SADECE BİR DAHA GİTME

102 13 9
                                    

ARMİN

Hani bazen bir boşluğun ortasında gibi hissedersiniz. Kocaman bir boşluk. Hiçbir şeyin anlamı yok ve çoğu şey de değersiz. Hayatımın son beş yılını böyle geçiriyorum işte. İyi ve güzel şeyler yaptığımı düşünsem de yine de çok hata yapmışım ve güzel olan şeyleri de kaybetmiş gibiyim. Amanda ile evlendiğim günü hayatımın en mutlu günü ilan etmiştim. Sarhoş gibi ordan oraya deli gibi savruluyor ve o ne derse ne isterse onu yapıyordum. O beni nasıl istiyorsa , kim olmamı istiyorsa ben o olmuştum. Hem ne olduğumun kim olduğumun ne önemi vardı ki? Onu herşeyden çok seviyordum . Aslında sevdiğimi sanıyormuşum bunu da üç yıl sonra fark ettim. Boşanırken 'çok medeni insanlar gibi(!)' davranmıştık ama ondan kurtulsam da aptallığımdan bir türlü kurtulamıyordum. Nasıl bu kadar kör olabilmiştim? Hayır bundan sonra aşık olmak istemiyordum. Tamam, sevecektim ama AŞK YOK! Çünkü ben aşıkken dünyanın en aptal insanı oluyordum. Ve ne yazık ki kendimi yine böyle hissediyordum! Öküz herifin tekiydim! Kendime verdiğim hiçbir sözü tutamıyordum. Bir daha bira içip ezberlediğim filmleri izlemeyecektim. Ama yine koltuğuma yayılmış elimdeki birayla depresyon filmleri rafından aldığım bir filmi izliyordum.

Dün Nina ile bu koltukta otururken şimdi tek başıma içiyordum. Nasıl oluyor da hala onu düşünüyordum? Kız bana ağzına geleni söylemişti! Hayatımda bu zamana kadar kimse bana aynı anda o kadar hakareti saydırmamıştı. Hem de hayranlarım yüzünden! Neymiş? Onlara değer vermiyor muşum? Acaba ne yapmamı bekliyordu, sadece onlar için yaşamamı falan mı? Hepsi gelip  geçici duygulardan ve saçma sapan isteklerden ibaretti! Kafamı sağa sola sallayıp dikkatimi televizyona vermeye çalıştım. Çok da önemli değildi. Daha bir haftadır tanıştığım kız bana dünyanın hakaretini etmişti ve buna biraz da ben izin vermiştim. Henry bu olanları duyup halimi görseydi Nina'ya;

"Küçük sürtük!" deyip bana moral vermeye çalışırdı. Tabii ki bunu söylemesine izin vermezdim. O kesinlikle bir sürtük değildi. Hatta aksine bazen çok ince düşünen, tatlı ve çocuk gibi bir insandı. Güldüğünde (nadir de olsa) küçük ve renkli bir kahkaha atar ve hemen toparlardı kendini. Ama çoğu zaman kaba , ne dediğinin farkında olmayan kötü kadınlara benziyordu. Kişilik çatışması mı yaşıyordu? Hangisi onu ifade ediyordu? Ben hangisini seviyordum?  Ya da onu seviyor muydum?

'Tabii ki de seviyorsun seni APTALL!' dedi iç sesim. Sevmeseydim gittiği andan itibaren onu hangi bahaneyle arayabileceğimi düşünmezdim. Kapıyı çarparken bile "Gitme!" demek istiyordum. Ama içimde kırılan bir şeylar buna izin vermemişti. Şimdi de isyan ediyorlardı.Çünkü şimdi bile onun burada olmasını istiyordum. 

Bunu nasıl anlatsam? Hani çok beğendiğiniz bir şeye sonunda sahip olursunuz ve onu hiç yanınızdan ayırmak istemezsiniz. Size verdiği mutluluğu hiçbir şeyle paylaşamazsınız. Tam olarak bunun gibi bir şey işte.  Şimdi hiçbir hata yapmadan o mutluluğu kaybetmiş gibi hissediyordum. Kafamı bu saçma sapan şeylerle ve midemi de alkolle dolduruyordum. Televizyonu kapatarak dışarı çıkmaya karar verdim. Biraz da dışarıda kafayı bulsam fena olmazdı herhalde. Hem teselli eden birini de bulurdum. Sonuçta ben ARMIN CHADWICK ' TİM!

