İKİNCİ KISIM: YAS
ÖZGÜ
Caner'in arabası kapımızın önünde durduğunda çoktan dışarı çıkmıştım. Kasım ayının sonuna geldiğimizde artık motorlarımıza bir süreliğine veda etme vaktimiz de gelmişti. Özellikle de şu anda olduğu gibi gece yarısı dışarı çıkmak zorunda kalmışsak.
Arabaya bindiğimde her zamanki gibi selamlaştık. Sevgililere ait bir ritüel gibi; önce iki yanağa, sonra dudağa bir öpücük...
Araba hareket ettiğinde, "Ne durumda?" diye sordum.
Sıkıntıyla iç çekti. "Bu sefer durum ciddi. Pencereler, cam büfe, dolap... Hepsi aşağı inmiş. Kırılan sandalyeleri ve şişeleri zaten artık saymıyorum."
"En azından Deniz'e bir şey olmamış," desem de bunun her zaman böyle gitmeyeceğini biliyordum.
Caner'in kaşları çatıldı. O hiçbir zaman bağırıp çağıran biri olmadığı için öfkesini yalnızca mimiklerinden anlayabiliyordunuz.
"Her zaman böyle olmaz," dedi kaşları çatılı vaziyette. "Evet bayağı iri yarı, kavga anında birkaç kişiyi kolaylıkla indirebiliyor ama herkes bilek gücüne güvenmiyor ki." Deniz'e oldukça kızmış görünüyordu ama bu kızgınlığının altında yatan şey korkuydu esasında. "Hem son zamanlarda çok kilo verdi, eskisi gibi değil," derken sesindeki kızgınlığın yerini endişe almıştı. "Bir gün sıkacaklar Özgü. Bir gün dayak yemeği kendine yediremeyen biri gelip sıkacak ve pisi pisine ölüp gidecek. Türkiye'de yaşıyoruz, burada insanlar birbirini bakışını beğenmediği için öldürüyor."
Ne hissettiğini anlıyordum çünkü ben de aynı korkuyu yaşıyordum. Aklımdan geçenlerin ağırlığı ile bakışlarımı oynadığım parmaklarıma çevirdim.
"Deniz de biliyor bunu ama umursamıyor." Sesim gittikçe güçsüzleşirken ekledim: "Sanki bunu istiyor gibi. Beni esas korkutan şey bu."
Başını çaresizce iki yana salladı. "Kazadan sonra kendine gelemedi. O günden sonra bir daha eski Deniz olamadı ama son aylarda her şey daha da kötüleşti sanki."
O kaza yaşanmasaydı Deniz çok büyük bir basketbol yıldızı olacaktı... Ama bir kaza yaşanmıştı ve tüm kariyeri başlamadan bitmişti. O kaza ile biten tek şey kariyeri değildi, hayatı da bitmişti. Bizimle üniversiteye gelmeye ikna edememiştik onu. Hayatına devam etmeye, başka bir hayal sahibi olmaya, belki koçluk için eğitim almaya ikna edememiştik. Burada alkolik babası ile birlikte sıkışıp kalmıştı.
"Onu bizimle üniversiteye gelmeye ikna etmeliydik," derken gözlerime tırmanan yaşlar boğazımı tırmalayıp sesimi çatallaştırdı. Gözlerimi kırpmamla birlikte birer birer döküldüler. "Onu burada tek başına bırakıp gittik Caner." Sesim daha da kısılırken ekledim: "O gece iskeleden kendini atacaktı. Son anda gidip onu tutmasaydın kendini öldürecekti. Ve biz onu sadece 4 ay sonra bırakıp gittik. Nasıl yaptık aklım almıyor."
Caner elimi tutup dudaklarına götürdü. "Geri döndük. Artık buradayız," derken onun da sesi çatlamıştı ama belli etmemeye çalıştı. "O okul hayatımız boyunca beni hep korudu. Şimdi sıra bende."
Diğer elimin tersiyle gözlerimi sildim. "Evet geri döndük ama seneler sonra... Onu ikna etmeliydik. Biz çok kötü arkadaşlarız Caner. Nasıl böyle bir şey yaptık bilmiyorum."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Defne ile Deniz | Askıda. Sonbaharda Devam Edecek.
RomansaHiç işlenmemiş bir cinayeti nasıl çözersiniz? 🌿🌊 Bazı aşklar ölümle sınanırmış. Ve bazı âşıkları ölüm bile ayıramazmış. 🌙
