Kendimi güç bela eve attığımda, yeminle belimden aşağısını hissetmiyordum. Sabah akşam böyle koşarsam bu kız yüzünden iki güne kalmaz spor müsabakalarına girecek kıvama gelirdim. Her neyse ben bunu iyice bir düşüneyim, belki bir iki madalya kaparım da avanaklığım bir işe yarar...
Eve girdiğimde annem temizliğe başlamıştı bile. Kendi işinin patronu olarak sıklıkla istediği zamanda işe gidip gelme gibi muazzam bir şansı vardı. Bu yüzden böyle zamanlarda erkenden gelip işlerini halledebiliyordu ve şaşırtıcı bir şekilde temizlik konusunda doğuştan gelen bir yeteneğe sahipti. Hiç açılmamış çekmecelerin hiç görünmeyen tozlarını bile görür, söylenmeden tıkır tıkır temizlerdi. Ne yaparsın işte yüce mevlam bir yerden alıyor bir yere veriyor. Benim güzel anama da bunu pay görmüş.
Üzerimi değiştirmek için artık önümdeki merdiven levelini geçmem gerekiyordu o kadar. Her gün okulda merdiven çıktığım yetmiyormuş gibi bir de evde çıkıyordum. Resmen merdivenlerin sonunda yatağım ödül gibi geliyordu. Koşmanın ardından bacaklarımda kalan son güçle yukarı çıkıp çantamı odamın köşesine fırlattım. Acele ile üzerimi değiştirip elimi yüzümü yıkamak için banyoya girdim. İşimi bitirip 'iki dakika şurada bir dinleneyim' demeden aşağı indim. Akşama anca pişerdi yemekler. Bugün ne kadar içimden benim özel spesiyalim olan kuru fasülye yanına da pilav yapmak geçse de şimdi, misafirlerin kim olduğundan pek emin olamadığımdan biraz daha havalı görünecek şeyler yapmaya karar verdim. Pesto soslu polenta yatağında pirzola, yanına schmandlı salatalık salatası ve niyokki yapmaya karar verdim. Maksat annem ne kadar da güzel yemek yapıyor densin. Yemek falan yapamaz ama şimdi zaten bize yeteri kadar rezil oluyor, bari misafirlere olmasın. Adlarını da afilli seçtim ki güya çok şey biliyor gibi görünsün yoksa hepsi beş dakikalık yemek. Tabii benim tarafımdan yapılırlarsa...
Mutfak dolabından babamın onuncu yaş şerefime aldığı bıçak takımını çıkardım. Bu bıçakları beni daha çok mutfağa yöneltmek, annemi de mutfaktan uzak tutmak için aldığından adım gibi eminim ama kanıtlayamam. Ne için alınmış olursa olsun adeta çocuklarım gibiydiler; hepsini işlevine göre özenle kullanır, kullandıktan sonra hepsini bir anne şefkatiyle temizler yerine kaldırırdım. Parmağımı bıçağın sırt kısmından aşağı doğru kaydırdım. Çeliğinin vermiş olduğu o özgüven duygusu, o pürüzsüzlük, o keskinlik... Anlatılamaz sadece yaşanır... Bıçaklarım ile ilişkim hakkında söyleyeceklerim bu kadar.
Her neyse yemek yapmaya dönelim.
Tüm yemeklerimin vazgeçilmezi olan soğanı çıkarıp hassasça dış kabuğunu soymaya başladım. O kırmızıdan altın sarısına kaçan rengin güzelliğiyle mest olurken yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu. Soğan ne güzel bir sebzeydi böyle! Her şeye yakışan olmadığında eksikliği hissedilen yegane sebze. Varlığı sanki tüm dünyaya armağancasına... Yapacağım yemek için elimdeki soğana görmesi gereken tüm saygıyı gösterip ince ince doğrarken bir kez daha soğan olmak istedim.
Soğan olmak şu dünyanın yoğun karmaşası içinde kendine hakiki bir yer edinmek gibi. Bazen kötü kokuyorsunuz, bazen midede ağrı yapıyorsunuz ama yine de insanlar sizden vazgeçemiyor. Bazıları sevmeyebiliyor ama onların yanında bile mutlaka seven birileri bulunuyor. Asla yalnız kalmıyor asla varlığınızdan şüphe duymuyorsunuz. Soğan tarlasında sıra dışı bir soğan olsanız, kimse sizi o tarladan atmaz; hiç bir soğan sizi dışlamaz yada sizinle dalga geçmez. Sizi o tarladan dışarı atacak kişi yine bir insan olur. Eğer çok güzel özellikleriniz varsa sizi diğerlerinden ayırıp sergileyecek olan yine bir insan olur. O yüzden sadece soğan olmak isterdim. İnsanların olmadığı bir köşede, özgür bir soğan olmak... Belki de sadece yuvarlanmak için soğan olmak istiyorumdur, bilmiyorum ama yine de tüm bunları görüp soğan olmak istememek zor gibi. Hiç bir insanın birbirine kötü davranmadığı, kısıtlamadığı bir ütopya gibi... İşte soğan olmanın nadide albenisi bu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Soğan Osman
MizahAdı Berkecan olmasına rağmen Osman olmayı tercih eden, yanında taşıdığı soğanın ona şans getirdiğine inanan gencin hikayesi... Arkadaşlarının taktığı lakapla Soğan Osman... Daha önce hiç aşık olmamış, adam akıllı kızlarla bile konuşmamış Osman; bi...