Merhaba arkadaşlar! Bu bölümde Çağlar'a sövmek serbest, hak etti. Bu arada bölümde bahsedilen hikayeyle ilgili kısa bir yazı yazdım sekiz sayfalık. Belki burada paylaşabilirim. Ayrıca gerçekten hayalimdeki Erem'e çok, çok benzeyen birini buldum fakat paylaşmayı düşünmüyorum. Herkes onu istediği gibi hayal etsin. Belki gelecek bölümde Nur karakterini ekleyebilirim oyuncular bölümüne. Son olarak, Rüya'nın ismini değiştirmek istiyorum. Artık açtığım her hikayede Rüya isimli birisi var ve bundan dolayı daha değişik bir isim bulunca değiştireceğim. Diğer bölümde değiştiririm muhtemelen. Her neyse, bu sefer çok uzattım. Herkese iyi okumalar!
Multimedya, bölümden bir kesit.
Çocuğa doğru ilerlemeye devam ettim. Çocuk ve ben hariç herkes çok tedirgindi. Yüzlerinin rengi çekilmişti resmen. Onları umursamadım. Zaten neden olduğunu biliyordum, neden bu kadar korkuyorlardı ki şimdi?
''Sana anlat dedim.'' Çocuk sinsice gülümsedi. Kaşlarımı çatarak ona doğru ilerlemeye devam ettim.
''Erem sen ne saçmalıyorsun?'' Neredeyse bana bağırarak konuşan Çağlar'a döndüm ve sinirle ona baktım. Neden durduruyordu ki şimdi beni?
''Kapa çeneni.'' Diye tısladım ona. Kaşlarını çatarak baktı bana. Ne yani? Bana iki üç kelime güzel şey söyledi diye onu hemen affedip, dediği her şeyi unutacak mıydım? Beni yeteri kadar tanıyamamıştı demek...
''Ne yapmaya çalışıyorsun? Özür de diledim işte! Daha ne yapmamı bekliyorsun? Çiçek mi getireyim, adını dağlara mı yazayım! Ben bunları daha Nur'uma bile yapmamışken sen neden kendini bu kadar önemsiyorsun acaba? Affetmiyorsan artık umurumda bile değil! Daha fazlasını yapmam!'' Duyduklarım kulaklarımı çınlatıp, yüzüme adeta bir tokat gibi inerken söylediklerini sindirmeyi bekledim. Ama olmadı. Gözlerim hafiften dolmuştu ama umursamadım. Zorla yutkundum ve olduğum yere çivilendim. İşte bu kadardı. Bu kadar devam ettirebiliyordu iyi rolünü. Bir anda konuyu buraya nasıl çektiğini umursamadım ve düşündüm. Ben onun için kimdim, neydim? Kendimi ne zannetmiştim ki? Onun için değerli olduğumu falan mı? Nur'uma demişti. Tabi ki sadece buna takılmamıştım. Dediklerini unutmaya çalışıyordum. Olmuyordu. Bir insan nasıl yapabilirdi bunu? Sana umut vermişken bir anda her şeyi verdiği gibi alabilirdi? Elbette ondan bu tür isteklerim yoktu, olmazdı da. Ama bana söylediği şeyler... Bir özürle geçmezdi. Bana özür dilediğini söylediği sırada, pişman olduğunu düşünmüştüm ama belli ki değilmiş ha? Umurunda bile değilmişim. Peki. Başka bir şey demek gelmiyordu içimden. Sadece, peki.
''Sakın, sakın gelip bana pişman olduğunu söyleyeyim deme! Sakın!'' İşaret parmağımı sallayarak, bağırarak, büyük bir kırgınlıkla ve sinirle konuşmuştum. Neredeyse ağlayacaktım. Neredeyse yıkılacaktım. Neredeyse, güvenecektim.
''Nur, bir daha bizi bir araya getirmeye çalışmazsan çok memnun olurum, gerçekten.'' Ne diyeceğini beklemeden hızla o çocuğun bana ne diyeceğini umursamadan hızlı adımlarla oradan ayrıldım. Onları arkamda bırakmıştım. Ayrılır ayrılmaz deli gibi ağlamaya başladım. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Kalbimi kırmamıştı, parçalara ayırmıştı. Oysa, anneannem bana 'kalbini sevgiyle yoğurup, merhametle doldurdum. Bu güzel kalbin acı çekmeyecek bir tanem. Mutlu olacaksın,'' derdi. Ah, anneanne... Bana her zaman hem annelik, hem babalık yapmıştı ve bundan bir gün şikâyet ettiğini görmemiş, duymamıştım. Aklıma bunlar gelince anne ve babama sinirleniyor, nefret etmek istiyordum. Ama sadece istiyordum. Malum, nefret edemediğimi biliyorsunuz.
Kalbim acıyor anne, neredesin? Herkesin annesi yanında, kızlarına tavsiyeler veriyor, saçlarını örüyor, okşuyor? Sana ihtiyacım olduğunda neredesin anne?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÇARESİZ
Подростковая литератураSırlar ve yalanlarla dolu bir hikaye? Bütün bu sırların ve yalanların arasında boğulmuş olan bir kız? Ve onu yalanlarla koruduğunu zanneden bir grup insan? Hayır, ona zarar veren insanlar. Bu, kendini tamamiy...