya başlamıştım. Kaldığım yerde odalar tek kişilikti. Bina ise kız erkek karışıktı. Yemekhanede veya koridorlarda bazı arkadaşlarımla karşılaştıkça sohbet etmiştim.
Henüz bir Türk'e rastlamamıştım. Sadece annem sürekli buradaki bir tanıdığımızdan bahsediyordu. Kadının ismi Damla'ydı. Kendisi Türk olsa da bir Amerikalı ile evlenince buraya yerleşmişti. Annemle Amerika uçuşlarının birinde tanışmışlardı ve sonrasında tatillerde bir araya gelmişlerdi.
Ben onu ve eşini hiç görmesem de annemler sürekli ne kadar iyi insanlar olduklarından bahsediyorlardı. Kadın Washington D.C.'ye geldiğimi öğrenince çok sevinmiş. Mutlaka onlara da gitmemi söylemiş. Artık o kadar merak etmiştim ki kesinlikle gidip görmem gerekiyordu.
Biraz daha sokağı izledikten sonra perdeyi kapatıp yeniden yatağıma döndüm. Yarın okuldaki ilk günümdü. Ve bugün; yarın uluslararası ilişkiler öğrencilerine özel bir konferans olacağını söyleyen bir mail gelmişti. Acaba ne konferansıydı ki bu ? Kim konuşma yapacaktı ? Benim her şeye bu kadar heyecanlanmam normal miydi ?
Tüm bu soruların cevaplarını ancak yarın alabilirdim. Bu yüzden uyuyamayacağımı bilsem de ışığı kapattım. Yarın yeni hayatımın ilk günü olacaktı.
Albert Luke Henderson'dan
Yine sabah gün ağarmadan uyandım. Erken uyanmayı seviyordum. Zaten uykuyla da çok aram yoktu. Uykuda geçen vakit boşa geçmiş gibi hissediyordum. Bu yüzden bu süreyi oldukça kısa tutarak günün tüm verimini alıyordum. Ayılma kahvemi içtikten sonra sabah antrenmanımı yaptım. Sonra da hızlı bir duş alıp giyinme odama geçtim.
Sabahları yaptığım her şey bana yaşadığımı hissettiriyordu.
Takımıma karar verip giydikten sonra seri bir şekilde kravatımı da bağlayıp kahvaltıya indim. Hazırlanan listeyle birebir uyumlu olan masaya ufak bir göz attıktan sonra yemeğe başladım. Yemeğim konusunda fazla takıntılıydım ve eğer beğenmezsem hiç iyi şeyler olmayacağının yanımdaki çalışanlar da farkındaydı.
Bir yandan da tabletimden günlük planımı kontrol ediyordum. Bugün Georgetown ile söyleşimiz vardı. Bir an evvel bitmesini istiyordum. Bir grup meraklı yeni yetişkinin arasında bulunma fikrini pek beğenmemiştim.
Kahvaltımı hızlıca yaptıktan sonra evden çıkıp şirkete geçtim. Söyleşi saati gelene kadar biraz çalışmalıydım. Hayatım iş ve ev arasında resmen kaybolmuştu. Sabah uyanıp şirkete gidiyor, akşamüstü eve geçip biraz dinlendikten sonra Noctis'in işleri ve toplantılarıyla meşgul oluyordum.
Biz milyarderler sıkıcı insanlardık. Ama ben daha da sıkıcıydım. Hayattaki tek odak noktam kazanmaktı. Neyi olduğu fark etmeksizin kazanmak.
Ben şirketin imza işleriyle ilgilenirken kapı çaldı ve büyük kardeşim Richard içeri girdi. "Bazen bir robot olduğunu düşünüyorum." oldu ilk cümlesi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AŞKIN TAHTI(+18)
Literatura FemininaGüç ve sırlarla inşa edilmiş bir imparatorluk... Ve o imparatorluğun en karanlık köşesine yanlışlıkla dokunan bir kadın. Albert Luke Henderson, sıradan bir zengin değil. O, dünyayı perde arkasında yöneten adam. Düşmanlarını tek bakışıyla yıkan, sırl...
