Yazardan
Afra ve Mert gece Marmaris 'ten dönmüştü . Afra'nın şoförü Yusuf gece genç aşıkları Mert'in evine sağ salim getirmişti. İkisi de yorgunluğun verdiği derin uykudaydı,birbirlerine sarılmış uyuyorlardı Mert, sırtüstü uzanmış, sağ kolunu Afra'nın başının altına sabitlemişti. Afra ise adeta dünyaya gözlerini kapatıp sadece Mert'in varlığına sığınmak ister gibi yan dönmüş, onun göğsüne iyice sokulmuştu.
Afra bir eliyle Mert'in tişörtünün yakasını hafifçe kavramıştı; sanki uykusunda bile onun uzaklaşmasından korkuyordu. Bacaklarını Mert'inkilere dolamış, saçları Mert'in boynuna ve çenesine dağılmıştı. Mert de sol elini Afra'nın beline sıkıca dolamış, onu gövdesine bastırmıştı. Uykunun en derin yerinde bile korumacı bir içgüdüyle genç kadını bırakmıyordu. Dudakları, Afra'nın saçlarının tepesine yakın bir yerde duruyordu; kokusunu içine çekerken uyuyakaldığı her halinden belliydi.
Sabahın ilk ışıkları, Boğaz'ın o kendine has serin esintisiyle birlikte odanın jaluzilerinden sızıp yatağın üzerine ince, altın sarısı bir çizgi halinde düştüğünde Mert gözlerini araladı. İstanbul'un o hareketli, gürültülü sabahı dışarıda yavaş yavaş başlarken, o göğsündeki tanıdık ve huzurlu ağırlıkla gülümsedi. Tatilin yorucu ama bir o kadar da büyülü geçen günlerinin ardından, İstanbul'daki kendi yatağında, ait olduğu kokuyla uyanmak askerde hissettiği tüm yorgunluğu tek bir saniyede silip süpürmüştü.
Mert, Afra'yı uyandırmamak için nefesini bile düzene sokmaya çalışarak öylece durdu. Sağ kolu uyuşmuştu ama bunu zerre umursamadı; kolunun üzerindeki o baş, onun dünyadaki en kıymetli varlığıydı
Bakışlarını aşağıya, göğsüne iyice sokulmuş olan kadına çevirdi. Afra, gece bıraktığı gibi, sanki aralarında milimlik bir mesafe açılsa her şey kaybolacakmış gibi sıkı sıkıya tutunuyordu ona. O minik el, hâlâ tişörtünün yakasını kavramış durumdaydı. Mert'in içi titredi. Dudaklarında istemsizce beliren sıcak gülümsemeyle, sol elini yavaşça Afra'nın belinden yukarı kaydırdı ve yüzüne dökülen darmadağınık saç tellerini parmak uçlarıyla narince geriye doğru taradı.
Afra'nın uykudaki yüzü o kadar masum, o kadar huzurluydu ki... Kirpikleri yanaklarına gölge düşürüyor, düzenli alıp verdiği nefesleri Mert'in çıplak boynuna çarpıyordu. Gece boyunca birbirine dolanmış bacakları, aralarındaki o kopmaz bağı kanıtlar gibiydi.
Mert, parmak boğumunu usulca Afra'nın pürüzsüz yanağında gezdirdi. Teninin sıcaklığı içini ısıtırken, onun bu her şeyden uzak, sadece kendisine sığınan halini dakikalarca, saatlerce izleyebilirdi. Marmaris dönüşü şehirde onları bekleyen o yoğun tempo, magazin fısıltıları, dışarıdaki o gürültülü dünya, kimin ne dediği ya da ne düşündüğü şu odanın kapısından içeri giremezdi.
"Güzelim..."
Mert'in sesi sabah boğukluğuyla o kadar kısık çıkmıştı ki, odadaki sessizlik bile bozulmadı.
Eğilip Afra'nın saçlarının arasına, tam tepe noktasına derin ve koklayarak bir öpücük kondurdu. O sırada Afra, teninde hissettiği bu sıcak dokunuşla hafifçe kıpırdandı. Dudaklarından belli belirsiz bir mırıltı döküldü, kaşları anlık olarak çatılır gibi oldu
Afra, göğsüne gömüldüğü sıcaklığın kokusunu iyice içine çekerek uykulu bir şekilde mırıldandı. Dudaklarından dökülen o anlamsız ama bir o kadar da tatlı mırıltı, odanın sessizliğinde yankılandı. Mert'in tişörtünün yakasını tutan parmakları hafifçe gevşedi, ardından sanki nerede olduğunu ve kimin yanında olduğunu doğrulamak ister gibi elini Mert'in göğsünde yukarı doğru kaydırıp omzuna yerleştirdi.