Soğuk hava sarhoş kafamı biraz ayıltmıştı. Ama aksine ben bu gece daha da sarhoş olmak istiyordum. Muhteşem görünen lanet olası hayatımın daha da berbatlaşmasını kutlayacaktım daha!!

Arabayı barın arka kapısına çektim. Burası genellikle bulunduğum bir yerdi ama bugün kamuflaj kullanmamıştım ve girişteki birkaç kadın bana yiyecekmiş gibi bakışlar atarak konuşmaya devam etmişlerdi.

Masaya oturur oturmaz bir viski söyledim ve garsona acıyan gözlerle baktım. Bu gece benimle çok uğraşacaktı, yazık. Bir an eve nasıl döneceğimi düşündüm ama sonra aklıma Henry geldi. Eminim beni ve kalan parçalarımı toparlar galaya kadar da bir hediye paketine dünüştürürdü tekrar. Bardağı kafama dikledim ve bir tane daha söyledim.

İnsanlar deli gibi mutluydu ve dans ediyorlardı. Beni kandırıyorlardı. Aslında mutlu değillerdi. Sadece her şeyi unutacak kadar sarhoşlardı ve benim de tam olarak yapmak istediğim buydu.! Bardağı kafama diklerken karşıda oturup beni dikizleyen kızlardan hangisiyle uyanacağımı tahmin etmeye çalışıyordum. Hemen sonra adımı duydum ve arkasından da yetişemediğim bir küfür. ÇOKGÜZEL! İri yarı bir adam bana doğru yürürken aynı zamanda küfür etmeye devam ediyordu. Sanırım  durduk yere dövmek isteyen gruptandı. Sebebsizce suratımı dağıtmak isteyen çok insan vardı ve bu bile benim için şu an bir intihar sebebiydi. O yüzden hiç tepki vermedim. Anlaşılan sabah hastanede bir şişe serumla uyanacaktım.

İri yarı adım tek hamlesiyle masada ne var ne yok hepsini dağıttı.

"Merhaba güzel yüzlü piç!" Nefesi yüzüme çarparken atacağı dayağı gerçekten yemek istedim.  O arada yakamdan tuttuğu gibi beni duvara çarptı.

"Hadi bakalım göster marifetlerini! Filmlerindeki o dandik sahnelere benzemiyormuş değil mi?" Adamın tiksindirici sesi beynimde yankılanırken yüzü daha da netleşti. En azından artık bir eşgal verebilecektim. Ayrıca sandığım kadar da iri yarı değildi. Hafif adeleleri vardı ve bilekleri güçsüzdü. Sarhoş olmasaydım ona kesinlikle 'güzel yüzlü bir piç' nasıl adam döver gösterirdim ama şu an karıncayı bile dev olarak görebilirdim. Suratı bir tane indirdiğinde barda büyük bir kıyamet koptu. Zaten doğru düzgün seçemiyordum ama o aptal herif artık yakamı bırakmıştı. Yanlış görmüyorsam şu an yere çömelmiş ve ağzını tutuyordu. Bunu ona ben mi yapmıştım? Hayır bu imkansızdı.

"Şimdi o kırdığım dişlerini de toplatıp defol git burdan!" dedi ince bir ses. Bir kadındı ve kafam iyice uyuşmadıysa bu Nina'nın sesiydi. Ondan önce şu adını bilmediğim parfümünün kokusu geldi.

"İyi misin? Hadi gidelim buradan." dediğini hatırlıyorum. Gözlerimi açabildiğimde evde, yatağımdaydım. Hala gece olmalıydı. Yatağımın boş tarafında elimi gezdirdim ve elim Nina'nın soğuk ellerini buldum. Parmaklarımla sıkıca ellerini kavrayıp konuşmaya çalıştım.

"Uyu Armin.Seninle yarın konuşacağız.' dedi boşluktan. Güldüm. Yarın canıma okuyacaktı! Tuttuğum elimle onu kendime doğru çektim. Önce geri çekildi ama sonra yanıma uzandı. Titreyen nefesini ve delicesine atan kalbini duyabiliyordum.

"Bir şey ister misin?" diye sordu. Gerilen bedenini kollarımın arasında daha da sardım.

"SADECE BİR DAHA GİTME.." diyebildim. Onaylarcasına kafasını sallarken bir şey daha sormak istiyordum ama bilincim gitmek üzereydi.

"Nina.."

"Efendim?"

"Parfüm.."

SEVGİLİM NEWYORKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin