Taslakta hazır durduğunu unuttum :D
***
Kimileri hayatının değiştiğini hissettiğini söyler. Kimileri ise bu gerçeklikle bir anda karşılaşır. Bu değişim bir insanın çevresinde olabileceği gibi içinde de olabilir. Çok güçlü hissettirip en güçlü kişiyi bile yıkabilir. İnsanın aklı şaşar, kalbi karışır, bedeni kararsız kalır. Yeni bir benliğe bürünür bütün varlık. Artık yeni bir amaç vardır ortada. Kimileri de bu amacı yerine getirmeyi bir savaşa dönüştürür.
Hongjoong üniversitenin oryantasyon haftasının üçüncü gününde sahnede gördü onu ilk kez. Müziği bir ilahiye çeviren hareketleri, etrafındakileri birer artığa dönüştüren bedeni, şarkının sözlerini fısıldayan gözleri... Hongjoong o saniye yeni bir kişiye dönüştü. Kazanması gereken bir ödüle bakan hırslı bir adama.
Bütün gün gözlerini alamadı ondan. Birkaç metre geriden takip etti hep. Arkadaşları ile gülüşmesini kıskandı. Her yeni tanıştığı kişiyi aklına not etti. Konuştuğu her saniye sesini hapsetti zihnine. Merak edip yediği, beğendiği, beğenmediği her yemeğe baktı. Hangi fakültede olduğunu öğrenmek için, adını duymak için peşinden ayrılmadı. Adını öğrendi. Park Seonghwa. Ama gidip kendi adını söylemedi ona. Gidip tanışmadı da onunla.
Sadece elindeki telefona kaydetti her şeyi.
Hava karardığında hala peşindeydi. Kendisinin bile anlamadığı bir nedenle takip ediyordu. Yurda geldiğinde kilit olmayan kapıdan içeri girdi. Kimsenin olmaması şansınaydı. Onun adımlarına karar veren neydi bilmiyordu ama sorgulamıyordu artık. Banyodan ses geldiğinde aralık kapıdan baktı sadece. Nefesi heyecanla kesildiğinde ne yaptığını anladı ve hemen kaçtı oradan.
Gece uyumadı. Yaptıklarını düşündü. Elindeki telefonun galerisindeki resimlere, videolara bakmadı. Neye dönüştüğünü anlamadan sadece yatağında oturdu. Birçok kez 'ne yaptım ben?' dedi. Ama bedenindeki bu yeni his onu pişman hissettirmiyordu. Sadece... içini kemiriyordu.
Sabah kendi fakültesindeki derslere girdi. Kafasının dağılması gerekiyordu. En yakın arkadaşı ile aynı okulda olduğu için daha kolay adapte olacağını sanıyorken aklındaki tek bir kişi yüzünden kimseyle konuşmuyordu. Bunu mantığına oturtamayan bir tarafı vardı. Ne zaman uyansa silkelenip kendisine geliyordu.
Sınıftaki birkaç kişiyle ufak sohbetler yaptı. Yalnız kaldığı birkaç dakikada yeni uyanan tarafı onu hemen ele geçirmişti. Telefonundaki resimlere bakıyordu. Yutkunup kendi dudaklarını ısırdığında nerede olduğunu hatırladı. Telefonu indirip kahve almaya gitti hemen. Onun orada olacağını bilseydi yine gider miydi?
Giderdi.
Aralarında bir kişi varken onunla bekledi sırada. Gözlerini bir an ayırmadı ondan. Dışarıdan gören biri anlayabilirdi belki ama o bunu düşünmemişti bile. Yanındaki oğlana gülerek bir şey anlatıyordu güzel oğlan ve Hongjoong pek umursamıyordu yakalanmayı. O, arkadaşı ile kahvesini alıp giderken Hongjoong sıradan çıkıp peşine takılmak istedi ama yapmadı. Bu kadarının fazla dikkat çekeceğini düşündü. Kendi kahvesini aldı ve sınıfa geri döndü.
Sonraki gün ise artık kendi tırnaklarını ısırıyordu.
Oğlanı görme arzusu bedenine yük gibi binmişti. Ama o bugün okulda bile değildi. Kamera almak için alışveriş merkezine gitmişti. Eski kamerası dersler için yeterli olsaydı gitmezdi ve onu görebilirdi. Kamerayı alırken nereden aklına estiğini bilmediği bir fikirle uzağı çekebilmek için daha fazla parçası olan bir tane aldı. Bütün parasını vermişti ama umurunda olmadı. Bugün dersi de yoktu ama yine de okula gitti. Onu görmek için.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
CAMERA FLASH
FanfictionModern Sanat öğrencisi olan Park Seonghwa sevgilisiyle sıkıntılar yaşadığı dönemde izlendiğini hissetmeye başlar. Kendisinin bile bilmediği bir yanının ortaya çıkacağını hiç düşünmez. *** "Seonghwa~" Gözleri parlayarak izledi onu. Nasıl da güzeld...
