Merhabalar! Bu bölüm biraz geç geldi, bunun için özür dilerim ama diğer hikayeme yoğunlaşmıştım ve doğal olarak biraz aksadı. Bu arada bölüm içime sinmedi, sizi daha fazla bekletmemek için atıyorum. Bazı yerlerinde duyguyu tam veremediğimi düşünüyorum, düzeltecek zamanım olursa düzelteceğim. Son olarak bir şey daha ekleyeceğim. Eğer hikayede mantık hataları, cevaplanmamış sorular ya da karakterlerin dengesiz olmaları (?) hakkında düşünceleriniz olabilir ama hepsi hikayenin kurgusuyla ilgili. Zamanı gelince bütün sorular cevaplarını bulacak, merak etmeyin. Sizi daha fazla tutmayayım, herkese iyi okumalar!
Aklım karışıktı. Duygularım karışıktı. Hayatım karışıktı.
Kalbim kırıktı, ben kırıktım, Tunç kırıktı.
Nefes almak gitgide zorlaşıyor, her gün alıp verdiğim nefesin nasıl alıp verildiğini unutuyordum sanki. Kalbim sıkışıyor, işittiğim o kırıcı ve parçalayıcı laflar beni benden alıyorlardı sanki. O kadar kırık, o kadar paramparça hissediyordum ki kendimi. Boğazımda takılı kalmış kelimeler, hiç atamayacağım çığlıklar... Hepsi içimde takılı kalmışlardı. Yorgundum. İliklerime kadar hissettiğim acı, beni boğuyordu. Kişiliğim kenara çekilmiş, ne yaptığıma bakıp bakıp gülüyordu. Karakterimin ve kişiliğimin o kadar dışında hareket etmeye başlamıştım ki ben bile bazen kendimi tanıyamıyor, kendime oldukça hayret ediyordum. Kulaklarım duyduğu azarları hâlâ hazmedememişti. Dudaklarımdan çıkmak için bekleyen kelimeleri geri yutmuş, duymayı reddetmiştim bir süre. Beni azarlıyorlardı. Sırf dışarı çıkar çıkmaz başka bir yere yönelip, kafa dinlemek istediğim için. Numan'dan kurtulur kurtulmaz onları gördüğüm halde onların yanına gitmediğim için. Bu saçmaydı.
Kafa dinlemek istemiştim sadece. Beni boğacaklarını biliyordum. Nur'un abartacağını, Semih'in üstüme daha çok düşeceğini, Tunç'un beni daha çok kısıtlayacağını ve Çağlar'ın yine beni kıracağını biliyordum. Bunlardan kaçmak istemiştim sadece. Bunun için beni suçlayacaklar mıydı sahiden? Sadece haykırmak, dertlerimi gökyüzüne anlatmak istemiştim oysa. Tunç'un beni Çağlar'la bir daha yan yana bile getirmek istemeyeceğini biliyordum. Hakkı da vardı ama ben Çağlar'dan uzak durmak istemiyordum ki... Biliyorum, aptalım, hem de en büyük aptalım. Onun bana dediklerini unutmadım, yaptıklarını da... Ama ondan uzak durunca, korkuyordum. Kendimi güvende hissetmiyor, yine onu arıyordum. Tanıştığım her insanda onu arıyordum. Her şey sanki aklıma onu getiriyordu. Bu haksızlıktı. O beni umursamıyordu bile... Neden ona bu kadar değer veriyordum? Bir insan bir insana elbette değer verebilirdi ama onun bana yaptığı şeylerden sonra ona hâlâ ilk günkü gibi bağlı olmak... Gururuma yediremiyor, kendime çok kızıyordum. Ama demiştim ya, beyin kalbimize giden yolu tıkardı. Hatırlarsanız, ben saçmalayıp mutlu olmak istiyorum demiştim. Kalbimi dinleyecektim. Belki de Çağlar benden daha çok nefret edecekti. Belki de gururumu sonuna kadar çiğneyecektim. Belki de etrafımdaki herkesi kendimden soğutacaktım ama ondan uzak durmayacaktım daha fazla. Aramızda asla açıklayamayacağım bir şey vardı ve ben bunun ne olduğundan emin olmak istiyordum. Ona bu denli bağlı kalmamı sağlayan bu kuvvetli şeyin ne olduğunu bilmek... Belki öğrenirsem çözebilirdim her şeyi. Belki o zaman taşlar yerine otururdu. Belki o zaman mutlu olurdum.
Biliyorum, bana neler yaptığını, beni başından beri kandırıp, rol yaptığını. Beni umursamadığını, değer vermediğini. Ama kalbim de durmuyor, anlayın beni. Sadece emin olmalıyım. Sadece bu...
''Ya sana bir şey olsaydı! Bunu hiç mi düşünmüyorsun!'' Başımı önüme eğmiş, öğretmeninden azar işiten bir ilkokul çocuğu gibi yarım saattir bana bağıran Semih, Nur ve Tunç'a bakıyordum. Bakamıyordum aslında. Yarım saattir bana yaptıkları tek şey bağırmaktı. Herkesi anlardım ama Tunç? Onun beni anlaması gerekmez miydi? Bağırmak kolaydı, beni anlamaya çalışmışlar mıydı hiç? Böyle yapacaklarını biliyordum. O yüzden pişman değildim. Gerçi ne yapmıştım da pişman olacaktım? Yürürken kafama meteor düşmemişti, bir anda alev almamıştım, ya da yeryüzünden silinmemiştim. Sadece onları gördüğüm halde onları takmadan ters yöne gitmiş ve kafa dinlemiştim biraz. Bana sanki çok büyük ve kötü bir şey yapmışım gibi bakmalarını anlayamıyordum doğrusu. Yaptıkları tek şey beni boş yere üzmek ve kırmaktı. ''Gerçekten bunu yaparken amacın neydi senin! Daha yeni kurtulmuşsun ve yaptığın tek şey kaçmak! Bizi hiç mi düşünmüyorsun!'' Bana en çok bağıran kardeşime baktım... Tunç'a. Endişelenmesini anlıyordum. Ama o beni anlamıyordu. Sustum. Sadece sustum. Hiçbir şey demedim. Siniri geçince zaten pişman olacaktı ve gelip özür dileyecekti. Ben her ne kadar kırılsam da önemli değilmiş, sanki hiç kırılmamışım gibi davranacak ve onunla o anı yaşamamışız gibi yaşamaya devam edecektik. Hep böyle olurdu. Anneannemle de kavga ederken böyle oluyordu. Kavga bittikten sonra o anı sonsuza kadar kapatıyorduk ama ben o an ne zaman aklıma gelse yine bir o kadar kırılıyor ve üzülüyordum. Bu arada, anneannem bu hafta sonu gelecekti. Aldığım en iyi haber sanırım buydu. Baya olmuştu. Gerçi beni bu kadar uzun süreli Nur'la bir başıma bırakmamıştı. Onu anlamaya çalışıyordum, her zaman çalışıyor, bir yandan da bana bakıyordu. Dinlenmeye ihtiyacı vardı ama beni hiç aramamıştı. Ben aramıştım ve o zaman da kapatmak için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Sıkılmıştı sanırım. Herkes benden sıkılıyordu zaten. Alışmıştım. Onu suçlamaya da hakkım yoktu ya zaten, neyse.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÇARESİZ
Genç KurguSırlar ve yalanlarla dolu bir hikaye? Bütün bu sırların ve yalanların arasında boğulmuş olan bir kız? Ve onu yalanlarla koruduğunu zanneden bir grup insan? Hayır, ona zarar veren insanlar. Bu, kendini tamamiy...