Öylece durup bana bakıyor olması karşısında,ne yapacağımı bilemedim ayaklarım titreye titreye oturmak için ilerledim,nefesimi tutuyordum aynı zamanda. En sonunda nasıl yaptım bilmiyorum ama oturdum. Hangi ara oturduğumun farkında bile değildim ama buna da şükürdü,en azından rezil olmadan oturabilmiştim kafamı yerden kaldıramıyordum utancımdan mı heyecanımdan mı bilemiyordum. Sahi neydi beni böyle utandıran ve ben neden heyecanlanıyordum?Kendime sorduğum sorular karşısında ne cevap vereceğimi de bilmiyordum aynı zamanda. Aklıma,mantığın esmesini sağlayan pencerem de kapanmıştı artık. Kafamı kaldırınca,sadece benim duyabileceğim bir şekilde söylenen kelimelerin cümle oluşunu dinledim tek tek.
- Davranışların kendinle çelişiyor,Behrem.Dikkat et.
En son söylediği "Dikkat et" cümlesi çok tehditkârdı ya da ben öyle anlamıştım ama yaptığı vurgu ürpermeme sebep olmuştu. Ondan istemsizce korkuyordum,ürperiyordum ve kendimi ona ...
Kendime bile söylemeye utandığım;aklımın bir köşesinde, içi bu utandığım kelimeler ve cümlelerle dolu cüzdanın fermuarını acmıştım artık istemsizce ve sessizce döküldü dudaklarımdan. "Yakın hissediyorum" evet ona kendimi yakın hissediyordum nedenini bilmesem de bu böyleydi itiraf etmem zor olsa da örülen duvarları yıkmaya karar vermiştim artık. Kendimden kaçmayacaktım.
Sınıf yavaş yavaş dolmaya başlamştı ve tabiki ben,Bera'nın söylediklerini duymamazlıktan gelmiştim. Cevap veremezdim o kadar da degildi. Sınıfımız çoğunluk olarak erkeklerden oluşuyordu ve biz sınıfta sağ tarafa kızlar sol tarafa erkekler olarak otururduk,şuan arkama dönemiyordum ama Bera'nın bu tarafta komik durduğunu tahmin edebiliyordum. Hemen dikkat çekerdi emindim. Zaten hocamız da kim olduğunu soracaktı.
Dersin başlama saati gelmiş ve hatta geçmişti bile derse gelen giden olmamıştı ve sınıfın erkeklerinden "20 dakika geçti,kimse olmadığına göre ders yok gidelim artık" gibi birbirine benzer cümleler çıkmaya başlamıştı ve sınıf sorumlusu bendim fakat hareket işlevlerimi yitirmiştim.Arkamda Bera'nın olduğunu bilmem hareket etmemi engelliyordu en sonunda biri yanıma gelerek ters bir şekilde konuşmaya başladı
-Behrem,derse gelen giden yok farkında mısın ? Aşağıya inmeyi düşünüyor musun yoksa gidelim mi?Herkesin işi gücü var.
Kullandığı kelimelere sinirlendim,lakin sesimi yükseltmek bana yakışmazdı.Kapı tarafına bakarak sakin bir şekilde cevap verdim
- Özcan,kimsenin gelmediğini görebiliyorum. Buraya herkes ders var diye geldi bu amaçla geldiklerine göre kimsenin işi gücü olamaz. Müsaade edersen öğreneyim
Beni dikkatlice dinleyen Özcan'ın gülerek cevap vermesi şaşırtmıştı beni
-Çok fena bozdun beni. Estağfurullah müsaade sizin Behrem hanım buyurun
Özcan cümlesini bitirir bitirmez arka taraftan sıraya birisi vurdu ve tüm sınıf o tarafa baktı. Herkesin baktığı tarafı görünce kim olduğunu anlamam hiç zor olmadı, ona dönüp bakmama fırsat bırakmadan hızlı bir şekilde kapıdan çıktığını gördüm.Kapıyı öyle bir çarptı ki yerimden sıçradım ve herkesin bana bakması karşısında bocalasam da belli etmeden " Ders neden boşmuş ögreneyim en iyisi " deyip gülümsedim ve korka korka kapıya doğru ilerledim.
Koridora çıktığımda onu arıyordu gözlerim ama göremedim. Ben de merdivenlerden inerek hocaların olduğu kata ilerledim. Mehmet Ali hocanın kapısının önüne geldiğim zaman koridorun sonunda bir ses duydum ve o sesin kime ait olduğunu çok iyi biliyordum. Yavaş yavaş ilerlemeye başlayınca duyduklarım netleşti ve ben de ister istemez dinledim
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MÜPTELÂ
RomanceBana "ELHAMDULİLLAH"demeyi alıştıran da sen değil miydin ? Artık tevafuk diye nitelendirdiğin şeylerin öncesini de görmez misin,nereye attın ki çıkmıyor gün yüzüne ? - Nefsin için değil;ALLAH için sev beni. Edep ile sev hayâ ile sev. Kitap kapağı 1...
