BAŞKA BİRİ

352 37 121
                                        

Seonghwa ıslak saçlarını alnından uzağa itti. Bedeni yorgundu ama kendisini çok iyi hissediyordu. İçinde oturduğu küvette başını kenara yasladı. Ayaklarını suyun içinden çıkarıp onları da kenara yasladı. Başını çevirip kameranın saklı olduğu dolaba baktı.

Genişçe gülümseyip kameraya öpücük attı.

Hongjoong banyodaki ve odadaki kameraların yerini söylediğinden beri her girdiğinde oraya bakar olmuştu. Bazen okul yüzünden onu göremediği günler oluyordu, banyoda ya da odada oturup kameraya doğru konuşurdu.

Banyodaki kamera dolap kapağının tokmağıydı. Onu oraya saklamak için çok uğraşmış olmalıydı. Odadaki kamera ise onun yatağının üstündeki lambadaydı. Bazı geceler yalnız hissettiğinde acısını sevgilisinden çıkarıyordu.

Sevgili sapığı da aynı gece önce camının altında sigarasını içerdi. Sonraysa Hongjoong onun canını çıkarıyordu.

Başını yana çevirdi. "Hala şehirde değil misin? Bugün ne vardı? Ah! Saha gezisi demiştin." Ayak parmaklarını oynattı. Sevgilisi okulun eğitimleri yüzünden onu izleyemese de dinliyordu. Sürekli dinliyordu.  Onlar bir grup öğrenci ile kırsala çekim yapmaya gitmişlerdi ve ne yazık ki yatılı bir geziydi. "Ne kadar uzaktasın? Ne zaman gelirsin? Dün de çok işin vardı- sana söylemeyi unuttum!" Hwa elini kaldırıp tezgahı gösterdi. "Telefonu suya düşürdüm, bozuldu. Ararsan ulaşamazsın."

Ona başka ne anlatabileceğini düşündü. Dersini bozmadan böyle sohbet etmek istiyordu. "San hala seni arıyor." Dedi gülerek. "Uzun süre dikkat çekmedin diye gittin sandılar ama gitmeden odama girmişsin sanırım, pantolonumu almışsın. Jongho dağılmış dolabı görünce anladılar." Kameraya sinirli bir bakış attı. "İstesen veririm ama illa kendin alacaksın."

Seonghwa biraz daha sohbet etti kamera ile. Sonraysa çıkıp kurulandı. Kremlerini sürüp giyindi. Saçlarını kurularken odaya geçti. Jongho yine yoktu. Arkadaşları ile içmeye gitmişti. Yatağa uzandı ve yorgun bir ses bıraktı.

"Agh! Her yerim ağrıyor!"

Saate kaydı gözü. Daha altıydı ama onun canı çıkmıştı Bay Seo yüzünden. Telefonu da olmadığı için sıkılıyordu. San muhtemelen Wooyoung ileydi. Yunho da Mingi ile. "Beni tek bıraktılar ya!"

Yan odadan bir şeylerin düşme sesleri geldiğinde irkildi. Yan oradakiler bir şeyi düşürmüş olmalıydı. Bedenini çevirdi, yastığına sarıldı. Uykusu vardı. "İyi geceler Joongie."

Seonghwa birkaç sese uyandı. Gözleri ilk saate kaydı. Gece iki. Başını çevirdi, banyonun kapısı açıktı ama ışıklar kapalıydı. Jongho gelmiş olmalıydı, Hongjoong'un gelmesi için daha iki gün vardı bildiği kadarıyla. "Jongho?" Diye seslendi.

Banyonun ışığı açıldı. Seonghwa yatakta gerinip ayılmaya çalıştı. "Yine çok mu içtin?" Banyonun ışığı geri kapandı. Jongho'un garip huyları vardı ama karanlıkta banyoda durmak? Ne yapıyordu ki karanlık banyoda? "Jongho?" Yataktan kalktı. Banyoya doğru giderken açık kapıdan bir siluet gördü.

Jongho değildi bu.

"Merhaba prenses."

Seonghwa anında geriye dönüp kapıya koştu. Odadan çıktığı gibi merdivenlere koştu. Arkasından geliyordu! Neden kimsenin kapısını çalmadığını bile bilmiyordu. Ana kapıyı itip kış soğuğuna ayakkabısız çıktı. Başını geriye çevirdiğinde onu takip eden adamı daha iyi gördü.

Yüzü balaklava ile kapalıydı, ellerinde bile eldiven vardı. Nereye kaçacağını bilmiyordu. Yurttan uzaklaşmıştı ve kampüste kimse kalmamıştı. Ayakları acımaya başlamıştı ama duramazdı. Bir binanın yanından döndüğünde biri onu karnından yakaladı.

CAMERA FLASHHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin